Çok kısa zamanda birinci ve ikincisi baskısı tükenen Kürt Mehmet – Malatya’da Devrimci Mücadele’nin 3. baskısı geldi. Daha önceki basımlara yetişemeyen okuyuculara çok kısa zamanda ulaştırılmaya başlandığını biliyorum.

12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinin öncesini ve sonrasının; anlaşılır bir dille, gerçeklere bağlı kaleme alınmış olması, kitaba beklenenden fazla ilgi gösterilmesinin nedenlerinden birisi olduğunu gördüm. Kitap hakkında değerlendirme yazılarını okuduğumda, yorumcuların çoğunluğu; belli bir boşluğu doldurduğunu, özellikle İstanbul, Ankara dışındaki kentlerde mücadele etmiş devrimcilerin sesi olduğu ve unutulmaya yüz tutmuş olaylara ışık tuttuğu konusunda neredeyse hemfikirler.

Okumaya başladığınızda, yakın geçmişe yolculuğu çıkıyorsunuz. O günleri yaşayan, araştıran okurlar bilirler; kitabı bitirene kadar sıkılmadan, önemsiz sanılan ayrıntıları fark ediyorsunuz. Mücadeleyle geçen, dolu dolu bir yaşam öyküsüyle tanışıyorsunuz.

Malatya, Ankara başta olmak üzere bazı illerde yaşanmış olaylar anlatılsa da her bölgeden çağırışımlar yaptırıyor. Ayrıca Türkiye’nin geneli konusunda devrimci mücadelenin o yıllardaki çeşitli boyutlarını polemiklere girmeden hatırlatıyor. Bazen duygulanıp hüzünleniyorsunuz bazen de gülümsüyorsunuz.

12 Mart 1971 Muhtırası ile yapılan darbe olalı 49 yıl geçti aradan. 12 Eylül 1980 darbesi de 40. yılını doldurdu. O günlerde ülkemizde faşizme ve emperyalizme karşı kişisel beklentisi olmadan mücadele eden gençlerin bazıları idam edilerek bazıları çatışmalarda ve işkencelerde yaşamını kaybetti. Kürt Mehmet ‘Mehmet Tekin’ gibi tesadüfen yaşayanlar artık 60’lı, 70’li yaşlarda. Fazlasıyla eksiği ile bir döneme damgasını vuran bu devrimcilerin anılarını, gelecek kuşaklara ve tarihe bırakması önemli… Çünkü faşizm ve emperyalizm döneme göre strateji ve taktiklerini değiştirip geliştirerek baskısını, sömürüsünü sürdürüyor. Yine özgürlükleri yok etmeye çalışarak azgelişmiş toplumları Orta Çağ’ın karanlıklarına sürüklemeye çalıştığı günümüzde, gençlerimizin bu kitaplara ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Her ne kadar zaman zaman emekçilerin, ezilenlerin mücadelesinde devrim dalgaları inişli çıkışlı olsa da sınıf çelişkisi derinleşerek sürüyor. Mücadele de elbette yeni koşullara göre mayalanıyor…

Darbe dönemlerini, anlatan birçok kitabı bu yüzden önemsiyorum. Çünkü o günlerdeki eksikleri, hataları ve deneyimsizliğin gelecek dönemlere ışık tutacağını düşünüyorum. Elbette başarılarını, iz bıraktıklarını da not etmeliyiz. Çünkü hâlâ, işbirlikçiler Mahirlerin, Denizlerin ve diğer devrimci önderlerin isimlerini, yarattıkları devrimci ruhu unutturmaya çalışıyorlar.

Kitabın sonlarına doğru, Yazar Dr. Metehan Akbulut’un bir sorusuna Mehmet Tekin’in verdiği yanıt bize her şeyi kısaca özetliyor. Ayrıca hayatta kalan devrimci önderlere çağrı da yapıyor:

“Devrimciler, sadece doğru yaptıklarını anlatmamalı.  Sadece Devrimci Yol değil, tüm devrimci örgütler, başardıkları kadar başaramadıklarını ve bunların nedenlerini içten bir şekilde tartışmalı, buna ihtiyacımız var. Eğer bu tartışma ve değerlendirmeleri yapmazsak bizden sonraki kuşakların benzer hatalar yapmasından sorumlu oluruz. Yaşadıklarımızı eleştiri, özeleştiri süzgecinden geçirmeliyiz. Aksi hâlde bizden sonraki kuşaklara gerçekleri bırakmış olmayız…”

Kitabı okurken altını çizdiğim konulardan birisi de Filistin’de eğitim konusu oldu. Öğrencilik yıllarında bir devrimci için “Filistin kamplarında eğitim görmüş…” dendiği zaman akan sular durur, ona hayranlık duyardık. Hatta idolümüz olurdu. Dilden dile, kulaktan kulağa efsaneleşir giderdi…

Bu kitapta, birinci elden aynı konuyu okuyunca farklı olduğunu gördük. Filistin kamplarına giden devrimcilerin; verilen eğitimin yetersizliği, sıradanlığı nedeniyle çoğunun kısa zamanda geri döndüklerini öğrendik.

İhanet etmiş bazı kişileri, bir tarafa bırakırsak sosyalizm inancıyla, faşizme karşı halkı için mücadele edenlerin, güçlü bir miras bıraktıklarını ciddiye almamız gerektiği ortada. Evet, onlar gerçekten yiğit insanlardı, Türkiye devriminin yolunu arıyorlardı, zaten bu uğurda hayatlarını feda ettiler…

Anılarını tarihe not olarak düşen Mehmet Tekin’e teşekkür ediyorum. Yazar Dr. Metehan Akbulut’un başarısını kutluyor ve devamını diliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here