Temmuz ayının başında Cumhurbaşkanı, AKP İl Başkanlarına hitaben yaptığı konuşmada muhaliflerini kast ederek “memleketi bunlara teslim edemeyiz” demişti…

Gerçi böyle devam ederse memleketten eser kalmayacak. Zira iktidarın pratikleri malum, 2017 Anayasa Referandumunda “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyebilen bir siyasi irade söz konusu. İstanbul yerel seçimlerinin iptali de bu iradenin ürünüydü ama o zaman bir araya gelmeyi başaran muhalifler kurtlar sofrasına yem olmamıştı…

Akkurtların, Bozkurtların peşinden gittiği “At” da, “Üsküdar” da bir yanılsama, bir yalan…
Olsa olsa anti demokratik hukuk dışı dayatmaların, oldu bittilerin ifadesi.

Gerçek olan, iktidarın hayalindeki “At” ın istikameti; o da Saltanat, Saray ve Hilafet…

Bu yolda ayrıştırıcı, dışlayıcı ve canlı cansız demeden tahrip edici uygulamaların ve düzenlemelerin kötü sonuçlarını OHAL, Pandemi süreçleri, dur durak demeden hep birlikte yaşamaya devam ediyoruz.

Gelin görün ki hangi adaletsizlik, hangi felaket, hangi yağma ve istismar ile karşılaşırsak karşılaşalım, iktidar sütten çıkmış ak kaşık, hiç bir sorumluluğu yok ve hainlerin, şer ittifaklarının mağduru olarak kabul edilmek istiyor.

Oysa şurası son derece açık ki milli ve yerli diye diye küçük bir azınlığın egemenliği için bütün bir toplumun bugününü ve geleceğini karartmaktan çekinmeyen bu iktidar toplumu birbirine düşmanlaştırarak iktidarda kalma hesapları yapıyor.

Ve bu anlayış kamu otoritesinden yararlanarak, kamusal varlıklarımızı kendilerinin zenginleşme aracı olarak kullanmak için cumhuriyetin toplumsal olandan yana değerlerini, laikliği, demokratik yaşam beklentilerini yok etmek üzere elinden geleni yapıyor.

Yaşamakta olduğumuz en yaygın en tahrip edici orman yangınlarının çıktığı gün 28 Temmuz 2021’de Resmi Gazete’de yayınlanan 7334 sayılı “Turizmi Teşvik Kanunu ile bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” kıyılar ve orman alanlarındaki yapılaşma kararını Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisine verdi. Hangi alanların kapsama gireceğini ise doğrudan Cumhurbaşkanlığı belirleyecek.
“(…) Orman vasıflı olanlar dahil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde; yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan edilen bu alanlar turizm yatırımcılarına açılabilecek”
Yani artık “Kültür ve Turizm gelişme Bölgeleri dışında kalsa bile” orman arazileri “kamu yararı” kapsamına alınarak turizm yatırımcılarına açılabilecek. Üstelik önceki tahsisleri iptal edip yeniden güncelleme imkanı da tanınan bu düzenleme de yiyiciliğin müstesna bir örneği olarak kayda geçiyor.

Kıyı ve orman yağmasındaki keyfiyet sınırlarının bu denli genişletilmesinin sonuçlarını tahmin etmek zor değil. İktidar ormanları ve kıyıları artık daha yaygın daha fütursuzca özelleştirebilir ve özel amaçlara tahsis edebilir.

Kamu yararı kavramını bu denli ters yüz ederek, kamusal alanları/ ormanları/kıyıları/meraları sermaye çevrelerine peşkeş çekilirken Anayasa, kıyı yasası, Orman Yasası, Tapu Yasası gibi pek çok temel yasadaki ilgili hükümler çöpe atılmış durumda.

Haber değeri görülmeyen Van’daki sel, Hozat, Mardin’deki orman yangınları da gösteriyor ki; Karadenizde yaşanan sel felaketlerinden sonra gelen Akdeniz, Ege bölgelerindeki bütün bu felaketler toplumda her yeni güne nasıl uyanacağımızın kaygısını yerleştirmiş durumda.

Bu kaygıları ağırlaştıran temel neden mevcut yönetim anlayışı ile beraber oluşan öngörüsüzlükler, tedbirsizlikler ve kamusal kurumlarının işlevsizleştirmelerine bağlı olarak pek çok yurttaşımızın ve değerlerimizin bu yönetsel ve doğal olaylardan dolayı maddi ve manevi zarar görüyor olmalarıdır.

Yazık ki bugünlerin siyasi atmosferi, bu kışkırtıcı dil ve önlemsizlikleri, Konya’da İkamet eden Kürt ailesinin 7 ferdinin de göz göre göre kıyımına ve yakılmasına kadar varan vahşeti de beraberinde getirdi…

Tek adam yönetimi ile güvencesizliğe ve geleceksizliğe mahkum edilmek istendiğimiz çok açık. Yandaş olmak da faydasız görünüyor. Zira siyasi iradenin neden olduğu toplumsal ve doğal tahribatların kime isabet edeceğini kestirmek mümkün olmasa gerek.

O nedenle aklın, liyakatın ve bilimsel olanın hayata geçirilmesine, açık ve katılımcı bir yönetim anlayışına acilen ihtiyacımız var.
Tek adam macerasının sonu şimdiden belli oldu. Belli olmayan, bu gidişe muhalif çevrelerin çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi, barış ve adaletten yana bir ülke için bir araya gelip gelemeyecekleri…

Şimdi birlikte olma zamanı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here