Not: Antalya Solu yazarları olarak genelde köşe yazılarımız Antalya ile sınırlı oluyor. Onun dışına pek çıkmamaya özen gösteriyoruz.

Ama bu sefer sayfa modöratörünün de izniyle daha genel bir soruna değinmek istiyorum. Çünkü bu sorun Antalya başta, sayıları yüz binleri bulan turizm emekçileri olmak üzere tüm emekçileri de yakından ilgilendiriyor. “AKP’nin kıdem tazminatını kaldırmak istemesi meselesi.”

KIDEM TAZMİNATI GELECEĞİMİZDİR.

AKP ve sermaye, işçi ve emekçilere dönük en büyük saldırıya hazırlanıyor. AKP iktidar olduğu 10 yıl boyunca, emekçilerin kazanılmış haklarını tek tek budadı. Şimdi de son büyük darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Emekçilerin en önemli güvencesi olan, kıdem tazminatını ortadan kaldıracak. Sermayenin yıllardır en büyük rüyası kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasıydı. Bu rüyayı şimdi AKP gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Kıdem tazminatıyla ilgili süren tartışmalarda Başbakan, sendikalar ve sermaye kesimine anlaşma çağrısında bulunmuştu. Kendisi de böyle bir anlaşmanın olmayacağını çok iyi biliyor. Amacı “biz anlaşın dedik, anlaşamadılar. İşi kendimiz çözeceğiz” demeye getirmek. Bu yönde de çalışmalar devam ediyor. Son açıklama Ekonomiden Sorumlu Bakan Ali BABACAN’dan geldi. Ali Babacan, kıdem tazminatının Bireysel Emeklilik Fonlarında değerlendirilmesine sıcak baktıklarını söyledi.
Aslında bu bir niyet beyanı değil. Uzun zamandır planlanan ve son aşamaya gelinmiş bir durum. Bir süre sigorta şirketlerinde çalışmış biri olarak, bu durumu iyi biliyorum. Sigorta ve emeklilik şirketlerinin en büyük hayali, kıdem tazminatının emeklilik fonlarına devredilmesiydi. Şirketlerin kendilerini bu düzenlemeye göre, yeniden yapılandırmaları isteniyordu. Şimdi sona yaklaşılmış durumda. Eğer sendikalar ve emekçiler güçlü bir direnç gösteremezse sermaye en büyük hayalini gerçekleştirmiş olacak. Kıdem tazminatı ortadan kaldırılacak ve Bireysel Emeklilik Fonlarına devredilecek. Nedir bu Bireysel Emeklilik Fonu? Devlet, neden bu fonların üzerinde bu kadar önemle duruyor?
Bireysel Emeklilik Kanunu, uzun vadede devletin sosyal güvenlik sisteminden tamamen çekilmesi düşünülerek tasarlandı. Bir çok ülkede mevcut olan sistem, ülkemizde de uygulanmaya başlandı. Ülkemizdeki sistem, dikkat buyurun, Şili’deki sistem örnek alınarak hazırlandı. 12 Eylül cuntacıları da muhtemelen, 11 Eylül 1973’de Şili’de, seçilmiş Salvador Allende hükümetini, kanlı bir darbeyle deviren Augusto Pinochet önderliğindeki cuntayı kendilerine örnek almışlardır.
Bireysel Emeklilik Kanunu ülkemizde, 1999 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde oluşturulan Bireysel Emeklilik Komisyonu’nun çalışmaları sonucunda hazırlandı ve 28 Mart 2001’de TBMM tarafından kabul edildi. 7 Nisan 2001’de Resmi Gazete’de yayınlandıktan altı ay sonra, yani 7 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girdi. Aslında benzer denemeler daha önce, Birikimli Hayat Sigortalarıyla denenmiş başarılı olmamıştı. Bu sefer devlet işi sıkı tutmuş bunu bir sistematiğe bağlamıştı.
Kısaca sistem şu şekilde çalışmaktadır. 18 yaşını dolduran herkes, Bireysel Emeklilik sistemine katılabilir. Sisteme girmek zorunlu değil, isteğe tabidir. Ancak sisteme girerken şirketler sizden, giriş aidatı adı altında brüt asgari ücretin yarısı kadar ücret alabilir.  
Bireysel Emeklilik Sistemi’yle devletin size sunduğu sosyal hakların hiçbir bağı yoktur.  Yani devlete ödediğiniz primler size sağlık hizmeti ve diğer hizmetler olarak geri dönerken, bireysel emeklilik sisteminde sadece birikim yapabilir ve süresi dolunca emekliliğe hak kazanabilirsiniz. Emekliliğe hak kazanmanız için de sistemde 10 yıl kalmalı ve 56 yaşını doldurmanız gerekmektedir. Bu süreden önce sistemden çıkarsanız, ilk olarak devlete toplam birikiminiz üzerinden %15 stopaj ödersiniz, sonra kalan birikiminizden varsa emeklilik şirketi giriş aidatı vb. kesintileri yapabilir ve kalan paranızı alırsınız.
Sisteme aylık yada yıllık toplu para yatırabilirsiniz. Katkı payı ödemelerinize ara verebilirsiniz ama bu ara 3 ayı aşarsa, şirketler geçen her ay için sizden 2 TL kesinti yapabilir. Ayrıca devlet sisteme katılımı teşvik için, katkı payının %25 kadar tutarı katkı olarak ödüyor. Tabii onunda bir sınırı var. Yıllık brüt asgari ücretin toplamının %25 ile sınırlı. Bu katkı ayrı bir hesapta izleniyor.

