“Balıklara denizin nasıl olduğu sorulsa, kuşkusuz ‘ıslak’ demeyeceklerdir.” Stephen Hawking

Son zamanlarda bir konuda yazı yazmak oldukça zor. O kadar can yakan olay oluyor ki insanın başı dönüyor. Yetkililer, hiç birini yazmamızı istemiyor. “Ortalığı karıştırmayın” diyorlar. O zaman Sabahattin Eyüpoğlu’nun sesi kulaklarımızda çınlıyor. “Bütün çağlarda yazarın soylusu ezilenden yana, soysuzu ezenden yana olmuştur.” Haydi bakalım yazma da dur!

Antalya, kadın cinayetinde ikinci sıradaydı. Son aylarda biraz daha yükseldi, öldürülen, yüzüne kezzap atılan kadın sayısı arttı, birinci sıraya çıkmak üzere. Bu insan olanın utancıdır. Sorgulanması gereken bir durumdur. Yılda bir cinayet olsaydı “kişisel” olabilirdi ama bu kadar cinayet politik değil de ne? Bu kez Pınar Selek bağırıyor. “Hiyerarşik olmadığı için uzaktan gücü anlaşılmayan ve bu nedenle başa çıkılması da kolay olmayan en örgütlü muhalefet kadınların muhalefetidir.” Kadın olduğun halde yazma da dur!

Tarafsız durayım deyince Dante kızıyor ve diyor ki: “Cehennemin en karanlık yerleri, kriz zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.” Zaten sanattan yana olan, eli kalem tutan insan muhalif olmak zorundadır. Kuytuda saklanırsam, ne yazabilirim ki?

Son zamanlarda ortalıkta sere serpe dolaşan bir sözcük var “İnanmak.” İnsan olan körü körüne inanır mı? Yoksa sorgular mı? Bize, okullarda “Doğru bildiğinizi bile araştırın sorgulayın” demediler mi? Yoksa şimdi demiyorlar mı? Bir Alman atasözü der ki: “Güvenmek iyidir ama kontrol daha iyidir.” Elbette daha iyisini yapmalı.

Doğa, can çekişiyor. Orman cayır cayır yanıyor ya da yakılıyor. Doğrusunu sorgulamadan bilemem. Yetkililer “Orman yandı ama can kaybı yok” diyor. Peki ormanda yaşayan canlılar ne o zaman? Ağaçlar, bin bir tür hayvan, börtü böcek can değil de ne? Yangından kaçamayan hayvanların halini Face Book’ta paylaşmışlar, yüreğim dayanmadı, hemen kapattım. Galiba kendi canımı düşündüm bencilce. Ya da yapabileceğim bir şey olmayınca kaçtım, başka ne denir ki?

Bize bir seferberlik gerek, “İnsan olabilme” dersi seferberliği. İnsan olabilmeyi başaranlar hemen işbaşı yapmalı. Her alanda bu konuyu anlatmalı, işlemeli, uygulamalı dersler vermeli. Konusu belli: İnsan olmak ve her şeyi sorgulamak. Yoksa daha çoook canlar yanacak, daha çoook cana kıyılacak.

Ders kimlere verilmeli derseniz; elbette insan olmayı henüz başaramayanlara. İnsana kolayca kıyan, doğayı bir avuç para için yok eden, sokakta canhıraş, aç susuz yaşama savaşı veren canlıyı göremeyen, sevemeyen, aşık olamayan, merhametsiz, eşitlikten yana olmayan, kibirli, aynası dev olanlar diyebilirim ama liste bu kadarla bitmez elbette….
Son günlerde herkesin gözü Japonya’ya çevrildi. Malum biz gösterilen yere değil de parmağa bakan bir toplumuz. Minicik örnekler verecek olursak; Japonya’da 800 inanç varmış ve kimse kimseye karışmıyormuş. Dini vicdanlara bırakmışlar. Tarlaların kıyısını dikenli telle çevirmek yasakmış. Doğada yaşayan hayvanlar zarar görmesin diye. (Belli ki sürek avını bilmiyorlar)

Benim de üyesi olduğum “Kadın Danışma Dayanışma Derneği” Antalya’nın kardeş kenti Nuremberg Kadın Derneği ile bir proje yaptı. Mart başı üç kadın Nuremberg’e gittik. Kadınların dostluk ağacı diye, orada bir parka, Türk Meşesi” diktik. Adını “Ayşe” yazdık. Bu yıl 8 Ekim günü Nuremberg’ten bir grup gelecek. Alyazma Anıtı’nın önüne Kadınların dostluk ağacı olarak “Ginko Bilabo” ağacını dikeceğiz. Neden bu ağaç derseniz; Ginko Bilabo ağacı, Hiroşima’ya atom bombası atılıp da hiç bir canlı o bölgede yaşayamazken, ayakta kalabilen ve yeniden yeşeren bir ağaç. Kadın gibi dayanıklı ve direngen olduğundan. Şimdiden not alınız ve Alyazma Anıtı önünde olunuz lütfen…. Günlerimiz umutlu, inanmaya uzak, sorgulamaya yakın olsun.

“Şimdi git ve ateşi üfle / Kor olsun hançer / Dağlanacak yaram var.” Salih Bolat

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here