Ateş tanrıçası Od Ana erkenden uyandı. Kötü bir düş görmüştü, geceden beri onun etkisindeydi. Düşünde biri gökyüzünü kırmızıya boyamış, bu renk göğe hiç mi hiç yakışmamıştı. Ne yıldız görünüyordu, ne de bulutlar, sadece koyu kırmızı renk sağa sola savruluyordu. Od Ana, dağlara baktı, dağların doruğundan, ağzından alevler çıkan ejderhalar bağırıyordu. Uyanma zamanı böylesi bir düş hiç hayra yorulmazdı.

Od Ana, yatağından kalktı ve hemen dışarıya koştu, gökyüzüne baktı, gerçekten kıpkırmızıydı. Üstelik her yer is ve dumana kesmişti. Bunu kim yapmış olabilirdi? Kendisi Ateş Tanrıçasıydı, böylesi bir olayda mutlaka haberi olmalıydı. Hemen Ateş Tanrısı, Alaz’ı aradı.

“Tanrı Alaz, gökyüzü kırmızıya boyanmış, her yerden is duman kokusu geliyor, bunu kim yaptı?”

“Ben yaptım, bu ülkeyi yakmaya karar verdim. Sen uyurken de her yeri ateşe verdim. Ormanlar, hayvanlar, bitkiler, hatta insanlar yanıp küle dönecek.”

Od Ana çılgına döndü.

“Bunu nasıl yaparsın? Şimdiye dek tek başına karar almamıştın, alamazsın da, biz eş tanrıyız, her türlü kararı birlikte alırız. Ayrıca biz can yakmayız, ateşi canlıların lehine kullanırız, bu nasıl karar böyle, her şeyi yok ediyorsun?”

“Evet sen tanrıçasın, ama artık bundan böyle yetkiler bende, bir karar alırken sana danışmak zorunda değilim. Bundan sonra acımasız bir ateş tanrısı olmaya karar verdim. Büyük Tanrı Zeus beni sınırsız yetkilerle donattı. İstersem yakarım, yıkarım, yok ederim. Senin tanrıça olarak sadece adın kaldı, bundan sonra hiç bir yetkin yok.”

Od Ana çok kızdı, öfkesinden yer gök inledi. Korkunç yangın devam ediyordu. Kuzular acı acı meleşiyor, kuşlar, çığlık çığlığa kaçıyor, sürüngenler cayır cayır yanıyordu. Orman küle dönmüştü. İnsanların evlerine yaklaşan yangın, koca ağzını açmış, kudurmuştu. Herkes çığlık atıyor, korkunç bağırışlar içinde hiç bir ses anlaşılmıyordu.

Ad Ana, ne yapacağını şaşırmıştı. Acımasız Alaz’a bu kadar yetki verilir miydi? Halkı nasıl kurtaracağını bilemiyordu. En iyisi Zeus’a gitmekti. Bu kadar yetkiyi Alaz’a verdiyse, sorumluluğunu da almalıydı. Büyük Tanrı demek, büyük sorumluluk demekti. Böylesi yetki tek tanrıya verilir miydi hiç? İşte koskoca ülke, Alaz’ın öfkesi yüzünden yanıp kül oluyordu. Alaz, delirmiş olmalıydı. Kimdi onu bu derece kızdıran? Hem birine kızıp tüm ülkeyi cezalandırmak da neyin nesiydi? Od Ana, sağa sola koştururken, yanmış ağacın dibinde bir kadının ağıt yakarak ağladığını gördü. Belli ki kadın her şeyini kaybetmişti. Yine de ona sordu.

“Neden ağlamayayım? Hayatta yalnızca ben kaldım, ne evim kaldı, ne de ocağım. Hayvanlarım bile yandı. Keşke ben de öleydim de bunca acıyı çekmeyeydim.”

“Neden olmuş bu kadar büyük yangın, bir bilgin var mıdır?”

