Normal olarak koca ülkede birkaç çocuk bile eğitim sisteminin dışında kalsa alarmların çalması, eğitim sisteminin gözden geçirilmesi, yeniden değerlendirilmesi, bu birkaç çocuğun eğitim sisteminin dışında olmasının nedenlerinin tespit edilmesi ve bu nedenlerin ortadan kaldırılması gerekirken, bizim “güzel ama mutsuz” ülkemizde 1 milyon 395 bin 621’i açık lisede, 332 bin 956’sı açık ortaokulda olmak üzere toplam 1 milyon 728 bin 577 çocuk adı “Açık lise ve açık ortaokul” olan rezilliğin tam içine atılmış durumdadır. Bunun dışında istatistiklere bile girmeyen ve eğitim sistemi ile henüz tanışmamış “köle” statüsünde çalıştırılan çocuk sayısını da dikkate alırsak 2 milyon’dan fazla çocuk eğitim sisteminin dışındadır.

Milli Eğitim Bakanlığı –ki uzun bir zamandır eğitim ile tüm ilişkisini kesmiş bir kurumdur, “Açık” Lise ve Ortaokulu yaygın eğitim kurumları olarak kabul etmektedir. Oysa bu eğitim zorunlu bazı haller dışında sadece, eğitimini tamamlamış ve gönüllü olarak yeni bir şeyler öğrenmek isteyen yetişkinlere yönelik bir sistemdir. Zorunlu haller ise, “hatim indiriyor”, “tarikat yurtlarında eğitim alıyor”, “çalışıyor” değildir. Örneğin uçsuz bucaksız Avustralya kıtasında birbirinden yüzlerce kilometre ötede konumlanmış çiftliklerde yaşayan çocuklar için planlanmaktadır. Orada bile internet, telsiz, radyo ve kullanılmakta ve sık sık öğretmen o çiftliğe giderek yüz yüze eğitim vermekte, çocuklar kamplara alınarak akran eğitimini de dikkate alan bir anlayışla eğitimlerini sürdürmektedirler. Çöp tenekelerinde eşinmemektedirler, insanlık dışı muamelelerle sık sık karşılaştıkları tarikat yurtlarında “nasıl cihatçı çete olunur” kurslarına tabii tutulmamaktadırlar, 9-10 yaşlarında “ölü yıkamanın incelikleri” ile ilgilenmemektedirler. Açık öğretim, eğitim değildir. Bu çocuklarımız eğitim sisteminin dışındadır. 1milyon 728 bin 577 çocuğumuz resmi olarak eğitim sisteminin dışındadır. Bu sayı gayri resmi olarak 2 milyon’un üzerindedir.

15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 27,2’si ne öğrenim görüyor ne de bir işte çalışıyor. Bu yaş aralığındaki nüfusun üçte biri yok hükmünde. Bu sayının büyük bir kısmını ise kız çocukları oluşturuyor. Bu grup işte de yok okulda da. Eğitim ile uzak yakın hiçbir ilişkisi kalmamış Milli Eğitim Bakanlığı ise bu insanların nerede olduğunu bile merak etmiyor.

Bazı rakamlara göz atalım…

• Lisede okula giden kız öğrenci sayısında bölgesel eşitsizlik devam ediyor. Türkiye genelinde kız öğrencilerin ortaöğretimde net okullaşma oranı yüzde 83.4 iken bu oran Muş’ta yüzde 51’e, Ağrı’da yüzde 53.5’e düştü. ( Muş’ta AKP+MHP oy oranı yüzde 51,1, Ağrı’da ise 31,3’dür.)

• Ortaöğretime erişim yüzde 83,6’dır. Bölgeler ve iller arası eşitsizlik ise sürmektedir. Güneydoğu Anadolu’da 2017-18 öğretim yılında erkeklerin okullulaşma oranı yüzde 71.9 iken kadınlar için bu oran yüzde 67.2’dir.

• 2017-18 öğretim yılında 5 yaş grubunda net okullaşma oranı yüzde 66.9’a ulaştı. Öte yandan özellikle sosyoekonomik olarak dezavantajlı durumdaki ailelerden gelen çocukların okul öncesi eğitime erişimi için “katkı payı” engelinin ortadan kalkmasının gerekli olduğunu belirtmeliyiz.

• Eğitimden erken ayrılma oranı Türkiye’de erkekler için yüzde 31, kadınlar için yüzde 34’dür. Bu oran Avrupa ortalamasının 3 kat üstündedir. Avrupa Birliği erken okul terki oranı yüzde 11’dir. OECD ortalaması ise yüzde 16’dır.

• Kadınların eğitimden kopuşunun yüksek oluşu ve eğitimden ayrılma nedenleri arasında ilk sırayı “evlenme” ve “ailevi nedenler” almaktadır. Bu da eğitimde toplumsal cinsiyete duyarlı içerik ve yaklaşımların olmadığını göstermektedir.

• Genel ortaöğretimde 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrencilerin oranı 2016’da yüzde 28,7 iken, 2017’de yüzde 30 oldu. Bu oran Mesleki ve Teknik Öğretimde yüzde 39.8, İmam Hatip Liselerinde yüzde 32.2 olarak gerçekleşti.

• İlkokulda 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrencilerin oranı 2016’da yüzde 5 iken, 2017’de yüzde 6.2’ye yükselmiştir.

• 2017-18 öğretim yılında kamuda görev yapan tüm öğretmenlerin yüzde 4,4’ü sözleşmelidir. Bu oran bir önceki yıl yüzde 2.2 idi.

• 2017 yılında okulların yüzde 61’inin kütüphanesi yoktur.

Rakamlar aklıma eğitim ile ilgili güzel bir sözü getirdi: ‘Non scholae, sed vitae discimus’, ‘okul için değil, yaşam için öğreniriz’… Milli Eğitim Bakanlığı ise ne okul için öğretiyor ne de yaşam için…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here