’Onlar ki aydınlık üzre
ecel toprağına
umut
ektiler. Ay dolandı vay deli gönlüm

Ölüm şaşırdı menzilini

Onlar ki karanlık üzre
korku mazgalına
zulüm
serdiler. Ay dolandı vay deli gönlüm

Ölüm şaşırdı menzilini

Onlar ki cehennem üzre
yürekten
cennet
süzdüler. Ay dolandı vay deli gönlüm

Ölüm şaşırdı menzilini’’

                                                (Refik Durbaş – Menzil)

1980’de girdiğim Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün ilk yılının ilk döneminde temel edebiyat kavramlarının öğretildiği Edebiyat Bilgileri dersi vardı. Bu derste şiir, nesir, uyak, redif, ulama, aliterasyon, hece vezni,  arûz vezni… gibi temel kavramları öğrenirdik.

Öğrendiklerimizin içinde şiirdeki söz ve anlam sanatları da vardı. Öğrendiklerimizden biri de günümüz Türkçesiyle adı ‘karşıtlık’ olan söz sanatı ‘tezat’tı. Bugün bile aklımdadır, sevgili Mirhan Öğretmenimiz Namık Kemal’in: ‘’ Ne efsunkâr imişsin ah, ey didar-ı hürriyet / Esir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten’’ dizelerinden hareketle esirlik ve hürriyet kavramalarındaki karşıtlık üzerinden ‘tezat’ı öğretmişti bize.  Bir de Mâhir Dede’nin ‘’Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz’ dizesini örnek verdiğini hatırlıyorum ki öğretmenken derslerde bu örneği yıllarca ben de verip durdum.

Öğretmenlikte yıllanınca   /  deneyim kazanınca ‘tezat’a ilişkin örnekleri güncellemiş,  oğlunun acısıyla yanan Recaizade Mahmut Ekrem’in:’’ Hasret beni cayır cayır yakarken / Bedenimde buzdan bir el yürüyor’’ dizeleri ile Oktay Rıfat’ın: ‘’ Bir kız vardı yok gibi öyle güzel’’ dizesi ve Musa Eroğlu’nun söylediği ‘Mihriban’ türküsündeki: ‘’Lambada titreyen alev üşüyor’’ dizesini örnek verirdim.

‘Mihriban’ın dizelerinin kime ait olduğunu öğrendikten sonra bir daha asla o örneği vermedim.

Bir de ‘‘Niksar’ın Güzelleri’’ türküsündeki : ‘’Aşkından kibrit oldum / Üflesen yanıyorum ‘’ dizelerini örnek verir,  türküyü hafifçe mırıldanır,  sınıfta sesi güzel olan öğrenci varsa türküyü söyletirdim.

Niksar’ı hiç görmedim. Niksar’ı yalnızca Cahit Külebi’nin: ‘’ Niksar’da evimizdeyken /

Küçük bir serçe kadar hürdüm’’  dizelerinden biliyorum.

‘Niksar’ın Güzelleri’ türküsünü ise çok severdim. Gençlik bir başka şey ya, genç bir öğretmenken, yaşıtımız öğretmenlerle zaman zaman bu türküyü çalıp söyler,  eğlenirdik.

Ailemizin ilk torunu,  henüz emeklerken, ayakta dahi duramazken,  kollardan tutup ayakta durdurur,  bu türküyü söyler, onu oynatırdım. Minicik kızımız de güzel oynar,  fırfırlı eteğini sağa sola savurur,  kahkahalar atardı.  O günlerde ‘video’ modaydı ya görüntülerimiz aile arşivinde hâlâ saklı durur.

30 Mart 2022 tarihli Evrensel Gazetesi’nde Hakan Güngör’ün o güzelim yazısının başlığı şöyleydi: ’’Denizleri Kurtarmak Mahirlerin Son Eylemi’’.  Bugün pek çok solcunun aklının alamayacağı müthiş bir yoldaşlık kültürünü anlatmış bu yazıda Güngör. Mahirler, Denizlerden farklı siyasi gelenekten olsalar da Denizleri kurtarmak için,  onlarla dayanışmak için yaptıkları bu eylemin sonucunu biliyorsunuz zaten.  Bir kez de ben söylemiş olayım: Mahir ve arkadaşları Niksar’ın Kızıldere köyünde,  Denizleri idamdan kurtarmak için yaptıkları eylemde acımasızca katledildiler. ( Biliyorsunuz zaten, sonra da Deniz, Yusuf ve Hüseyin idam edildi.)

Yine yakın zamanda okuduğum bir yazıda, Mahirleri katleden Kontrgerilla elemanları katliamdan hemen sonra, ‘zafer’lerini kutlamak için ‘‘Niksar’ın Güzelleri’’ türküsünü söyleyerek oynayıp göbek atmışlar. Bu yazıyı okuyunca, ‘‘Niksar’ın Güzelleri’’ni yıllarca mırıldandığım /  söylediğim /  bu türkü eşliğinde eğlendiğim… için kendimden utandım.

Nasıl ‘Mihriban’daki ‘’Lambada titreyen alev üşüyor’’umu sildiysem hayatımdan;  bu türküyü de dağarcığımdan  /   hayatımdan sildim.

Yalnız bilinsin istiyorum hâlâ ve yine: ‘’ Aşkından kibrit oldum(k) / Üflesen yanıyorum(z)’’

Aşkından kibrit olduk,  kor olduk, alev… olduk.

Tonlarca su dökseniz ne fayda?

Hangi aşk diye sormayın lütfen!

Onu da siz bulun!

Bir zahmet!

Nisan – 2022

                                                                                  Antalya

Nusret Gürgöz, 1962 Elazığ doğumlu. 1984’te Dicle Üniversitesi – Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü; 1997’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptı. Bu aralar avukatlık yapıyor. 2009 – 2016 arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şubesi başkanlığı yaptı. Düşbilgisi ( Çocuklar için şiirler – Kora yayın / 1998), Ağıdım Kuşlara Kalır ( Şiirler – Kora Yayın / 1999), En Hakiki Hayat Hikâyeleri ( Deneme / Anlatı – Berfîn Yayınları / 2004),  Okuntu ( Şiirler – Kora Yayın / 2006), Dünyanın En Güzel Suçu ( Anlatı – Kora Yayın / 2021 )  adlı yapıtları var. Antalya’da yaşıyor, yazıyor.

 

 

 

 

 

2 YORUMLAR

  1. Ender de olsa bazen şiir şairine benzemez, aslolan şiir’in ‘şiir’ olmasıdır. Türküler de onları çığırların kimliklerine göre özünü yitirmez. Kürtler sahneye çıkınca A. Türkeş’in, Nazım’ın, ‘… Bu memleket bizim’ dizelerini okuması gibi…
    Türk Solu’nun sağlam unsurları geç kalmadan TIP’i beslemekten vazgeçip canlarımızı çekip çevirecek bir parti kurabilselerdi, belki katledilmekten kurtulacaklardı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here