Miyase’ye

                                                              ”     

                                                                 yatağında kokulu güllerden demettir

                                                                 sırtında yavaşça elini gezdirirsin

                                                                 çıldıran öfken diner sıcak koynunda

                                                                 mevsimler değişir, gecede bir kara kedi

                                                                 gecede bir kara kedi gecenin kendisi olur

                                                                 yalnızlığına sarınır geçkin aşk kırgını”

                                                                                                        Timuçin Özyürekli

Son günlerde, arabaların ezdiği kedi ölüleriyle  karşılaşıyorum.

Canım yanıyor.

Ben kedileri çok seviyorum.

Sonsuzlukta rahat uyusun, babam da kedileri çok severdi.

İlk kedimizin öyküsünü daha önce de anlatmıştım.

İlk kedimiz, bizim arka bahçemizdeki odunlukta doğuran bir sokak kedisinin yavrusuydu. Biraz büyüdükten sonra annesinin yavrularının başında olmadığı bir anda odunluktan  almış, eve getirmiş, oynaya oynaya ,  özene bezene, seve seve, koklaya koklaya, öpe öpe… büyütmüştüm. Adını Pamuk koymuştum. O zaman çok küçük olan,  en küçük kardeşimiz Fikret , Pamuk diyememiş, kedimize önce Pamo demiş, bu ad daha sonra ‘Mammo’ya dönüşmüştü. Elazığ’da o yıllarda Mehmet adının  kısaltılmışı Mammo olduğundan bu durum pek çok insana eğlenceli gelmişti.

Mammo’yu çok sevdiğimizi, onunla oynadığımızı, uyuduğumuzu hatırlıyorum şimdi.

Babam kedileri çok sever demiştim ya, Mammo’yu da çok severdi. Günlerce sokaklarda sürtüp eve girmeyen  Mammo , kamyonumuz sokağın köşesinde belirdiği anda , koşar gelir, kamyon durunca, kamyonun çevresinde dolanır, miyavlar, sevinçten çıldırırdı. Günler sonra uzak kentlerden eve dönen babam Mammo’yu kucağına alır : ‘kızım  kızım ‘ der, öper , koklar ; sonra  bizi öperdi.

Annem ,  kedileri hiç sevmezdi.

Durmadan söylenir ; ama babam ve biz kardeşler kedimizi çok sevdiğimizden,  bu duruma katlanırdı. Kedimiz doğurduğundaysa, o kedileri sevmeyen annem gider, başka bir kadın gelir:  ‘ Yazık, dığeskendir ! ‘* der, kedimize süt verir, yavrularını severdi. Yavrular büyüyüp evden gidince,  o sevecen annem gider, yerine eski, hoyrat kadın gelirdi.

Kedimiz,  kızan döneminde eve girmezdi.

Kedimizin üzerinde erkek kedi gördüm mü erkeklik gururum incinir, erkek kediye taş atar, erkek kediyi kovalardım. Ama kedimiz ne yapar ne eder, yılda iki kez her defasında en az beş yavru dünyaya getirirdi. O yavruları büyütmek, emin ellere teslim etmek de boynumuzun borcuydu.

Bu borcu da hakkıyla yerine getirdik.

Kedimiz eve pisler, kanepelerin, divanların yastıklarını… tırmalardı. Annem sonunda patladı. Kedimiz abim tarafından , önce evimize epeyce uzak olan Kasaplar Çarşısı’na ;  sonra da Harput’a götürüldü.

Jean Burden : ‘ Köpek düzyazıdır , kedi ise şiir.‘ demiş ya  ;  evimiz nere , Kasaplar Çarşısı ve Harput nere, kedimiz her defasında eve geri döndü. Babam artık bu kedi bir yere gitmeyecek dese de annem baskın çıktı. Kedimiz bu defa  Malatya’ya götürüldü. Bir daha geri gelmedi,  gelemedi.

İkinci kedimizin adı Minnoş’tu.

Ben üniversitede okurken,  kardeşlerim tarafından, köyden getirilmiş ve büyütülmüştü. Fındık , fıstık, leblebi, dut kurusu… yediğini, çikolataya bayıldığını , bir de kardeşlerimin arasına girip uyuduğunu hatırlıyorum.

Sonrasını bilmiyorum.

Üçüncü kedim, iki üç yıl önce  sokakta bulup büromda büyüttüğüm kedim Atlas’tı. Rengarenk , çok güzel  ,  oyuncu, cilveli… bir kedi olduğundan,  çalışanımız ona Atlas adını vermişti. Hafta içi büromda bakar, hafta sonları eve götürürdüm. Bakımı zor olduğundan… bir dostuma verdim.

Yeri iyi  şimdi.

Çok özledim bir kediyi sevmeyi ; gıdığını, karnını gıdıklamayı, başını okşamayı, kuyruğunu kovalarken izlemeyi, iple zıplatmayı, onunla  uyumayı…

Ben kedileri çok seviyorum.

Andrew Lang : ‘Bütün hayvanlar arasında yalnızca kedidir yaşamı seyreden.Var olmanın döner dolabını mesafeli bir konumdan izler. Kedide sempatik olma kaygısı yoktur. Yalnızca yaşar, uzak dingin ve bilge.‘ dediği için.

Dedikleri doğru olduğu için.

Sıcaklıkları aşk kırgınlarına iyi geldiği için,  ben kedileri çok seviyorum.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Sait Faik’in, Bilge Karasu’nun, Tomris Uyar’ın Enis Batur’un , Murathan Mungan’ın …  ve benim sevgili dostum Miyase Sertbarut’un da kedileri çok sevdiğini biliyorum.

Son günlerde, arabaların ezdiği kedi ölüleriyle  karşılaşıyorum.

O çok sevdiğim kuşları avlasalar da canım yanıyor.

Babam da kedileri çok severdi.

Babamı özlüyorum.

Evimizi özlüyorum.

Mammo’yu özlüyorum.

Mammo’yu…

*Lohusa

                                                                                  Nisan – 2011

                                                                                       Antalya

Nusret Gürgöz, 1962 Elâzığ doğumlu. 1984’te Dicle Üniversitesi – Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü; 1997’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptı. Bu aralar avukatlık yapıyor. 2009 – 2016 arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Antalya Şube başkanlığı yaptı. Düşbilgisi ( Çocuklar için şiirler – Kora yayın / 1998), Ağıdım Kuşlara Kalır ( Şiirler – Kora Yayın / 1999), En Hakiki Hayat Hikâyeleri ( Deneme / Anlatı,  Berfîn Yayınları -2004),  Okuntu ( Şiirler – Kora Yayın / 2006) adlı yapıtları var. Yazıyor.

Derkenar : yazıldığı yıllarda yayımlanan bir yazı daha… Dünya Kediler Günü dolayısıyla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here