Uzun süredir Türkiye ‘ nin siyasal ve iktisadi konumlanışı üzerine gelişmeleri takip ediyoruz. Gidişatın hiç de iç açıcı olmadığı konusunda iktidar yandaşları dışındaki hemen hemen bütün kesim ortaklaşmıştır. Tek adama dayalı sistem daha ilk yılında çökmüştür. Yasama devre dışında bırakılmış.Yürütmenin ihtiyaçlarına göre çalıştırılmaktadır. O kadar… Yargı ise yürütmenin emrine girmiş, adeta iktidarın sopası rolünü üstlenmiştir. Bakanlar kurulu halktan tamamen uzaklaşmış, bakanlara, cumhurbaşkanına parlementerler dahi ulaşamamaktadır. Elitist, sorumsuz, denetimsiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Bağımsız,özerk hiç bir kurum kalmamıştır. Üniversiteden -danıştaya, Tüik’ den-yargıtaya aklınıza her ne gelirse iktidarın tam egemenliği altındadır. Az sayıdaki sendika, oda ve bazı baroları saymazsak. Yani devleti devlet yapan bütün kurumlar siyasal iktidarın güdümündedir. Siyasal iktidarda bir kişinin elindedir. Ve yönetim yeni bir rejim inşa etmiştir.Rejimin karekteri siyasal islamcı, neo liberaldir.Oligarşik yapı bir tür siyaseten monarşik yapıya dönüşmüştür.

Şimdi rejimi fazla keskin tanımladığımızı düşünenler olabilir. Onlara şunu söyliyebilirim Az bile söyledim . Siyasal islamcıların – ihvancıların -müslüman kardeşlerin özelliği,uygulamalarını alıştıra alıştıra hayata geçirmeleridir. Bu, insanlarda yanılsamalara neden olabiliyor.Yani bir tür yumuşak geçiş. Diğer taraftanda şunu belirtmeliyiz ki, toplumun önemli bir kesimi mevcut iktidar yönelimine direniyor. Bu direnç iktidarda gedikler açabiliyor. Çağ dışı, demoda bir anlayışın kolay maya tutmıyacağı ortada. Şimdi yönetim erki kimi tadilatlarla, demokrasicilik aldatmacalarıyla muhalefeti yanına almaya, olmazsa uzlaşmaya çekerek uzun vadeli hedeflerine ulaşma peşindedir. Sermaye ve özellikle uluslararası sermaye ise gelişmesi muhtemel muhalefeti sönümlendirecek, islamcı- liberal, sermaye dostu,”yeni” oluşumlara mevcut bir kısım nicel çoğunluklu muhalefetide eklemlendirerek sözüm ona alternatifler oluşturma çabasındadır. Osmanlı’ da oyun çoktu, emperyalistlerde oyun misliyle. Mesele bu oyunları görmek ve siyasetin doğru pozisyon alacağı yeni bir döneme yığınağın yapılması meselesidir.

Sol ne yapmalı? Sosyal demokratlardan sosyalistlere kadar, kendini emekten, emekçiden, özgürlükten, demokrasiden,insan haklarından, ekolojik yaşamdan vs. yana gören her renkten yapıların özgünlügüne eyvallah diyelim de,objektif olarak çok müsait olan kocaman ortak paydalarda buluşacaklarmı? Seksen öncesi birikimlerede atfen,son 20-30 yıl aralığından bugüne sahada olan sosyalist solun bugün kendini sorgulayıp yeniden bir inşa süreci ihtiyacını hisediyormu? Buna verilecek yanıt üzerinden bir tartışmanın açılması önemlidir. Bu ihtiyacın genel olarak sosyalist solun ana damarlarını oluşturan kesimlerin tamamından veya ekseriyetini kapsaması vurucu önemde olduğuna şüphe yoktur. Diğer türlüsü zaman kaybıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken, denenmişlerin tekrarı olmamalıdır. Özellikle değişik yapıların ittifağı biçiminde hiç olmamalıdır. Bu tür birlikteliklerin zamanla enerjilerini iç tartışmalara heba ettiğini biliyoruz. Olması gerekenin sırat köprüsü sınıf, emek, özgürlük, eşitlik ve ekolojik konumlanmadır. Diğer bir başlık ise, nasıl bir yapılanma- örgütlenme – mücadele biçimi ve araçlarının analizidir. Ve elbette diğer alt başlıkların ele alındığı kıyasıya bir tartışmanın sonucunda oluşturularak stratejidir.Zira kısır bir döngüden çıkmanın yolu eski hastalıklarından arınmış, grup reflekslerinden azade yeni bir yol yapmaktan geçer.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here