Pandemi kısıtlamalarında çifte standart keyfiliğini sınırsızca kullanan siyasi irade, aynı zamanda sivil vurucu güçlerinin tekemmül etmeleri için elinden geleni yapıyor.

“Boğaziçili mi? Boğazdışılı mı ? bilmem …. bir gece vakti işinizi bitirir ertesi gün işe gideriz” tehdidini savuran “İslami ilim insanı”nın bu çıkışı; partili rektöre hitaben, “istifa etme yanındayız” çağrısında bulunan mafya liderini aratmadı.

“Devletimin Yanındayım” “Cumhurbaşkanımın Yanındayım” paylaşımları, “Anayasamız Kuran Olsun” “hilafet isteriz” gösterileriyle ve bizzat vali destekli “hilafetçi anmaları ” ile hepsi bir arada birbirlerini tamamlarken iktidar cenahında herhangi bir eleştiri konusu bile olmadılar.

Anayasasızlığı ve siyasetsizliği ilke edinen siyasi iradenin yeni Anayasa önerisini ciddiye alan olur mu bilinmez ama, “Türk Uzay Yolculuğu” söylemi ile nelere kadir olduğumuzu düşünenler mutlaka olacaktır. Gerçi bu durum, ayranı yok içmeye … deyimini akla getiriyor olsa da; uzay yolculuğunun Kanal İstanbul gibi kamu kaynakları üzerine çöreklenmenin, iktidar çevresine sermaye transferinin bir başka versiyonu olarak, kullanılmaya elverişli bir malzeme olacağını öngörmemek mümkün değil.

Kuşkusuz bütün bu meziyetlerimiz karşısında dış mihrakların boş durmadığı amentüsü pekiştirilmeye devam edilecektir. Olumsuzluk atfedilecek her gelişme için gösterilecek bu adres sayesinde kökü dışarda, maşa, vatan haini sıfatlarını kullanabilen siyasi iradenin omuzlarından büyük bir yük kalkmaktadır.

Bu nedenle “… aşı tedariklerimize engel oluyorlar, piyasalarla oynuyorlar, ekonomimizi çıkmaza sokuyorlar, işyerlerinin kapanmasına, işsizliğin büyümesine, hayat pahalılığına, borçlanmamıza neden oluyorlar, mahkeme kararlarımıza karışıyorlar, yönetim anlayışımızı cinsiyetçi, istismarcı, fırsatçı, ırkçı, dinci yaftaları ile birbirimize düşürmeye çalışıyorlar, teröre destek vererek işçilerin yollara dökülmelerine, akademileri karıştırmaya, öğrencilerin meydanlara çıkmalarına, kadınları isyana, sonu nereye varacağı malum kimlik ve özgürlük taleplerine arka çıkıyorlar.” resmi açıklamaları her daim kulaklarımızda çınlamaya devam etmektedir.

Bütün bu tekerlemeler ülkemizde iktidar olmanın şartlarıdır. Çünkü mesele muhalefette neler söylediğin değil, iktidarda nasıl kalacağın meselesidir. O nedenle değişmesi istenmeyen gerçekliğimiz, hakkı hukuku çiğnenenlerin, dışlanan ve muhtaç bırakılmaların, hepimize dayatılan siyasi tercihlerin sonucu olduğunun ört bas edilmek istenmesidir.

Şurası açık ki artık tereddüt edilmeyecek bir istikamette ilerliyoruz. Aman üzerimize oynanan oyuna gelmeyelim, milli ve yerliden şaşmayalım diyenler faşizmin taşlarını döşüyorlar.

Han Hakan, Kılıç Kalkan dönemlerine öyküneneleri bir kez daha hatırlatmakta yarar var.
Şimdi kapitalizmin zamanlarındayız. Ve bu düzenin bütün devlet biçimleri emperyalist ağlarla örülü finans kapitalin hegemonyasını tesis etme işlevi görüyor. O nedenle derinleşen kriz ve toplumu yönetememe hallerine düçar olan kapitalist sınıflar ülkemizde Türk/İslam enstrümanlarıyla faşizme yelken açmakta sakınca görmüyorlar.

Devletin baskı aygıtlarının himayesindeki kendini bilmez kimi sivillerin en iflah olmaz duyguları da bu nedenle açığa çıkıyor.

Toplum hayatında dolaylı veya dolaysız denetim sağlamak üzere kullanılmak istenen bu tür saldırganlıklardan medet uman siyasi irade elbette kendi çukurunu kazmış oluyor. Çünkü “hak ve özgürlükler topluma bahşedilecek değerler değil, hiç kimsenin onlardan alamadıklarıdır.” O nedenle kendini galip sananlar, er ya da geç hep mağlup ayrıldılar bu yoldan.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here