‘Elit sınıf, yönetimde kalmak ve egemenliğini sürdürmek için polis, asker, mahkemeler vb baskıcı devlet aygıtlarına olduğu kadar; din, eğitim ve aile gibi ideolojik devlet aygıtlarına da gereksinim duyar.’ Luisse Althusser- İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları)

Irkçılık, insanların toplumsal özelliklerini ırksal özelliklerine indirgeyen ve bir ırkın öteki ırklara üstün olduğunu öne süren bir düşünce sistematiği olarak tanımlanmakta ve suç olarak kabul edilmekte.

Doğası gereği ulusal ve uluslararası alanda giderek tekelleşen kapitalizm, yani emperyalizm 2028 yılından beri üçüncü bunalım dönemi denilen bir büyük bunalım dönemi daha yaşamakta.  İşçi, küçük esnaf, memur ve benzeri çalışanlarına insani ölçekteki yaşam düzeyini bile yine doğası gereği veremeyince de hırçınlaşmakta, saldırganlaşmakta. Saldırganlaşırken de toplumun bir kısmını diğerine karşı, ırk ve din üzerinden kışkırtmaya, egemen kılmaya çalışmakta. Bugün amacına ulaşsa bile yarınki mezar kazıcılarını yarattığının bilincinde bile olamamakta. Çünkü sermaye sahiplerinde bunu görecek sağduyu bulunmamakta. Onlar kazanmaktan başka bir şey bilmemekte. Amaçlarına ulaşmak için her yolu meşru görmekte ve uygulamaya koymakta.

Oysa yıllar önce kendilerinin ve diğer dünya devletlerinin oluşturduğu Birleşmiş Milletler bile, örneğin sistemin mezar kazıcılarından biri olan ırkçılığı insanlık suçu saymakta. 1966’da 169 üye devlet,  ‘Her Tür Irksal Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme’ imzalamakta. Irksal ayrımcılık temeline dayanan her tür üstünlük politikasının bilimsel açıdan yanlış olduğunu, ahlaken ve hukuken mahkum edildiğini bir ana madde halinde kabul etmekteler. Birleşmiş Milletler buna bağlı olarak da taraf devletleri, bu suçu yasal alanda ve uygulamada ortadan kaldırmakla yükümlü kılmakta. Ama ne yazık ki yaşananlar bunun tam tersini işaret etmekte. Irkçı iktidarlar izledikleri politikalar yüzünden kendi ülkelerinde ırkçılığa uygun ortam hazırlamakta, yaşanan ırkçı eylemlere karşı sokağa çıkan insanlara gözdağı vermekteler. Bunun için de devletin militarize gücünü kullanmaktalar.

Öyle bir tuhaf denklem ki! Sokakta polis tarafından şiddete uğrayan da halk; şiddeti uygulayan polis de aynı halkın çocuğu. Kendi varlık nedenine saldırmak, kendini öldürmek gibi bir şey. Bu anlamda kendini öldürmenin de masum sayılacak bir yanı olamaz elbette.

Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir zenginin çocuğu polis olmaya dönüp bakmamakta bile. Polis olmak için nasıl seçiliyorlarsa, nasıl eğitiliyorlarsa, araştırmalara göre ırkçılık da en çok polisler arasında görülmekte. (2) Ve ırkçı şiddet iki yüz yıldır Amerika’da polisler ve beyazlar tarafından sürdürülmekte. Bu şiddet ABD’de siyahilere karşı sürdürülürken, yine ABD’de ve Batı ülkelerinde, dünyanın ezileni sayılması gereken Müslümanlara karşı yapılmakta. (3)

Bir hastalık değil de aslında bir ideolojik tutum olan ırkçılığı önlemek için, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da yasalar çıkarmak yetmemekte. Uzun süreli ve köklü çözüm için insanların eğitilmesi gerekmekte. Hem de ‘Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama kardeş gibi bir arada yaşamayı öğrenemedik’ diyen MartinLuther King’in (4) felsefesiyle eğitilmesi gerekmekte. Müslüman ülkelerdeki devletleri yönetenler eline Kur’anı, Trump gibi bir Devlet Başkanı da İncil’i alıp din tüccarlığı yapmakta. Buradan beslenen iktidarların uyguladığı cezasızlık, ırkçılık suçunu hafifletmekte, hatta kişiyi suça yöneltmekte, azmettirmekte.

Kısacası kapitalizm bir çıkmaz sokakta. Irkçılık doğuştan gelen bir şey olmayıp aileden başlayıp dünya geneline yayılan ötekileştirme ve düşmanlaştırma politikalarının sonucu olarak bunalım dönemlerinde daha da artmakta; corona virüsten daha tehlikeli hale gelmekte. Virüse karşı süreç içinde bağışıklık kazanılmakta, oysa ırkçılığa  karşı insanlığın eğitilmesi için hiçbir şey yapılmamakta. Halk nefes alamamakta, özgür olmak istemekte; militarist devletler tam tersine korkuyu yaymakta, yalan propagandaya başvurmaktalar.

…………………………………………………………………………………..

(1)-25 Mayıs 2020 günü ABD’de 46 yaşındaki siyahi genç George Floyd’in polis tarafından yere yatırılıp, boynuna basılarak etkisiz hale getirilirken ölmeden önce söylediği cümle ‘Nefes alamıyorum’ oldu. Bu olayla ilgili olarak 25 eyalette, 100’den fazla kentte, bazı Avrupa kentlerinde ve Avustralya’da bir haftadır insanlar protesto gösterileri yapıyor.

(2)-Ülkemizde 2017-2019 arasında 91’i çocuk 395 kişi polislerce öldürülmüştür.

(3)-2019 yılında ABD’de polis tarafından yapılan 1014 şiddet eyleminin %70’i siyahilere karşı olmuş.

(4)-Martin Luther King (1929-1968), Amerikalı siyahi bir papaz ve Amerikan Yurttaşlık Hakları hareketi önderidir. ‘Bir gün dört çocuğumun da derilerinin rengi ile değil de kişilikleri ile yargılanacaklarına dair BİR HAYALİM VAR’ başlıklı konuşması ile ünlüdür. 4 Nisan 1968 günü bir suikastle öldürülmüştür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here