Bireysel Emeklilik Sistemi’ne yatırılan paralar, emeklilik şirketlerinin kurduğu fonlarda işletiliyor, bu fonları portföy şirketleri yönetiyor. Fonlarda herhangi bir devlet garantisi yok. Söylenen, birikimlerin Takas Bank’ta saklandığı ve şirketler iflas ederse, birikimlere bir zarar gelmeyeceği. Ancak, daha önce batan İhlas Sigorta adlı şirketin Birikimli Hayat Sigortası müşterilerinin büyük mağduriyet yaşadığı biliniyor.
Sistemde vefat teminatı yoktur yani ölürseniz “yasal” kesintiler yapıldıktan sonra kalan toplu para, varislerinize ödenir. Şuan, devletin emeklilik sisteminde olduğu gibi kimseye herhangi bir maaş bağlanmaz. Siz ölmez de emekli olursanız ister toplu para, ister gelir sigortası üzerinden maaş alabilirsiniz.
Devlet Bireysel Emeklilik Sistemi’yle topluma tasarruf etme alışkanlığı kazandırmak istediğini her seferinde beyan etmektedir. Oysa bırakın tasarruf etmeyi halkımızın büyük bir kısmı, insanca yaşayacak bir gelire bile sahip değildir.
Yine Bireysel Emeklilik Sistemi’ndeki Emeklilik Şirketlerinde binlerce insan, güvencesiz bir şekilde çalışmaktadır. Her ay satış baskısıyla çalışanlara mobbing uygulanmaktadır. Satış hedeflerini tutturamayanların işine, tazminatsız bir şekilde son verilmektedir. Bireysel Emeklilik Sistemi’nden erken ayrılanların yaşadığı mağduriyetlerde, mağdurlar ve satıcılar karşı karşıya gelmektedir. Satış baskısı altında bunalan çalışanlar, katılımcıları çoğu zaman, satış yapmak uğruna, doğru bilgilendirmemektedir. Daha sonra yaşanan her sıkıntının hesabı, çalışanlardan sorulmaktadır. Bireysel Emeklilik Çalışanları yani aracılar, Banka ve Sigorta İş kolunda olduklarından Grev Hakları bulunmamaktadır. Bir iki şirket hariç, hiçbir emeklilik şirketinde sendikal örgütlenme mevcut değildir.
Devlet Bireysel Emeklilik Sistemiyle kamunun sosyal güvenlikten tamamen çekilmesini amaçlamaktadır. Bir nevi sosyal güvenlik özelleştirilecektir. Kıdem tazminatının kaldırılması da bu sürecin en önemli aşamasıdır. Sağlıkta dönüşüm adı altında, sağlık tamamen piyasanın insafına terk edilerek, halka ve emekçilere büyük bir darbe indirilmiştir. Şimdi sıra kıdem tazminatındadır.
Kıdem tazminatı kaldırılarak, Bireysel Emeklilik fonuna devredilecektir. İşveren bu fonlara para yatıracaktır. Mevcut bireysel emeklilik sisteminde de zaten işverenler çalışanlarına, Bireysel Emeklilik Hesabı açabilmektedir. Bu hesaplara Bireysel Emeklilik Sisteminde “Grup Emeklilik Hesabı” denmektedir. İşveren bu durumda sponsor olarak adlandırılmaktadır.
