“Biz, hepimiz çöplüklerde yaşamaktayız. Yalnızca birkaçımız kafasını kaldırıp yıldızlara bakarlar.” Oscar Wilde

Dokuz yılda otuz bin kişi intihar etmiş. Son günlerde, üst üste intiharlar oldu. İki aile yok oldu. İkisi de ekonomik sıkıntıdan ve yine iki aile de siyanür ile öldüler. Hani şu hırsları doymayanların, altın çıkarırken kullandıkları siyanür. Siyanürle ölmek ölümün en acılısı olmalı. Bu kadar yaşamdan bıktıran, can parçası çocuklarını da ölüme sürükleten ne olabilir? Yüzeysel düşünüp de “Parasızlık” demeyin sakın. Bu aileler aylardır sıkıntıdaydı. Neden bu günlerde pes ettiler?

İnsanı yaşatan da başını dik tutan da onuru olmalı. Hani bir söz var ya “İnsanın onuru omuru gibidir. Bir kere kırılınca doğrulmaz.” diye. Alacaklı kapıda, çocuklar aç bilaç. Komşuların bakışları gölgeli. Başarısızlık sadece ailenin büyüklerine yükleniyor. Çoğunluk sistemi sorgulamıyor. İş çok da çalışmıyor gibi bakılıyor. Herkesin emekli maaşını paylaşacak babası anası yok. Onur pes etmiş, insan neden etmesin?

Herkesi derinden etkileyen intiharlardan biri de mezarlıktaki çocuk. Ölmeden önce bir not bırakmış. “Sizi Allah’a şikayet edeceğim.” diye. İnsan olanın bu notu öğrendikten sonra utancından yerin dibine geçmesi gerekir. Yöneticilerin hemen bir şeyler yapması gerekir. Bu istifa mı olur, yoksa çare mi bulunur, onların hemen toplanıp bu konu üzerinde gündüzlerini ve gecelerini tüketmesi gerekir. Oysa tık yok. Sanki böylesi olaylar hiç yaşanmamış gibi. Eften püften konular üzerinde tartışılıyor da insan hayatı es geçiliyor. Oysa insan hayatından daha önemli ne olabilir? Hele bu çocuklar ise, orada durup düşünmek gerekmez mi?

Bütün bunlar yapılamıyorsa, “Geleceğimiz çocuklar” nutukları da atılamasın. Çocuklar bize öyle bir ders veriyor ki, bu dersten öğrenmemek ayıpların en büyüğü. Bu ülkede çocuk olmanın zor olduğunu, genç olmanın suç olduğunu, kadın olmanın ise zorun zoru olduğunu biliriz. Bu olayların sorumlular için suçların en büyüğü olduğunu da. Aç kalan, ölen her insandan sorumlu olduklarını da biliriz.

Öte yandan intihar ederken, çocuklarını sürükleyenlerin, cinayet işlediklerini de unutmamalıyız. Her ne kadar çocukları biz doğurup büyütüyorsak da onlar toplumun bir bireyidir. Anne -babanın istediği zaman onların hayatını ellerinden alma hakları yoktur. Devlet ne kadar sorumluysa, onlar da bu cinayetten o kadar sorumludur. Bütün bu olaylarda, intiharla cinayet iç içedir.

Güneş yüzlü çocukların fotoğrafları, hepimizin gözünün önünden gitmemeli. Mutluluk da hüzün de bulaşıcıdır. İntiharın ise en hızlı bulaşıcı olduğunu gördük. Toplumda bu tür olayların çoğalmaması için hemen tedbirler alınmalı. Yetkililer her konuşmalarında ölümü değil yaşamı kutsamalı. İmdat diye bağırmalı, insan insanlıktan kaçıyor hızla. İnsan uzaklaşırsa geriye ne kalır? Derler ki; “Ne zaman ölse bir baba, büyürmüş çarçabuk oğulları.” Onların büyüme şansı bile olmadı. Biz bugünden sonra korkusuzca bakar mıyız aynalara?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here