“Tarım, insanın topraktan eksilttiğini bilinçli olarak toprağa geri vermesidir. Madencilik ise aksine yıkıcıdır; madenden ve taş ocağından alınanlar tekrar yerine konamaz.” Lewis Mumfod

Çok anlamlı bulduğum bir Kızılderili sözüyle başlamak istiyorum: “İnsan adının son kez anıldığı gün ölür.”

Bu söz kurumlar için de doğru olsa gerek.

17 Nisan günü televizyonlardaki programları ve Alanya Eğitim Sen Örgütü’nün Zoom üzerinden yazar Kemal Yalçın ile Köy Enstitüleri ile ilgili yaptığı söyleşiyi izleyince Kızılderili sözünün anlamı bireysel olmaktan çıkıp toplumsal alana doğru yol almaya başladı. Yıllardır gittikçe artan bir yoğunlukta bu konuda çok sayıda program yapılıyor. İnanıyorum ki bu kurum da “artık kendisinden söz edilmediği zaman ölecek.”

Köy Enstitüleri’nin ne olduğunu anlamak için o günün koşullarına, yarattığı sonuçlara bakmak gerek. O günün koşulları şöyle özetlenebilir:

1-İkinci Paylaşım Savaşı dünyayı kasıp kavurmaktadır. Birinci Paylaşım Savaşı’nın açtığı savaşın yaralarını sarmaya çalışan genç Türkiye Cumhuriyeti, İsmet İnönü’nün izlediği politikalar sayesinde İkinci Paylaşım Savaşı’na katılmamayı başarmıştır. (1)

2-Okuma yazma oranı ancak %5 olan 16 milyonluk nüfusun 13 milyonu köylerde yaşamaktadır. Kalkınma atılımına yüzyıllardır ihmal edilen köylerden başlanması eğitimcilerin önünde en doğru seçenek olarak durmaktadır. Bu nedenle köylüyü ve köy çocuklarını eğitmek gerekmektedir. “Eğitim üretim için, üretim de ihtiyaç için olacağına göre” eğitim öğretimin temel ilkesi “iş için, iş içinde eğitim” olarak ele alınmaktadır. Buna göre araştırmalar yapılmakta, projeler geliştirilmekte, kırsal kesimde uygun yerler araştırılmaktadır.

Bu inançla yola çıkılır. Daha çok, köylere yakın yerlere olmak ve o yörenin adı verilmek üzere 21 tane Köy Enstitüsü kurulur. 1940 ile 1946 arasında yani 6 yılda 15.000 dönüm tarla tarıma uygun hale getirilir. 750.000 fidan dikilir. 1.200 dönüm bağ oluşturulur. 1.500 büyük inşaat, 60 işlik (2), 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 30 ambar ve depo, 12 tarım deposu, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santralı, 16 su deposu, 3 balıkhane, 100 km yol yapımı gerçekleştirilir.

Bu süreçte 1.308 kadın, 15.943 erkek olmak üzere 17.521 köy öğretmeni, 730 sağlık memuru, 8756 eğitmen yetiştirilmiştir.

O günün koşullarında ihiyaçtan doğan Köy Enstitüleri 6 yılda ihtiyaca cevap verme konusunda ne kadar doğru ve hayati bir proje olduğunu göstermiştir. Bu felsefe, yazar Kemal Yalçın Alanya Eğitim Sen’in Zoom üzerinden yaptığı programda söylediği gibi 3K felsfesidir. Kafa, kol, kalp. Yani yapılan iş akla, mantığa ve bilime uygun oacak (Kafa). Emek vereceksiniz (Kol). Yaptığınız işe sevgi katacaksınız, severek yapacaksınız (Kalp).

Yukarıdaki verimlileğe ve gerçekliğe sahip Köy Enstitülerini kapatmak için çaba gösterenler; henüz tasfiye edilememiş olan, o günün koşullarında Meclis’te ve hayat içinde etkinliğe sahip toprak sahipleridir. Bu feodal yapı Osmanlı has, zeamet ve tımar sisteminden gelen bir yapıdır. Eğitimsiz halkı işine geldiği gibi kullanmakta, aynı zamanda ucuz iş gücü olarak kullanmaktadır. Feodal zihniyet aynı zamanda doğası gereği laikliğe karşı olan bir yapıdadır. Çünkü laiklik din unsurunun etkili olduğu feodal sistemin bir özelliği değildir. Ayrıca din olgusu onların halk üzerindeki baskısını arttırmaya yaramaktadır. Laiklik ise yeni gelişmekte olan burjuvazinin tarihsel misyonuna uygun düşmektedir. Cumhuriyetten sonra ortaya çıkan laik sermayede Köy Enstileri’ne karşı bir duruş yoktur. Çünkü Cumhuriyet bilinciyle ve laik bilinçle yetişen genç kuşaklar en azından ulusal sermayenin teknik ve ekonomik bakımdan gelişmelerine elverişlidir. Bunun da tarihsel süreç bakımından yadırganacak, eleştirilecek bir yanı yoktur. Kapitalizm kendi dinamikleriyle gelişmediği sürece, yani nicel ve nitel bakımdan gelişimini tamamlamadıkça, onun bir üst ve ileri aşaması olan sosyalizme evrilmesi mümkün değildir. İlkel toplumdan bu yana bütün sistemler, yaşanan toplumsal anlamdaki doğal özelliklerinden dolayı kendi içlerinde kendisinden sonra doğacak olan sistemin tohumlarını taşırlar.

