Murat Paşa Belediyesi, bir parka “Kadir Türen Parkı” adını verdi. Sanata sanatçıya, emeğe saygı duyan başkan Ümit Uysal’a öncelikle teşekkür ediyorum. Parkın açılışında, konuşanları televizyon ekranından izlerken, torunu Kadir Türen’in konuşmasını çok istedim. Torunu, Antalya’da avukatlık yapan Kadir Türen, dedesine en çok benzeyendir. Zarif, uzun boylu, Kadir Türen’e sadece bedensel benzemesiyle değil, duyarlılığıyla konuşmak en çok ona yakışırdı. Demek ki böylesi bir talebi olmamış. Zarifliği, isteğinin önüne geçmiş diye düşündüm. Başkan Ümit Uysal’ın haberi olsaydı, mutlaka onu konuştururdu. Çünkü Av. Kadir Türen, dedesinin eserlerine en çok sahip çıkandı.

Bu ülkede, parka, caddelere, sokaklara genelde, halkın zararına çalışanların adı verilir, daha doğrusu biz buna alışkınız. Ülkenin şimdiki durumunun temelini atan, Menderes’in adı en büyük bulvardadır. Böylesi bir çok ad sayabiliriz.

Muratpaşa Belediyesi, bu kırgınlığımızı unutturacak, bizi sevindirecek bir yudum güzellikler yapmıştır bu konuda. Kızılarık tarafında “Karac’oğlan Caddesi, Aşık Veysel Caddesi” vardır. Bu adları okuyunca yüzümüze öyle bir gülümseme yerleşir ki, umut hızlıca boy atar. İşte böylesi bir güzelliktir “Kadir Türen Parkı”. Sanata, emeğe, insana verilen değerin altını çizer.
Kadir Türen ve onun gibi o bölgeden çıkan onlarca ozan, hiç bir müzik eğitiminden geçmeden doğal yetenekleriyle var olmuşlardır. Onları dinleyen, doğanın verdiği bu güce ve hiç onore edilmediği halde, müziğe duydukları aşka hayranlık duyar. O bölgede, belki de Anadolu’da müzikle uğraşanlara “Deli” denir. Bu biraz da cesareti anlatır. Müzik emekçilerine hayranlıkla karışık kıskançlık da hissedilir. Herkes böyle bir eylemi başaramaz. İki dize türkü bile söyleyemezken, ozanlar vurur sazın teline ve bütün canlıların gönül telini titretir. Duygulanmayan kalmaz. Gereksiz sözler susar, ağlayan çocuklar gülümser. Bu ozanlar, doğadan etkilenir, uçan kuştan, kelebekten, açan çiçekten, salınan güzelden, onları müziğine katar, canlandırır, ölümsüzlük verir.

Yaylaya yürüyüp giden gelini her göz görüp dizelere yazabilir mi? Meşe ağaçlarının dibindeki mor menekşelere başka kim türkü yakabilir? Doğa, ozanlara aşırı bir duyarlılık vermiştir ki görsün, duysun, yazsın, söylesin, çalsın diye. Suyun sesini, güneşin rengini, çimenin nefesini sazla başka kim sese dönüştürebilir?

Kadir Türen özeline gelirsem, onu tanıdığımda 18 yaşındaydım. İnce, zarif, uzun boylu, karizmatik, dimdik bir adamdı. Cahil esaretiyle ona sorular sorardım. “Kadir Dayı, sana neden deli diyorlar?” Bir kahkaha atarak, “Tanrı bana boy pos, kamış gibi parmaklar vermiş, bir de akıl mı versin kızım?” derdi.

Benim evim bahçeliydi, içinde bin bir çiçek dolu. Kadir Türen, yaka cebinde sürekli küçük bir çiçek demeti taşırdı. Her sabah benim bahçeme gelir beğendiği çiçekten alır, cebine yerleştirirdi. Bu ozan duyarlılığının, güzeli görebilmesinin, güzele olan hayranlığının göstergesiydi. Güzeli görmese, nasıl türkü üretebilsindi.

Türkülerini yazdığında bana getirir, “Bak bakalım kızım düzelteceğin bir yeri var mı?” der, sonra da kamış parmağını havaya kaldırır, “Çalma haaaa!” diyerek yürür giderdi. Yirmi yıl dostluğumuz Dirmil’de sürdü. Sonra ben Antalya’ya taşındım. Onun oğlu Şaban da taşındı. Kadir Türen, Oğlunun evinde, Antalya’da son türküsünü söyledi.

“Bizim evlerimiz yaylaya göçtü
Yaylaya varmadan yol ayrı düştü
Yaylalar oy….
Çobanın kavalı gediği aştı
Alamor koyunu kurt aldı kaçtı
Çobanın abası yandı tutuştu
Yaylalar oyy…
Bizim yaylalarımız boz boz kekikli
Suları var mercan balıklı
Yaylalar oy..”

Muratpaşa Belediyesi Başkanı Ümit Uysal, kendisi de sanatçı ve sanata duyarlı bir insan, bunu biliyorum. Öykü kitabını okudum. Kendisine o kitaptan sonra hayranlığım daha çok arttı. Zaman paraya pula değerin tavan yaptığı zamandır. Bu zamanda oturup yazan, okuyan ise en güzel insandır. Yazma edimi, sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. İnsanı sevmek, emeği saymak gerekir yazabilmek için. Bir belediye başkanı o kadar yoğunluğun içinde öyküler yazmaya zaman bulabiliyorsa, halkın umut etmeye hakkı vardır. Tekrar Ümit Uysal’ı kutlarken, Gelecekte böylesi sanatı, emeği çağrıştıran parklar sokaklar adları okumayı diliyorum. Örneğin “UBUNTU PARKI” en çok özlediğim ve düş kurduğum bir isimdir. Her şey düş kurmakla başlamaz mı?

2 YORUMLAR

  1. Elinize sağlık.Sn.Başkana da sonsuz teşekkürler.Rahmetli Babam Emin GÖçer’in(Emin Efendi) samimi dostu idi.Oğlu Fevzi Hakkari Rubaruk Karakolunda askerlik görevinde iken Ağustos 1962 de şehit düşmüştü. Babam,sanıyorum Ankara’da TCDD Gen.Md.de çalışırken,epeyce uğraşarak ‘şehit maaşı’ bağlatmıştı.Bu bağlamda,’Kezban Yenge’ türküsünün oluşumunu kendi ağzından evimizde dinlemiştik.Babam Dirmile geldiğinde,Arkıtça pınarına pikniğe giderdik.Kadir Dayıdan,oğlağın kesilmesi,derisinin yüzülmesi,içinin temizlenmesi,kebap yapılması vs.işlemleri ilgi ile seyreder,öğrenmeye çalışırdım.Dirmil’de ne zaman Arkıtça’ya uğrasam,buradaki çınarların altında Kadir dayı ile yapılan sohbetler aklıma gelir.Türkülerinin Erik Dalı gibi çalınmaması için,TRT de kayıtlı olan veya olmayan tüm türkülerini toplamaya çalışıyorum.Saygılarımla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here