“Bugün bildiğimiz kapitalizm, çevreyi sürdürülebilir kılma yetisine sahip değil. Şu anda büyüme çevre düşmanıdır. Ekonomi ve çevre çarpışma halindedir. Ekonomik büyüme modern kapitalizmin en beğenilen meyvesidir. Bugünün şirketleri dıştalayıcı makinelerdir. Kapitalizm de bugünü gelecekten, özeli kamusaldan üstün gören köklü güçler vardır. Kapitalizm sonsuz kar yarışına odaklanmış bir acımasız ekonomi örneğidir.” (James Gustave Speth- B.M. Kalkınma Programı Yöneticisi)

İnsanlık, yaşadığı topraklar üzerindeki kendisinden önceki uygarlıklardan kalan yapıtlara “insanlığın ortak mirası” olarak bakmadığı sürece bu miras cinayeti hep yaşanacak. Kapitalizm de her şeye, hatta insanın kendi biyolojik ve psikolojik varlığına bile rant olarak baktığı için bunun sonu alınamayacak.

Bugün antik yıllardan ve köleci toplum döneminden kalanları ‘değer’ olarak kabul ediyor ve koruyoruz. Dikkat ederseniz bunların hepsi de üzerinden kazanç elde edilmesi için yapılmış şeyler değil. Krallar, hükümdarlar, padişahlar yani egemenler için yapılmış şeyler. Ama bunlar egemenler için yapıldığından dolayı değil o zamanın yaşam tarzını, verilen emeği yansıttığı için çok yüce değerler. Çünkü tarih anıtlar dediğimiz şeyler taşlardan değil kandan, terden oluşuyor. O nedenle tarihi de bunlar oluşturuyor.

Ilısu Barajının yapımı gündeme geldiği günden beri hep kaygılandım. Yerel, ulusal ve evrensel alanda ne kadar karşı çıkıldıysa da bu “Kırmızı Pazartesi” (2) engellenemedi. Hasan Keyf adım adım boğuldu; o boğulurken ben de boğuldum sanki. Aklım, vicdanım almadı, soluğum kesildi. Gösterilen çabalar insanlığın sular altında kalmasını engelleyemedi. Göz göre göre, baka baka yok oldu insanlığın mirası. Oysa bu miras yok edilmeden, olduğu gibi bırakılarak da başka bir uygun alana baraj yapılabilirdi. Yıllar önce Keban ve Atatürk Barajlarından elde edilen elektrik enerjisi yüzlerce kilometre ötelere nasıl verilebiliyorsa, yüzlerce kilometre ötelerden de Hasankeyf’e ve çevresine verilebilirdi.

Birkaç gün önce birkaç televizyon kanalı, eski Hasankeyf ile sonradan yapay olarak oluşturulmuş Hasankeyf’in fotoğrafını gösterdi. Amaç yeni bir Hasankeyf oluşturmakmış. Ne kadar özenle yaparsanız yapın, hiç bir şekilde onbinlerce yıldan bu yana süzülüp gelen bu yapıtın aynısını oluşturamazsınız. Yaptığınız şey yalnızca bir öykünmedir. Aslının aynı olamaz. Rengi, biçimi, yani fiziksel özellikleri verseniz bile o ruhu vermeniz mümkün değil. Zamanın ruhunu veremezsiniz. İstediğiniz kadar gezin, gezdirin o ruhu göremez ve duyamazsınız. Çünkü işin doğasının on binlerce yıl önceden bugünlere getirdiği o ruhu yaratamazsınız.

Aynı duyguyu Afganistan’daki Bamiyan Kentinde (3) o dağlara işlenmis devasa yontular Taliban tarafından topa tutulup parç parça edildiğinde hissetmiştim. O şah eserlerden kopan her parça sanki Aspensos’tan, Side’den, Perge’den, Efes’ten kopuyor gibiydi.

Elbette bu barbarlığın bir sonu olacak. İnsanlık elbette kendi sınırları içinde olmasa bile başka ülkelerdeki mirasa da sahip çıkacak. Çünkü insanlığın kaderi iyi ve güzel şeylere yazgılı.

……………………………………………………………….

(1)- Hasankeyf, Diyarbakır ve Cizre arasında İran sınır hattında Romalılar tarafından yedi kapıdan oluşan sağlam bir kale olarak yapılmış. Zamanla Abbasiler, Hamdaniler, Mervanilerin eline geçen kale Artuklular ve Eyyubiler tarafından da kullanılmış. Moğol istilasından sonra Akkoyulular döneminde canlılık kazanmış. Çaldıran zaferi ile Osmanlıların eline geçen kent, Cumhuriyet döneminde Raman’da çıkan petrol nedeniyle önem kazanmış. Uzun Hasan’ın 1473’te Otlukbeli Savaşı’nda ölen oğlu Zeynel Bey için yaptırdığı sekizgen yapılı türbenin mimari ise Pir Hasan imiş. (Büyük Larousse Ansiklopedisi / 10. Cilt / sayfa: 5063)

(2)- Kırmızı Pazartesi, Gabriel Garcia Marguez’in ‘Herkesin işleneceğini bildiği halde, ancak önlemek için hiç kimsenin hiç bir çaba göstermediği cinayeti’ anlattığı romanın adıdır.

(3)- Bamiyan kenti Afganistan’ın başkenti Kabil’in 240 kilometre batısındadır. Kentin yamaçlarındaki tepelerde bulunan, 6. Yüzyılda yapılmış olan ve Dünya Kültür Mirası içinde yer alan, en küçüğü 36 metre, en büyüğü 53 metre büyüklüğündeki Buda Heykellerini 2001 yılında Taliban tahrip etmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here