‘’Parçalanmış kayalar gibi gece

Tutsak

Ve güzel düşlerden uzak

Hangi kapıyı çalsak bu saatte

Kanayan bir yara çıkar karşımıza

Bir sinsi tuzak

Aşklar ter içinde sanki

Sevdalar çatlamış toprak

Ne kar altında tohum çığlıkları

Ne ağaçlarda bir yaprak

Pınarlar susuz

Tarlalar baştanbaşa kurak

… ‘’

( Umut Kandilleri – Adnan Yücel )

                                                                                      

Oktay Akbal’ın 1946’da yayımlanan ilk kitabı ‘ Önce Ekmekler Bozuldu’ öykü kitabındaki, aynı adlı ilk öykü şu tümcelerle başlar: ’’ Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey… Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürüyorlardı…’’

Sonraki paragraflarda şöyle sürdürür sözü: ‘’… Önce ekmekler bozulmuş, her şey de bozulmuştu. Dünyanın tadı kaçmıştı. Her şey birden değişivermişti. Ekmek, su, hava, deniz, sokaklar, meydanlar, radyo, gazeteler, kitaplar, hele insanlar… Onları kim tanıyabilirdi? Bizim iyi insanlarımız; şehrimizin güler yüzlü insanları… Onlar şehirden sanki ayrılmış, yerlerine bu abus çehreli, aksi insanlar gelmişlerdi.’’

Anlattığı yıllar savaşın acımasızca sürdüğü, açlığın, yokluğun gemi azıya aldığı, karartma gecelerinin olduğu… çileli, kırklı yıllardır. Bozulma ekmekten başlamış, denizi suyu, havayı insanı; özetle her şeyi kirletmiştir.

Evimize yakın bir fırın vardı. Fırında dünya güzeli Gürcü bir kız çalışırdı. Adı Irma’ydı.  Sovyetler çözüldükten sonra, kamu malları kapanın elinde kalmış, kolhozlar dağıtılmış, fabrikalar yağmalanmış; ülke yoksullaşmış, insanlar çareyi farklı ülkelere göç etmekte bulmuşlardı. Irma da bir yolunu bulup taa buralara gelmişti. Her ekmek almaya gittiğimde sohbet eder, bir şekilde sözü Sovyetler’e getirir, onu konuştururdum. Yeni öğrendiği, sevimli Türkçesiyle sevgiyle, özlemle, gururla bir masal gibi anlatırdı o yılları. Okulu, yaz kamplarını, sevecen öğretmenlerini…  anlatırdı.  Sonra barınmanın, eğitimin, sağlığın parasız olduğundan ve kimsenin işsiz olmadığından söz ederdi.

Bir masal gibi dinlerdim ben de…

Gerçekleştirmek istediğimiz bir düş masalı gibi.

Ekmek sıcak mı Irma,  dedim günlerden bir gün.

Ekmekler üşüdü, dedi Irma.

Doğru söylemişti. Ülkemizde de fabrikalar, kamu malları yağmalanmıştı. İktisatçı Aslı Aydın, sözcük sözcük aynı olmasa da önce fabrikaları özelleştirip yağmaladılar, yağmalanacak bir şey kalmadı, şimdi doğaya geldi sıra,  diyordu bir yazısında. Doğru diyordu. Dağları, ormanları, kıyıları, su kaynaklarını… yağmalıyorlar şimdi.

Derken, sıra ekmeğimize geldi.

Sözcüğü yanlış kullandığını fark etmiş, gülmüştü;  ama doğru diyordu Irma: Ekmeğimiz üşümüştü.

Harp yoktu.

Ekmeğimiz üşüyordu.

Ekmeğimiz tir tir titriyordu.

Halk ekmek kuyruğundaki yaşlı amca, gözyaşlarını ceketinin koluyla silerek: ’ Bizi bu hallere düşürene hakkımı helal etmiyorum!’ diyordu.

Bir gün buralardan çekip gitti Irma, Çekip gitmeseydi. Bu yazıyı yazmama vesile olduğunu anlatacak ve ona ‘Önce Ekmekler Bozuldu’ öyküsünü okuyacaktım.

Olmadı.

Yalnızdı, mutsuzdu, umutsuzdu, acılıydı… Irma. Ülkesini ve ülkesinin güzel günlerini ve ailesini özlüyordu. Yaz kamplarını, kamptaki etkinlikleri, eğitimlerini… iştahla anlatıyordu. Ona öykünün son paragrafını özellikle okuyacak, yaz kamplarının yeniden olacağını,  böylesine güzel bir kızın hayattan umut kesmemesini söyleyecektim.

Bir daha göremedim ne yazık ki!

Türkçeyi epeyce öğrenmiştir şimdi.  Başka çarem yok, artık buradan okusun güzel Irma: ’’ Şu dünya bir kere daha değişecek.  Belki eski halini almaz, ama zarar yok, gidenler gitti, gelenler gelsin. İnsanlar gülmesini ağlamasını tekrar öğrensin. Sırasında ağlamasını veya gülmesini bilmeyenlere insan denemiyor. Bizler, yarı barış, yarı harp insanları ümitlerimizi kaybetmiş değiliz. Dünyanın iyi bir dünya olabileceğini, insanın mavi gökyüzünü, denizi, ağaçları seyretmekle mesut olduğu anlara tekrar kavuşacağını sanıyoruz. Her şey ekmekle başlamıştı; ekmekle bitecek.’’

Ocak – 2020

                                                                                             Antalya

Derkenar: Alıntılar Oktay Akbal’ın 1946’da F – K Basımevince yayımlanan kitabından. Kimi küçük yazım ve noktalama yanlışları düzeltildi.    

Nusret Gürgöz, 1962 Elazığ doğumlu. 1984’te Dicle Üniversitesi – Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü; 1997’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptı. Bu aralar avukatlık yapıyor. 2009 – 2016 arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şubesi Başkanlığı yaptı. 1990’dan bu yana şiir ve deneme ağırlıklı olmak üzere ürünleri sanat – edebiyat ve meslek dergileri ile internet sitelerinde yayımlanıyor.  Düşbilgisi ( Çocuklar için şiirler – Kora yayın / 1998), Ağıdım Kuşlara Kalır ( Şiirler – Kora Yayın / 1999), En Hakiki Hayat Hikâyeleri ( Deneme / Anlatı,  Berfîn Yayınları – 2004),  Okuntu ( Şiirler – Kora Yayın / 2006, Dünyanın En Güzel Suçu ( Anlatı – 2021  ) adlı yapıtları var.  Antalya’da yaşıyor. Yazıyor.

 

 

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here