Sendikalar kapitalist sömürünün artması ve üretim araçlarının gelişmesi ile beraber büyüyen işçi sınıfının amansızca, ölümüne sömürülmesinin karşısında işçi sınıfının öne çıkardığı bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır.  Sanayi devrimi ile birlikte sendikalar da yavaş yavaş ortaya çıkmış ve önceleri bir çeşit “dayanışma sandıkları” şeklinde örgütlenmiştir. 1800’lerin ikinci yarısından sonra da Birleşik Krallık, Kıta Avrupası ve ABD’de sendikalar yavaş yavaş da olsa ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde sendikalar “sınıf” veya “işçi sınıfı” gibi kavramların dışındaki saiklerle örgütlenen yapılardı. Marks ve Engels işçi sınıfının en geniş kesimlerinin örgütlenme ve birleşme merkezi olarak sendikaları tanımlamışlardır.

İşçilerin ekonomik çıkarları için kurulan sendikalar ekonomik mücadelenin ötesinde toplumsal bir güç haline gelen işçi sınıfının siyasal olarak ta etkinliğini artırmıştır. Sanayi üretiminin artması sömürüyü artırıyordu. İşçi sınıfı çok çabuk elinden geri alınan yetersiz ekonomik kazanımları elde etme sürecinde siyasallaşmakta ve birbirleriyle olan rekabete son verip önce patronlara sonra da patronların sistemi olan kapitalist sisteme karşı örgütlü mücadeleye girmekteydiler. Marx’ın “Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok, kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” sözünde özetlenebilecek bir anlayış dünyayı sardı ve “zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri” olmayanlar “kazanacakları bir dünya” için sendikalarda ve işçi sınıfı partilerinde birleştiler. İşçi hareketinin tarihsel ilerleyişi içinde siyasi mücadele öncelik kazandı. Ama bu gelişme sendikal mücadelenin gereğini ve zorunluluğunu asla ortadan kaldırmadı.

Sınıf ve Kitle sendikacılığı, sendikaları sadece örgütlü olduğu alanın ekonomik çıkarları için örgütlenme ve mücadele anlayışından doğmuş, devlet ile uzlaşmış bir sendikacılık anlayışının reddidir. İşçi sınıfının “kazanacağı bir dünya” için yoksul köylü mücadelesi başta olmak üzere kadın mücadelesi, bağımsızlık mücadeleleri ile hareket etmesi demektir. Doğal olarak kitleseldir. Her siyasi görüşten işçi, emekçi bu sendikalara üye olabilir. Sermayeye ve onun devletine uzak bir anlayışa sahiptir. Aynı zamanda sol siyasi yapılara karşı da eşit mesafededir. Sendikalar kitle örgütleridir, ama aynı zamanda sömürü ve baskıya karşı mücadele eden, kapitalist sömürünün temeline yönelen işçi sınıfının örgütleridir.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığının demokratik bir yapılanması vardır. Sendika içindeki her grubun, bireyin kendi sözünü söyleme ve bu sözünü yaygınlaştırma hakkını savunur. Demokratiktir, işçilerin ve emekçilerin hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan kendilerini ifade edecekleri meclis yapılanmalarını ve en üstte işyeri meclislerinin olduğu, sendikanın tüm kararlarının o işyerinde çalışan tüm işçi ve emekçilerin oluşturduğu işyeri meclislerinde alındığı ve Yürütme Kurullarınca uygulandığı bir doğrudan demokrasi anlayışına sahiptir.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı anlayışına göre sendikalar bağımsız örgütlenmelerdir. Herhangi bir siyasal partinin ya da yapının yan örgütlenmesi, arka bahçesi değildirler. Her üye ya da üyelerin oluşturduğu siyasal anlayışlar kendi siyasal görüşlerinin sendikada hâkim olması için çalışırlar. Sendikanın demokratik yapısı buna açıktır. Bu çalışmaların yeri de meclisleridir. Tüm söz hakkı, yetki ve karar meclislerindir.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı eylem ve etkinliklerinde üyelerin çıkarlarını esas alır. Bir siyasi grubun eylem ve etkinliklerini doğrudan doğruya, bir siyasi parti gibi uygulama anlayışını reddeder. Üyeye siyaset yapma hakkını savunurken, tek bir grubun siyasetinin hâkim olmasını kabul etmez.  Tüm üyelerin mutabakatını esas alır. Dünyadaki veya ülkedeki siyasal gelişmeleri işçi sınıfının bakış açısıyla yorumlar, kendi diline tercüme eder ve o temelde eylem ve etkinliklerini planlar.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı işyeri meclislerinden her alanda kadın örgütlenmesini temel alır. Kadın işçilere/emekçilere her mecliste, meclis yürütmelerinde ve sendika merkezi yürütmelerinde erkeklerle eşit sayıda ve nitelikte yer verir.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı kapitalizmin doğayı tahrip ederek kendisi için kar alanı haline getirmesine karşı doğanın yanındadır. Doğayı tahrip edenlere karşı başta köylüler olmak üzere tüm bileşenlerle beraber ortak mücadele etmeyi savunur.

Sınıf ve Kitle Sendikacılığı din, ırk, milliyet temel alınarak yapılan sendikal örgütlenmeleri reddeder. Sendikalar her ırktan, her milletten, her cinsiyetten, her dinden, her mezhepten işçilerin emekçilerin örgütüdür anlayışı ile hareket eder.

Not: 1975 yılında kurulan, Yeni Çeltek ve Aşkale grevleriyle adını duyuran Yeraltı Maden İş Sendikası adı konulmadan tartışılsa da Sınıf ve Kitle Sendikacılığı anlayışı için bir örnek oluşturmaktadır. Erzurum’un Aşkale ve Amasya’nın Suluova ilçesi yakınlarında Yeni Çeltek bölgesinde bulunan madenlerde devrimcilerin öncülüğünde örgütlenen işçilerin kurduğu Yeraltı Maden İş, bir sendikanın nasıl örgütlenmesi gerektiğini de anlatmaktadır. Yeni Çeltek’te başlayan 23 günlük grev işverenin sendikanın isteklerini kabul etmesi ile sonuçlandı. Sadece maden işçileri değil Yeni çeltek ve civardaki köylerde greve o zamanki adı komiteler şimdiki adı ile meclisler yoluyla katıldılar. Grevden sonra işe alma, kömür satışı gibi konularda işçiler ve köylülerden oluşan bu meclisler etkin oldu. 1980 yıllında işverenin sözleşme şartlarına uymaması üzerine 64 günlük grev ve işgal başladı. Bu süre içinde ocaklar üretime devam etti çıkan linyit Halk Komiteleri Meclisler) vasıtasıyla satıldı. Yeni çeltek grevi önce Aşkale’ye sonra da Divriği, Bigadiç, Cizre ve Murgul’a örnek oldu. 1980 faşist darbesi ile sendika kapatıldı binlerce işçi ve köylü yargılandı.

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here