Bütün dünya teyakkuz halinde. Oysa birkaç gün öncesine kadar, siyasi irade, iktidarını sürdürme ajandasına uygun olarak yaşamamızı ve kendimizi güvende hissetmemizi istiyordu. Dünya sağlık Örgütü, Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan korona virüsünü, dünyayı saran ölümcül bir salgın haline geldiğini ilan edip, Dünya Bankası ve İMF’nin de, bu alanda ayıracağı bütçeler açıklandığında, merkezi yönetim, Yunanistan sınırına dayandırılan binlerce göçmenin dramlarından yararlanarak Suriye politikasında avantaj elde etme hamlelerine odaklanmış durumdaydı.

Küresel sermaye dünyası örgütlerinin virüsün önü alınamaz yayılımı karşısında yaptığı bu yönlendirici duyuruları Türkiye için etkili oldu. Böylece hepimizin kapısına dayanan bu tehdit resmî olarak dillendirildi. Ardı sıra ilk vak’a ve diğerleri açıklanırken, okul tatilleri, toplantı iptalleri ve spor karşılaşmalarının seyircisiz yapılması, dinsel ritüellerin sınırlandırılması gibi bir dizi önlemler ve nelere dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin duyurular daha sıklıkla ve daha ciddiyetle hayata geçirilmeye başlandı.

Sonuçta doğa bildiğini okuyor, ne mer’i ne de şer’i hükümlere, herhangi bir tavsiyeye veya hiçbir menfaat çevresinin özel beklentisine umursamadan yoluna devam ediyor. Doğanın kanunları bir kez daha, bilimsel bulgulara ve bu yolda alınacak önlemlere göre geleceğimizi kuramadığımız sürece hayatlarımızın güvence altında olamayacağını ortaya koyuyor.

Hiç kuşku yok ki Koronavirüs gribi de bütün doğa olayları gibi makam, statü, bakan, tek adam tanımıyor. İktidar, otorite, sınır, hegemonya, yalan dolan da dinlemiyor. Bütün yaşam alanlarımızda doğa ile barışık, güvenli ve sağlıklı ortamlarda yaşamamızın hepimiz için kaçınılmaz bir zorunluluk ve aynı zamanda hak olduğunu ortaya koyuyor.

Teknolojik gelişmelerin geldiği düzey ve küreselleşen yaşam koşulları göz önüne alındığında yalnızca kendimizi, yakınlarımızı, mahallemizi değil, kentimizi, ülkemizi hatta etkileşim içinde bulunduğumuz bütün yaşam alanlarını düşünerek, dayanışma ve işbirliği ağlarını örebildiğimiz ölçüde hayatta kalabileceğimiz gerçeğini gözler önüne seriyor.

Hepimiz farkında olmalıyız ki bulunduğumuz, soluduğumuz her ortam, yediklerimiz içtiklerimiz, bize nüfuz edebilecek her zerre, ticaretin, pazarda söz sahibi olmanın, daha fazla kapitale sahip olmanın hesaplarıyla emperyalist emellerin bir parçası olarak değerlendirilmek istenmesi insanlığın doğasına uygun düşmüyor. Bu gidişle havada, suda ve toprakta yaşanan kirlilik, iklim krizi gibi büyük felaketlerin önünü alma şansımız kalmayacak.

Ekonomiyi de hukuku da savaş düzeni içinde yürüterek varlığını sürdüren bu despotik düzen her geçen gün eşitsiz yaşam koşullarını daha da derinleştiriyor. Öngörülebilir felaketlere karşı önleyici tedbirlerden yoksun kalmak, kamusal hizmetlerden mahrum bırakılmak, her alanda ancak parası ve nüfuzu olanlara öncelik tanıması, toplumun büyük çoğunluğunu yakından ilgilendiriyor. Ve ne yazık ki her birimizi birbirimize düşmanlaştırarak altta kalanın canı çıksın diyebilecek kadar insafsız ve ikiyüzlü bir kıyıcılık ile kendisine meşruiyet sağlamaya çalışan bu dünya düzeni hepimizi esir almak için hiçbir kötülükten kaçınmıyor…

O nedenle her koşulda demokratik ve eşitlikçi yönetim anlayışlarına, kamusal hizmetlerin yaygınlaştırılmasına, toplumsal çıkarları hedefleyen kararların ve uygulamaların etkin ve tavizsiz bir şekilde uygulanmasını talep etmeye ve bu amaçla örgütlü bir güç oluşturmaya ihtiyacımız var. Bunun için en küçük yerleşimlerden başlayarak merkezi yönetime kadar,
iktidar yandaşı olmayan uzmanlık kuruluşlarının, sağlık örgütlerinin, sivil inisiyatiflerin de içinde bulunduğu bilimsel kurulların oluşturulması için çaba sarf edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Meselenin yalnızca genel temizlik kurallarına uyulması, “temas” sınırlamaları ile ilgili olamayacağı çok açık, bugünden geleceğe, benzer tehditleri bertaraf edebilmek için, toplumsal duyarlılık göstermekten ve kendi geleceğimize sahip çıkmaktan başka bir yol görülmemektedir. İnsanlık hafızası ve idraki halen yerli yerindeyken, çalışma hayatından, ekonomi, eğitim ve sosyal yaşam düzenlemelerine kadar sağlıklı yaşam koşulları için alınacak bütün önlemlerin, hiçbir çevrenin özel beklentilerine öncelik verilmeksizin kamucu bir anlayışla ele alınması hayati öneme sahip, “kor” gibi yanıp kül olmadan.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here