şarkılarla geleceğiz

bir ormanın

yanarken söylediği.

 

sesimiz dağılacak

havalanmış tırpanın

Tekinsiz rüzgârıyla.

 

kalbimiz yer değiştirecek

kuşların bayrağı

bir gelincik yaprağıyla.

2021 yazı.

Almanya’da yaşayan göçmen işçi aksanıyla soruyor, yan masadan biri:

Yeşil çay var mı?

Şaşırıyor, ‘yok’ diyor yaşlı garson.

1977 kışı, baharı, yazı, güzü.

Dörtyol ağzındaki gecekondu kıraathaneye dönüştü bir gün. Kapısını üstüne eciş bücüş bir yazıyla ‘Çayan Kıraathanesi’ yazıldı. Yaşımız on sekizden küçük olsa da kahvehaneye alınmasak da devrimci abilerimiz oradaydı, dinlemezdik kimseyi girerdik içeriye. Çay ve portakal çayı dışında içecek yoktu. Satranç henüz uğramamıştı buralara. Tavla dışında, tüm oyunlar yasaktı. Filtreli cigara burjuva işiydi, o da yasaktı.

Devrimci abilerimiz oturur, devrimi ve sosyalizmi anlatırlardı bizlere. Arada birbirleriyle kapışırlardı. Biz pür dikkat dinler, ağızlarından çıkan hiçbir sözcüğü kaçırmazdık.

Duvarlarda Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun… ; Marks’ın, Lenin’in, Stalin’in…  fotoğrafları asılıydı.

Bir gece bombaladılar kahvehaneyi. Ertesi gün kahvehanenin önünde toplandık, sloganlar attık.

Bir gün,  güpegündüz taradılar kahvehaneyi. Abilerimiz on dörtlüleri çıkarıp karşılık verdiler. Ali vuruldu o gün. Çok şükür ölmedi, kısa sürede iyileşti. Kaldığı yerden slogan atmaya devam etti.

Bir gün polisler aniden kuşattılar kahvehaneyi.  Yalnızca biz küçükler vardık o gün,  devrimci abilerimiz yoktu. Abilerimizi bulamayınca hınçlarını bizden aldılar, bize bağırıp çağırıp küfrettiler, bizi dövdüler.

Polis arabaları hareket edince önce küfrettik, sonra slogan atıp sokak aralarına kaçtık.

Bir gün polisler ateş etti kahvehaneye. Aydın abi vuruldu o gün, aranıyordu, hastaneye gidemedi. İyileşmiş gördüm bir süre sonra. Nasıl iyileştiğini bugün dahi bilmiyorum.

2021 yazı.

Hava çok sıcak; dışarıda yürümek neredeyse olanaksız.  Ağzımda maskeyle girdim Eylül  Cafe’ye.    Eylül Cafe,  yıkılan Çayan Kahvehanesi’nin yerine kurulan sitenin altına açılmış. Tanıdık kimseyi göremedim önce. Oturdum,  oturanları izledim. Emekliler,  her davranışından öğretmen olduğu belli olan öğretmenler, işsizler… okey ya da kâğıt oynuyorlardı. Dışarıdan gelip oturanlara alışkındılar, şöyle bir bakıp bana oyunlarına devam ettiler.

Borsadan söz etti biri; kripto paradan diğeri.

Ulan bu faizden zarar etti, dedi bir diğeri.

Duvarlarda Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Kapıcılar Kralı,  Selvi Boylum Al Yazmalım,  Köyden İndim Şehire,  Arabesk… filmlerinin afişleri;  Kadir İnanır’ın, Türkân Şoray’ın, Kemal Sunal’ın, Adile Naşit’in… posterleri asılıydı.

Biraz sonra 1977’den çıkıp gelmiş gibi Hayri abi çıktı geldi. İçeride şöyle bir dolandı, kimseyi bulamadı, beni tanımadı, bahçeye çıkıp sarmaşıkların altına oturdu.

Kalkıp yanına gittim. Yüzüme baktı baktı, hatırladı sonra. Oooo, hoş gelmişin, gel otur hele, dedi. Oturdum, hal hatır sorduk,  işten güçten konuştuk. Derken 1977’den çıkıp gelmiş gibi dört abi daha geldi. Oturdular. Hayri abi, beni tanıttı gelenlere,  bizim gençlerdendi, dedi. Oysa ben hepsini hatırlıyordum, teker teker adlarını söyledim. Şaşırdılar. Onlarla da hal hatır sorduk. Hayatlarımızı özetledik. Sonra, sen kusura bakma, biz ‘oşkin’ oynayacağız,  dediler, ben kenara kalktım, yancı oldum. Çay üstüne çay geldi,  oyun oynarken tatlı tatlı didiştiler, gülüştüler, birbirlerine takıldılar.

Burada Çayan Kahvehanesi vardı bir zamanlar,  tavladan başka tüm oyunlar yasaktı, yasak kalkmış demek ki, dedim.

Güldüler.

Almanya’da yaşayan göçmen işçi aksanıyla soruyor, yan masadan biri:

Yeşil çay var mı?

Şaşırıyorum.

Yaşlı garson da şaşırıyor ‘yok’ diyor.

Kalktım, ‘dışarıda gürül gürül akan bir dünya’ vardı, vedalaştık, yürüye yürüye kentin çarşısına indim.

İnsanların arasına karıştım, kalplerin kalabalığına karıştım.

Yeniden dedim, yeniden dedim:

kalbimiz yer değiştirecek

kuşların bayrağı

bir gelincik yaprağıyla.

 

güneşin ayaklarıyla koşacağız

oğlakların doğumuyla

ıslanmış kırlarda.

 

şarkılarla geleceğiz

bir dağın

uyanırken söylediği.

Şiir: Salih Bolat (Geleceğiz – Rüya Zamanı)

 

 

                                                                                Mart – 2022

                                                                                   Antalya

 

7 YORUMLAR

  1. Dün ve bugün… yaşadığımız hayat değişiyor, insanlar, oyunlar. İyi geliyor aynaya bakmak. Geriye gitmek, oralarda biraz dolaşmak iyi geliyor. Yasakları bugünkü yasaklarla karşılaştırmak, ne güzel yasaklarmış diyebilmek, bugünü sorgulamak iyi geliyor.

  2. Bazen zamanın akışı geçmişi sararmış eski sayfalarını getirip yancı bir sızı yaratır yüreklerde ..Kalakalırsın masalarda, yollarda, bir yerlerde … Boş boş bakarsın.. Savrulup giden rüzgar ne çok şey alıp götürdüğünü bilirsin anlarsın ama hüznü salamazsın o rüzgarlara, istemezsin geçmişe karışıp yok olmasını… Nusret hocam kısmen takip etmeye çalışıyorum seni ve Antalya’yı ve diğer bazı şeyleri …. Tarih tamda geçmişi yazıp gelecek nesillere hikayeler anlatma zamanı… Ama kötü-umarım geçici olur- bir zamanda yaşıyoruz sanki . Durup okumaların dinlemelerin paylaşımların azaldığı hızın değişimin seyrini bozduğu bu zamanı ancak edebiyat ve sanat sağaltabilir…

  3. Kapitalizm kendi yerini içindeki ‘zıt’ olana bırakmak istemez elbet, boşanmak istemeyen bir eş gibi, süreç uzar, sancılar değişir, sonunda yaşamın diyalektiği kazanır, zıtların birliği yani

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here