“Karşı koymazsak eğer

Tehlikededir günlük ekmeğimiz

Bacamızın tütmesi tehlikededir

Evimiz, aşkımız, çocukluğumuz

Pencerede saksı

Kitap sevgisi, insan sevgisi

Tehlikededir”

Arif Damar

 

‘Yoksulluk yoksulluktur’ der çıkardık eskiden. Meğer yoksulluğun da çeşitleri varmış: Göreli yoksulluk, Mutlak Yoksulluk, İnsani Yoksulluk, Aşırı Yoksulluk, Gerçek Yoksulluk. Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk böyle söylüyordu. Bunların açılımı, açıklaması nasıl şeydi; asgari ücretlinin, emeklinin durumu hangisine uyuyordu bilmiyorum. Ama Fox TV’de izlediğim bir programda Hacer Foggo buna ‘Derin Yoksulluk veya Derinleşen Yoksulluk’ diye bir tanım daha ekledi. O da evlatlara, gelecek kuşaklara devrolan yoksullukmuş.

Üç ayda bir elime geçen emekli aylığıma ve sürdürdüğüm yaşam durumuna göre ben de yoksulum.

Bedenini tüketerek üreten bir babanın çocuğu olarak da zaten yoksuldum. Eğitime yirmi beş yıl hizmet vermiş bir emekçi, emekli olduğu halde halen yirmi beş, yani toplam olarak elli yıldır çalışan biri olarak da yine yoksulum. Ömrümün son sayfasının kapandığı gün de yoksul olacağımı biliyorum.

Niyetim edebiyat yapmak değil. Asıl amacım bu kavramı biraz irdelemek, öğrenmek ve öğrendiklerimi de paylaşmak.

Eskiden insanlarımız yoksul olduklarını kabullenemezler, o  nedenle utanırlar, söylemezlerdi. Ne zaman ki biraz bilinç sahibi oldular; o zaman görmeye, anlamaya, sorgulamaya başladılar, bunun bir sınıfsal bir kavram olduğunu fark ettiler. İşte o zaman durumlarını açık açık söyler hale geldiler. Oysa taa çağlar öncesinden Kofüçyüs (M.Ö 551/479) “İyi yönetilen ülkede yoksulluk utanılacak şeydir; kötü yönetilen ülkede ise zenginlik” demiş.

Adı üzerinde, ‘yok’tan gelen bir kavram. Saklamak yerine onu var eden nedenleri anlamak ve ‘yok’u yok etmenin yollarını aramak gerek.

En başta bilinmelidir ki yoksulluk, sermaye sahiplerinin emeğiyle geçinen insanların üzerinde uyguladığı bir şiddettir. Hem de en büyük ve uzun süreli, yaşam boyu süren bir şiddet. Yani yoksulluk en büyük şiddettir. Ayrıca zenginler yoksulların emeğinin ve ekmeğinin üzerine basarak servete ulaşmaktadırlar.

Halkın doğrudan yönetime katılamadığı, engellendiği, baskıcı bir azınlığın yönetimde olduğu ülkelerde uygulanan politikalarla halk yoksullaştırılmaktadır. Çünkü yoksul halka, artık kaybecekleri bir şeylerinin olmadığının farkına varıncaya dek boyun eğdirmek kolaydır. Farkına ne zaman varırlar, vardıkları anda da neler olur, onu önceden kestirmek çok kolay değil.

Bazı siyasi iktidarlar ulufe ile, askıda ekmek ile, zekat ile yoksulluğu yönetmeye çalışmaktalar. Oysa yoksulluk yönetilmesi değil, yok edilmesi gereken bir olgu. Bunu yaratan da içine doğduğumuz, yıllardır içinde olduğumuz ekonomik ve toplumsal sistemin kendisi. O sistem halka, bize bu dünyanın cehennemini yaşatarak öbür dünyanın cennetini vaad ediyor. Öve öve, vaad ede ede bitiremedikleri cennet nasıl bir şey ise kendileri bir türlü oraya yanaşmak bile istemiyorlar.

Biz de bu dünyanın cennetini istiyoruz. Nasıl bir şeymiş görelim.

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here