Dünyada 60 milyondan fazla insanın mülteci statüsü olmayan mülteci durumunda olduğu belirtiliyor.

Savaşlar, siyasal baskılar, yoksulluk, iklim değişikliği, küreselleşme politikaları ile ucuz iş gücü talepleri gibi nedenlerle insanlar yerlerinden yurtlarından koparılıyorlar.
Ama hiç birinin vatanlarını , kültürlerini ve yakınlarını kendi istekleriyle terk etmedikleri ortada.

Yersizlik yurtsuzluk, her türlü tehdit ve riske açık bırakılmalarının, özellikle de her türlü istismar edilme hallerinin sorumlusunun mültecilerin kendileri olmadığı hepimizin malumu.

Kimilerine göre ileri sürüldüğü gibi görüntüleri, kültür farklılıkları, işledikleri suçlarla çeşitli tepkilerin nedeni olarak görülmelerinin ve hatta demografik yapımızın bozulmasının da sorumlusu olarak mültecileri görmek mümkün değil.

Elbette onlar olmasaydı, onlara atfedilen herhangi bir uyuşmazlık da söz konusu olmazdı.

Ama kabul etmemiz gereken çok yalın bir durum var.
Buradalar ve hepsi insan.

Üstelik bizi yönetenlerin bizzat içinde rol aldığı savaş politikalarının sonucu olarak burada bulunuyorlar.

Ve tekrar hatırlatmakta yarar var ki her birimiz gibi onlar da insanlık onurunu ve yaşam hakkını hak ediyorlar.

“Vur abalıya” yaklaşımını hiç kimse kendine yakıştırmak istemese de ne yazık ki düşürülmek üzere olduğumuz durum budur.

Bütün bu yaşananlar, bir koyup beş alma hevesleriyle güdümlü hale getirilen bir düzenin yönetim anlayışının sonuçları olduğu da çok açık.

Üstelik artık Taliban’la da görüşülebilirmişiz. Bu diplomasi oluyormuş da kendi ülkesinin yurttaşlarının birbirlerinin kuyularını kazmalarını teşvik eden, dini siyasallaştıran politikalara itiraz etmek vatan hainliği oluyormuş.

Göçmen sorununun öznesi göçmenler olmamalı.

Nasıl ki hayat pahalılığının, işsizliğin ve eşitsizliklerin sorumluları olarak söz yetki karar imkanı tanınmayan
emeği ile geçinen insanları, dışlanan yurttaşları göremiyorsak, savaşa karar vermeyen ve taraf da olmak istemeyen göçmenleri de hayatta kalabilmek için başka ülkelere sığınmış olmalarından dolayı sorumlu ilan edemeyiz.

Çok açık ki göçe yol açan ve bundan sosyal/siyasal/ekonomik çıkar sağlayanlar, göç ve göçmen sorunlarının sorumlularıdır.

Tedavüldeki siyaset erbabına hatırlatılması gereken konu, vatandaş haklarından önce insan vardı. Hatta ulus devletlerden, vatan kavramlarından da önce insan var.

O nedenle öncelikle barışı, halkların kardeşliğini, dayanışmayı ve demokratik yaşamı savunmaktan, emperyalist politikaların parçası olmayacak yönetim anlayışı için mücadele etmekten başka bir çıkar yolumuz görünmüyor.

Kendi ülkemizin kötü yönetilmesinden sorumlu ve sırf varlığını sürdürmek uğruna emperyalizmin beklentilerini karşılayan, öngörüsüz politikalarla göçmen sorunlarının ana nedeni olan iktidar anlayışına doğrudan hesap soracak yol ve yöntemleri geliştiremeyelim, muhalefet olarak bir araya gelme konusunu dahi beceremeyelim ama göçmen düşmanlığının iktidarı zayıflatacağını zannedelim.

Ne yazık ki iktidarın vur abalıya politikaları ile oyuna getirilenler de,
zayıf yerlerimizi kullanarak birbirimize düşürülmek istenenler de, mağduriyetleri ve yoksunlukları çekenler de yine bizleriz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here