Değerli Arkadaşlar!

1997’de başladım sizlerle birlikte yaşam kavgası vermeye. Yani, eski hesaptan emekli olmak olası olsaydı bir yıl sonra ikinci bir emeklilik hakkı daha kazanmış olacaktım. İşimi severek sürdürüyorum. Çünkü insanı seviyorum. Hayatı seviyorum. Sizleri seviyorum.
İyi işlerin ömrü uzatacağına inanıyorum. Kendime de, sizlere de uzun ömürler diliyorum. Ne olacak yani en çok uzun uzun, hep birlikte sürünürüz.

“ Çetin Şakir Çağlayan, Hatice Yentür gibi “Abi biz seninle büyüdük” diyenler çoğaldıkça; Musa Doğan, Mustafa Erol, Ömer Aykan, Refik Cennet gibi karşılaştığımızda elimi öpmeye çalışanlar beni şımarttıkça; Niyazi Gencer, Nezaket Yılmaz, Aysel Dağlar, Garip Özkeskin gibi iki eli kanda iken bile beni ofisine konuk olarak kabul edenler var oldukça; Halil İbrahim Bakal, Atilla Buhur, Sinan Cem Tahmaz, Mehmet Arısoy bana “Senin gibi dinozorları yaşatmak gerek” demeye devam ettikçe; Ali Çiçek, Yusuf Çelik gibi “Abi sen ofislerimize kitap getirerek bize unuttuğumuz bir değeri yeniden hatırlatıyorsun” dedikçe, İlhami Uğur Sevimli “Hasan Emmi!” diye ünlemeyi sürdürdükçe, Hamdi ve Gülsün Çiftçi “Abi, sayende birkaç dakikalığına da olsa işten başımızı kaldırıp üç-beş kelam ediyoruz” dedikçe, Murat Yaşar Toygun pazartesi günü beni uzaktan görüp (Hasan Hoca’m, hayırlı cumalar) diye seslendikçe ben de bu işi aynı amatör ruhla yapmaya devam edeceğim.

Yani sizler iyi insanlarsınız. İyi insanlar aslında bizim sandığımız gibi az değilmiş. Onlar bizimle birlikte paralel yürüdükleri için az görünür; kötüler ise zikzak çizerek yol aldıkları için daha çok karşımıza çıkarmış.

Gördüm ki insanlar görünüşleriyle karşılanır; kişilikleriyle uğurlanırmış. İyi uğurlanmak için de iyi karşılanmak gerekirmiş. En kötü hayat da “başkaları ne der” diye yaşamakmış. Bu yaşam kavgasında karşılaştığınız insanlar sırtınızdaki yüke değil yüzünüzdeki ve gözünüzdeki ifadeye bakıyorlarmış. Yüzü sirke satan insanın kendisi pekmez satamazmış. Ve gülümsemeyi bilmeyen insan dükkân açmamalıymış. Çünkü iki insan arasındaki en kısa yol gülümsemeymiş. Kişinin yüzündeki ifade sırtındaki giysiden önemliymiş.

Ama “koşan ata nal çakmaya” çalışır gibi yapmak durumunda olduğumuz iş hayatını sürdürürken yaşamaya da zaman ayırmak gerekirmiş. Yaş ilerledikçe yaşlandığımızı sanıyormuşuz; oysa aslında yaşamadığımız için yaşlanıyormuşuz. Yaşamın da iki amacı varmış: Birincisi istediklerimizi elde etmek, ikincisi de elde ettiklerimizin tadına varabilmekmiş. Yalnızca akıllılar ikinciyi başarabilirmiş. Akıllı olmak kolay değilmiş. Çünkü aklıyla övünen insan, hücresinin genişliğiyle övünen cezaevi mahkûmuna benzermiş.

Değişim rüzgârları esmeye başladığında akıllılar değirmen yapar; aptallar duvar örermiş. Kişiye, topluma ne getirdiğine veya ne götürdüğüne bakmadan her değişime ayak uydurmaya çalışanlar da kendini azalta azalta yok olup gidermiş.

Değerli arkadaşlar! Kimi insan mal-mülk biriktirirmiş; benim gibiler de elli yıldır okuduklarını, duyduklarını, hatta kamyon arkası yazılarını biriktirirmiş. Ve “hayat tespihe benzermiş; insan bazen çeker, bazen sallarmış.”

Günde altı saat televizyon izliyor, üç saat internette dolaşıyor, günde ortalama sekiz dakika okuyormuşuz. Kitap gereksinimlerimizin iki yüz otuz beşinci sırasında yer alıyormuş. Örneğin Hollanda’da kitap okuma oranı bizim iki yüz on katımızmış.

Sağlık Bakanlığının verilerine göre 2016’nın ilk dokuz ayında 33 milyon 638 bin 916 kutu antidepresan ilaç tüketimi, 2019’da 49,8 milyona, 2020’de 54,6 milyon kutuya çıkmış. Prof. Dr. Nesrin Dilbaz’a göre son beş yılda antipsikotik tüketimi 7 milyon 201 bin kutudan 12 milyon 158 bin kutuya çıkmış. Uyuşturucu kullanım yaşı 14 yaşın altına düşmüş ve uyuşturucudan ölüm oranı yüzde 1833 artmış.

Her şeye karşın 1-7 Mart Muhasebeciler Haftanız kutlu olsun!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here