“Ne alnımızda bir ayıp

Ne koltuk altında

Saklı Haç’ımız

Biz bu halkı sevdik

Ve bu ülkeyi

İşte bağışlanmaz

Korkunç suçumuz.”

                          Ahmet Arif

Belli oldu, artık yaprak dökümünü geçtik; neredeyse her gün bir dal kırılıyor içimizde.

Kirami Bayram’la başlayan yaprak dökümü Hasan Baran’la sürmüş, Mehmet Genç ile durmuş gibiydi. 7 Ocak 2022 günü WhatssApp’ta Pamukpınarlı Okuldaşlar grubunda Hıdır Karademir’in iletisini görünce bir an donup kaldım:

“1972 mezunu arkadaşım, dostum Ali Kıy’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Uzun süre görüşememiştik. Her birimiz bir yere savrulmuştuk. O Danimarka’da sürgündü, ben de İsviçre’de. Yıllar sonra İsviçre’nin Basel şehrinde yollarımız kesişti. Ali yine aynı Ali’ydi: Sıcak kanlı, dost canlısı, şen ve güler yüzlü. O günden sonra bağlantımız hiç kopmadı. Telefonla da olsa görüşüyorduk.

Erken oldu be Ali’m! Seni hep sevgiyle, saygıyla anacağım.”

Oysa Ali daha birkaç gün önce facebookta ak saçlarıyla, top sakalıyla, gülümseyen yüzüyle gözümüzün içine bakıyor, çağırsak hemen kalkıp gelecek gibi duruyordu.

Ali Pamukpınar İlköğretmen Okulu, 6/C sınıfının gülen yüzüydü. Yanağına oturan gamze ile neşe verirdi çevresine. Okuluna, öğretmenlerine, arkadaşlarına aşkla bağlıydı. İstanbul’da yapılan buluşmalara ta Danimarka’dan bir çocuk sevinciyle gelirdi. Tüm masaları dolaşır, o kısa zamanda herkesi dünya gözüyle görmeye çalışırdı.

Pamukpınar Yolcuları’nı yazdığıma çok sevinmişti. Her iki baskıdan da birer tane istedi. PTT kargo ile Danimarka’daki adresine gönderdim. Her seferinde de bana maddi olarak destek olmaya çalıştı. Sık sık kitabımız Pamukpınar Yolcuları elinde, bağdaş kurmuş durumda fotoğraflar gönderdi. Hatta son kitabımdan on tanesini İzmir-Torbalı’dan İhsan Şahin arkadaşa göndermemi isteyerek o çevredeki dostlara ulaşmamı sağladı. Yani Ali, faşist 12 Eylül zihniyetinin yok etmeye çalıştığı, ama yok edemediği dayanışma ve mücadele ruhunun bir neferiydi. Öyle de kalacak anılarımızda.

2017’deki ilk baskıyı gönderdiğimde zarf içinde bir hediye göndermişti. Bir adet bira açacağı, yanında da bir not vardı. O notu bugün aradım buldum. Şöyle yazıyordu:

           “Sevgili Hasan! Sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Hatırlanmak dileğiyle.

                                                                                                                          Ali Kıy 18 Mayıs 2016 İstanbul

Ali de, Hıdır da TÖB-DER üyesi olarak içinde yer aldıkları mücadeleden dolayı 12 Eylül’den sonra yurt dışına çıkmak zorunda kalmışlardı. Değerli Mübeccel Bekmürza öğretmenimizin sık sık söylediği Tezer Özlü’ye ait şu sözde olduğu gibi “Bu ülke bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” olmuştu. Ardı arkası kesilmeyen zulüm Pamukpınar’ın değerli ozanı Abuzer Karakoç, Türkiye sinemasında tek başına bir çığır açan Yılmaz Güney ve asi sesli Ahmet Kaya’nın yabancı diyarlarda yurt özlemiyle yanıp kavrularak hayatlarını kaybetmelerine neden olmuştu.

Sabahtan beri bir hoş olmuştum. Melike Demirağ’ın ‘Arkadaş’ını diledikçe Ali gözlerimin önüne geliyordu hep. Pamukpınar Yolcuları2’nin 60. sayfasında şöyle sesleniyordu:

“Değerli dostlar ve çok sevdiğim Pamukpınarlılar!

          Ben Ali Kıy! Gerçek doğum tarihim 1951, ama kimliğimde 1953 yazıyor. 1966 yaz döneminde Pamukpınar’da sizlerle başlayan yolculuğum 1972 yaz döneminde okulu bitirinceye dek sürdü. Kırk beş yıl süren ayrılığın özlemiyle hepinizi kucaklıyorum.

          Halen unutamadığım bir yer orası. Çocuk yaşta geldik. Ben ve arkadaşlarım orada büyüdük. Daha doğrusu birlikte geliştik. Acı ve tatlı anılarımızla koyun koyuna yattık. Bazı olumsuzlukları şimdilik bir kenara koyacak olursak, öğretmenlerimiz bize ana baba oldular.”

Ali Kıy üç sayfa tutan sözünü şöyle bitiriyordu:

“Saygı değer Pamukpınarlılar! Uzun yıllardır Danimarka’da yaşıyor; halen eğitimci olarak çalışıyorum. Haberim olduğunda da Pamukpınarlılarla birlikte olabilmek için heyecanla koşup geliyor ve – birkaş saat de olsa – sizlerle olmaktan müthiş haz alıyorum.

Güle güle sevgili Ali! Uğurlar olsun! Sen ülkende mücadelesini verdiğin güzel günleri göremeden gittin ama biz kaldığın yerden devam edeceğiz. Uzak ülkelere gitmeden, kendi ülkemizde kalarak, sonsuz ve sınırsız bir sabırla, azim ve kararlılıkla güzel günlere ulaşmaya çalışacağız. Bu bize tarihin yüklediği bir sorumluluk.

 

 

 

 

 

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here