Köy Enstitüleri sık sık konuşulurken, onun için programlar yapılırken bir yandan da eleştirenlere aklım takıldı. Onları anlamaya çalıştım. O duyguyla Cumhuriyet Döneminden 1950’ye dek olan zamanda bu ülkede nelerin yapıldığını öğrenmek istedim. İnternetten araştırdım. Yıllardır yazdığım notlara baktım. Şunu gördüm;

Bu süreçte (1923 ile 1950 arasında) fabrikalar, demiryolları, sağlık çalışmaları, tarım, hayvancılık, kooperatif, spor, bankacılık gibi konularda 200’ün üstünde büyük ölçekli iş başarılmış. Bu yüzden de tek parti dönemi ve Köy Enstitüleri eleştirilirken, 70 yıldır sağın iktidarında süren, adına çok partili parlamenter sistem dedikleri bu düzende nelerin yapıldığına, nelerin yapılmadığına; – özellikle son 20 yılda- nelerin yok edildiğine bakmak gerektiğini düşündüm. (3) “Bilimi en gerçek yol gösterici olarak” almazsak, varlık gösteremeyiz. Yoksa varlık sandığımız şey yalnızca nüfus (kişi sayısı) olarak kalır.

Bugün ne yapmak gerektiğine gelince!.. Elbette 1940’lı yıllarda değiliz. Köprülerin altında çook sula aktı. Irmak tersine akmaya başladı. Şimdi nüfusun % 80’i kentlerde yaşıyor. Köyler boşaldı. Tarım alanları küçüldü. Üretim bitti. Bir zamanların tarım ülkesi dış ülkelerden saman satın alır oldu.

Her alanda kalkınmayı, eşit paylaşımı sağlamak ise, önce hem teorik hem de uygulama açısından kamusallaşmayı sağlamakla işe başlamalı. Yeni adı örneğin Kent Enstitüleri olmalı. Kent Enstitüleri kentlerin çevrelerine, üretim yapılacak alanlara açılmalı. Yine yatakhanesi, yemekhanesi, reviri, ütü hanesi, çamaşırhanesi, müzik, iş ve resim atölyeleri, kantini, tüketim kooperatifi, spor salonu, yüzme havuzu, tarlası, kümesi, ahırı, fizik ve kimya laboratuarı olmalı. Yani yeni okullar birer yaşam laboratuarı özelliği taşımalı. İş için, iş içinde eğitim felsefesi uygulanarak eğitim öğretim yapılmalı. Halk için, halkla birlikte, çok iyi bir üretim planlaması yapılarak yola çıkılmalı. Üretim ve tüketim alanında kooperatifler çoğaltılmalı, desteklenmeli.

Mümkün mü derseniz, mümkün. Yeryüzünde bunun örnekleri çok var. Ve Köy Enstitüleri halen bizi ‘Geçmişten Geleceğe’ taşıyacak en uygun, yaşanmış ve kendisini kanıtlamış bir model olarak o ruhuyla halen karşımızda duruyor.

………………………………………………………………………………………………………………………………………………

(1)- Britic Museum’da İsmet İnönü ile Winston Churcill’in yan yana asılmış resimleri vardır. Churchilll’in resminin altında “Dünyayı atlatıp savaşı kazanan adam” yazmaktadır. İnönü’nünkinde ise “Churchill’i atlatıp yurttaşının kanını dökmeden savaşı kazanan adam” tümcesi yer almaktadır.

(2)-1922 yılında eğitim öğretime açılan köyümüzün ( Sivas – Akpınar Köyü) İlkokulu’nda bile bir oda “işlik”olarak kullanılmaktaydı.

(3)-30.05.2017 ile 13.04.2021 tarrihleri arasında yapılan 39 sınava işe alınacak 23.397 kişi için toplam 713.461 başvuru olmuş.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here