“Öküzün dünyası, sürdüğü tarla kadardır.”

Geçenlerde Arjantinli bir yazarla röportajı dinledim, şimdi adını anımsayamadım. Yazara soruyor gazeteci; “Yazarın, şairin sadece yazdığına mı bakalım, kişiliğine mi? Kişilikleriyle de bize örnek olmaları gerekmez mi?” Yazar gülümseyerek yanıtlıyor.

“Kişiliğine bakarak okuyacaksan eğer, pek eser bulamazsın, çünkü en ünlü eserleri, alçaklar yazmıştır. Hepsinin bir zaafı, yüz kızartıcı bir suçu vardır.” diyor.

Buradan hareket  etmek istemiyorum aslında. Çünkü o yazarı dinlerken epeyce şaşırmıştım nedense. Evet insanlar hata yapabilir. “Hatası olmayanın erdemi de olmaz,” sözüne inanıyorum. Ama bu hata, insanlık suçu olmamalıdır. Kadınlara şiddet, taciz, tecavüz insanlık suçudur.

Hasanali Toptaş, yakınlarda ünlenen, belli ki yazdıklarıyla yakaladığı ünü içine sindiremeyen, haddini aşan olaylar yaratmış. Şimdi kendini nasıl haklı çıkaracağını bilemiyor, saçmaladıkça saçmalıyor. Keşke yazar olmadan önce eşitliği içine sindirmiş bir insan olabilseymiş. Yirmi kadar kadın kendisinden şikayetçi. İçlerinde tanıdıklarım da var. Tacizi yapanın utanması gerektiğini düşündüğüm için, kadın yazarların adını rahatça yazabilirim.

Bir çok kadın yazardan böylesi öyküler dinledim. Bazı erkek yazarlar ne kadar güzel yazarlarsa yazsınlar, eğer kafalarının içinde eşitliği sağlayamadıysalar, o eşitsizlik çöplüğü her an ortaya çıkabilir. Eğer eserlerinde kadını, elma yanak, kiraz dudak, sırma saç vb gibi yazıyorlarsa, yani hâlâ kadını nesne olarak yazıyorlarsa, hâlâ kadını değil de kadına yazıyorlarsa, edebiyat alanında iyi olmaları onları iyi insan yapmaz.

Kadınlar olarak hepimiz (abartı değil) hayatımızın bir bölümünde mutlaka tacize uğramışızdır. Maalesef bazı erkekler, kalabalıkta gösterdiği kibar davranışlarını bir kadınla tenhada karşılaştığında hemen unutuveriyor. Aslında bence gerçek kişilikleri tenhadaki davranışlarıdır.

Tacize uğrayan kadın, kolayca bunu dile getiremez. Ben uğradığım taciz olayını yirmi yıl sonra anlatabilmiştim, o da herkese değil, çok güvendiğim, kendimi o alana ait hissettiğim feministlerin yanında. Öncelikle kadınları, bizim toplum susturarak büyütürler, önce susmayı öğretirler. Yıllarca susan bir insan kolayca konuşamaz. Bizler de karşı cinse göre epeyce geç konuştuk. Bildiğimizi söyleyemedik, ezberimizi bozmak yıllarımızı aldı. Kaldı ki tacizi anlatmak, anlatınca suçlanacağını düşünmek ki çoğu kez öyle olur, bunu göze almakla olabilir. Bu da epeyce zaman alır. O nedenledir ki yılların deneyimi ile alınmış karardır; “Kadının beyanı esastır” kararı. Hiç bir kadın kendisi için taciz tecavüz edildi diye yalan söylemez. Bilir ki toplum önce kendisini dışlayacaktır. Tacizciler de zaten bundan cesaret alır.

Bir kadın yazar, saçını kış günü sıfıra vurdurmuştu, nedenini sordum anlattı.

“İstanbul’da ünlü bir yazarı ziyaret ettim, çok heyecanlıydım çünkü kitabımı verecektim ve fikrini öğrenecektim. Onun düşüncesi benim için çok önemliydi. Daha evine girer girmez saçlarımı eline doladı, yatak odasına sürükledi. Bu arada saçlarımı övdü. Ondan zar zor kurtuldum ve saçlarımdan nefret ettim, hemen berbere gidip kazıttım.” Onu dinlerken, gözlerimden yaşlar aktı. Söz yetmedi. O kadın depresyona girdi, günlerce odasından çıkmadı. Hayatı bir daha eskisi gibi olmadı. O yazara götürdüğü kitabından da nefret etti. Eserlerini sayarken o kitabı hiç anmadı. Bunu yapanlar, acaba davranışlarının, kadın ruhunda ne kadar derin yaralar açacağını düşünebiliyorlar mı? Bunu çok merak ediyorum doğrusu.

Şunu eril sistem artık iyice öğrenmelidir. Erkek, kadının sahibi değildir. Bu sadece basit bir cümle gibi görünebilir, ama sahiplik düşüncesinin altından her zaman cinsiyet eşitsizliği çıkar, ya da eşitliği kavramayan kafalardan, sahiplik düşüncesi fışkırır. Kadınlar, artık bu tür düşüncelerden, kadının hayatını sınırlamaya çalışanlardan bıktı. O nedenle kadın dayanışmasını örerek, tacizin, tecavüzün, her türlü şiddettin üstesinden geleceklerdir.

Her türlü şiddet, ortaya dökülmeli, tacizler, tecavüzler karanlıkta saklanmamalı. Saklandıkça, tacizciler cesaret alacaktır. Kadın dayanışması bu saklanma edimini de ortadan kaldıracaktır. Tacize, tecavüze, her türlü şiddete uğrayan kadın yalnız değildir. Yeter ki bu suçları görünür kılabilsin.

Leyla Erbil başta olmak üzere, bir çok kadın yazar, eserlerinde erkek yazarların kadına bakışını işlediler. Bugün Pelin Buzluk’un, Aslı Tohumcu’nun, Nazlı Karabıyıkoğlu’nun başlattığı çığlık, cesur genç kadınların içindeki haykırışla büyüyor ve “Me too” hareketini güçlendiriyor. Unutulmamalı ki kadınların özgür olmadığı bir ülkede erkekler de özgür olamaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here