Bu Grup Emeklilik Hesabının katkı paylarının tamamını işveren ödemek zorunda. Ancak çalışanın ve işverenin ortak ödeme yaptığı, Grup Emeklilik Hesapları da mevcut. Buna da Gruba Bağlı Emeklilik Hesabı deniyor. Yine işveren yaptığı ödemeleri vergiden düşebiliyor.  Çalışanların bu hesaplarda biriken parayı alması için belli bir süre gerekiyor. Bu süre şimdiki sisteme göre çalışanın Bireysel Emeklilik Sistemi’ne giriş tarihinden itibaren bir yıldan az, yedi yıldan fazla olamaz. Ancak söylentilere göre kıdem tazminatı fona devredilirse, 10 veya 15 yıldan önce emekçilerin bu paraya dokunması imkansız. Ayrıca mevcut bireysel emeklilik sisteminde, işverenin katılım payını ödemesi gibi bir zorunluluk yok. Çünkü Bireysel Emeklilik Sistemi zaten gönüllük esasına dayanıyor. İşveren çalışanı için yaptırdığı grup emeklilik sözleşmesinin katkı paylarını düzenli olarak ödemeyebilir.  Ayrıca Grup Emeklilik Hesaplarını ancak işveren kullanabilir.  Fon dağılım değişikliği, birikimlerin aktarım hakları, hak kazanma süresi dolana kadar işveren tarafından kullanılır.  Bunlar mevcut sistemde ki durum. Muhtemeldir ki sistem kıdem tazminatı için yeniden revize edilecektir. Ama ne yapılırsa yapılsın, yapılan her şey emekçilerin aleyhine olacaktır. İşten çıkarmalar kolaylaşacaktır. Sendikalaşma ortadan kalkacak, güvencesizlik artacaktır. Devlet şimdiye kadar emekçiler için oluşturduğu hiçbir fonu, emekçilerin yararına kullanmamıştır. Emekçilerin alın teriyle oluşturulan fonlar, sermayenin çıkarı için, çarçur edilmiştir. Kıdem tazminatı hakkımızı kaybedersek, emekçiler olarak, halk olarak geleceğimizi de kaybedeceğiz.
AKP kıdem tazminatına el uzatma cesaretini, biraz da özellikle işçi sendikalarının tepkisizliğinden alıyor. Sendikalar, “kıdem tazminatı kırmızı çizgimizdir ölürüz de bu hakkımıza dokundurtmayız” derken bu söyleme uygun bir eylemlilik çizgisi geliştirmemektedirler. “Genel greve gideriz” diyorlar ama henüz bir günlük bile uyarı grevi gerçekleştiremiyorlar. Bırakın bir eylem çizgisini, DİSK dışında diğer konfederasyonların kılı bile kıpırdamıyor. Türk-İş adeta varla yok arasındayken, Hak-İş kendine düşen “yeşil sendika” görevini yerine getirmeye devam ediyor; işçinin değil, AKP iktidarının konfederasyonu olmayı sürdürüyor. Günlük eylemlilikler maalesef bir etki yaratmıyor. İşçi sendikaları hükümetle görüşmeleri bir kenara bırakıp, “Kıdem Tazminatında pazarlık söz konusu bile olamaz” demelidir. Ancak gerçek ve kararlı bir eylem süreciyle AKP’ye geri adım attırılabilir. Bu anlamda DİSK’in başlattığı, biraz da Gezi Parkı Direnişini anımsatan #direnişçi kampanyası, bu açıdan anlamlı ama yetersizdir. Tüm emekçileri kapsayan, içerisine kamu emekçilerini de alan bir mücadele süreci hızla başlatılmalıdır.      
Yararlanılan Kaynaklar
•    DİSK’in SESİ 171. Sayı
•    Hürriyet Gazetesi 150 Soruda Bireysel Emeklilik Sistemi
•    Emeklilik Gözetim Merkezi web sayfası

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here