“Dediklerine göre, Tanrı Alaz’ı gençler kızdırmış. ‘Bundan sonra sana biat etmeyeceğiz, çok beceriksizsin’ demişler. O da ‘Nelere gücü yeteceğini göstermek istemiş.”

Od Ana, öğreneceğini öğrenmişti. Hemen ulu Zeus’a koştu. Olup biteni anlattı. Tek tanrıya neden bu kadar yetki verdiğini sordu.”

“Tanrı Alaz, bana çok yalvardı, önüme bir çok iyi proje koydu. Ben de onu sınamak, neleri başaracağını görmek istedim, onu yetkilerle donattım. Yangından da haberim var. Bakalım ne zaman söndürmeye geçecek diye bekliyordum. İyi ki sen geldin. Demek ki Alaz yaptığından pişman değil. Tanrı olmak, gücünü böyle kötüye kullanmak değildir. Sorumluluk duymaktır, iyiliğe, güzelliğe doğru gücünü kullanmaktır. Alaz yanlış yaptı, o asla bir daha tanrı olamaz. Halk zaten ondan çok şikayetçiydi. Ben halka bile sormadan ona sınırsız güç verdim, yanıldım, itiraf ediyorum ki maalesef Alaz beni kandırdı.”

Zeus, bütün yağmur, fırtına bulutlarını çağırdı. Yer yüzüne kocaman taneli yağmurları indirdi. Yangın daha fazla yayılmadan söndü. Ormanlar, hayvanlar, bitkiler kurtuldu. Yanan evler yeniden yapılmaya başladı. İnsanlar bundan sonra her sorunu birlikte çözmeyi öğrendi. Her kararı birlikte almaya, sorgulamadan inanmamaya yemin ettiler. Tek karar organı tanrı da olsa yanlış olacağını acı bir deneyimle öğrendiler. Ülke yönetimini tanrıdan alıp kendilerinin seçtiği meclise verdiler. En küçük sorunları bile birlikte tartışıp çözmeye başladılar.

Büyük yangından sonra doğanın değerini daha çok anladılar. Artık kolayca ağacı kesmiyor, doğaya zarar vermiyorlardı. Birbirleriyle dayanışmayı öğrendiler. Rekabetten, yarışmadan, her türlü ezici davranıştan vazgeçtiler. Yangın ülkesi mutluluk ülkesi oldu. Zeus bir daha bu ülkeye uğrama gereği bile duymadı. Ülkede adalet, demokrasi, dayanışma, güven ve bolluk oluştu. Kuş ve çocuk sesleri cıvıl cıvıldı. Dağ taş çimen çiçekti. Halk sözlüğünden ‘tek’ sözcüğünü çıkardı. Gökyüzü bir daha kırmızıya boyanmadı, hep masmavi kaldı. Sadece yağmurlu günlerde mavi yerini griye bıraktı. Sulaş coştu, kıtlık, yoksulluk o ülkeyi kaçarak terk etti.

YENİ ÖYKÜ (ATEŞ TANRISI İLE TANRIÇASI YANGIN ÇIKARMA TARTIŞMASI)

Ateş tanrısı gece gökyüzünü kırmızıya boyar. Tanrıça “Biz eş tanrıyız, neden benim onayımı almadan böyle bi işe kalkıştın?” der.

Ateş tanrısı, “Ben tek karar organıyım, sen sadece göstermeliksin, tanrıçanın ne hükmü var ki?”

Ateş tanrısı “Yakın bu ülkeyi!” der kötülük simgesi adamlarına. Ülkenin her yerinden yangın yükselir.

Sonra ortaya fırtına tanrısı ve tanrıçası çıkar. Bol yağışla yangını söndürmeye kalkarlar. Ateş tanrısı, “Sen kim oluyorsun benim çıkardığım yangını söndürüyorsun?” der …….

Çıkan kavgada çok canlı ölür. Bu arada yangın devam etmektedir, çok can yanar….

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here