Raşit Araz

Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir

Suomi ya da İsveççeden bizim dilimize ve diğer birçok dile geçen şekliyle Finlandiya… Beyaz zambaklar ülkesi…

Antalya’dan İstanbul aktarmalı olarak bindiğimiz Air Baltic havayollarına ait uçak bizi Letonya’nın başkenti Riga’ya indirdi. Burada kısa bir beklemeden sonra aynı havayoluyla Helsinki’ye indik. Yolculuğumuz, dantel gibi işlenmiş, binlerce küçük ada ve gölden oluşan bir manzarayı seyrederek çok çabuk geçti. Batı Finlandiya tamamen adalar, adacıklar, göller ve göletlerden oluşuyor. Helsinki havalimanı küçük ama işlek bir havalimanı ve dünyanın her yanından buraya ulaşmak mümkün. Hem Finliler tatile çıkmayı çok seviyorlar hem de dünyanın değişik yerlerindeki insanlar Finlandiya’yı merak ediyorlar. Bu da Helsinki havalimanını oldukça işlek bir hale getiriyor. Helsinki’de küçük bir gezinti yaptıktan sonra kuzey batıya Lappeenranta kentine doğru yola çıktık.

Dümdüz bir şekilde gökyüzüne uzanan ağaçların arasından kıvrıla kıvrıla uzayan güzel bir yolda dört saatlik çok keyifli bir yolculuktan sonra Lappeenranta’ya vardık. Otelimize yerleştikten sonra kenti keşfetmek, bir şeyler içmek ve arkadaşlarımızla buluşmak için dışarı çıktık.

Lappeenranda, Avrupa’nın dördüncü büyük gölü Saima kıyısında, 70.000 nüfuslu bir şehir. Güney Karelia eyaletine bağlı ve Rusya sınırına 30 km, bundan dolayı şehirde bol miktarda lüks siyah cipleriyle dolaşan yeni Rusları görmek mümkün. Finliler doğa ile iç içe yaşayan ve lüks tüketimi olmayan insanlar. Ülke ve halk zengin fakat Paris, Roma gibi yerlerde bulunan, bizde de sahte ürünleri çok olan markaları burada bulmak zor. Rusya’dan gelen zenginler ise bu marka ürünleri almak istiyorlar. Finliler büyük alışveriş merkezlerini Rusya sınırına doğru kurmuşlar ve burada neredeyse sadece Ruslar var. Şehirde araçlarıyla dolaşmalarına yerel halk sıcak bakmıyor, Rus alışverişçilerde bunu bildiklerinden zamanlarının büyük bir bölümünü lüks AVM’lerde geçiriyorlar.

Lappeenranda’da liman en merkezi eğlence merkezi. Saime gölünde değişik kasabalara ve köylere giden onlarca feribot ve gezi teknesi var. Yat limanı çok büyük. Buradan hem denize açılmak hem de gölde bulunan yüzlerce ada etrafında yelken açmak mümkün. Teknecilik ise bir hobi olarak çok yaygın… Çocukluktan başlayarak halk denizle, tekneyle, suyla iç içe. Liman etrafında bir sürü kafeterya ve lokanta yer alıyor. Favori yemekleri ren geyiği etinden yapılan et yemekleri ve tabii ki çok lezzetli balıkları…
Finlandiya bize göre çok pahalı bir ülke. Dört kişilik bir öğle yemeği için ortalama 150 Euro ödemeye hazır olun. Bu onların gelir düzeylerine göre normal bir hesap fakat yabancılar için çok pahalı. İçecekler ve özellikle alkollü içecekler de aynı. Bira değişik alkol derecelerinde satılıyor. Alkol derecesi arttıkça fiyatı da artıyor.

Yemekten sonra otelimize döndüğümüzde saat gecenin onu olmuştu fakat ortalık hala aydınlıktı. Yazın saat 11’den sonra kararan hava gece yarısı 3’ten sonrada aydınlanıyordu. Daha kuzeye gittikçede karanlık saatler azalıyor, kışında aynı şekilde güneş ışığı alınan saatler çok az oluyor.

Yabancıların bu duruma adapte olmaları zor olduğundan otellerde kalın koyu renkli perdeler kullanıyorlar. Bizde bu kalın perdeler sayesinde yol yorgunluğumuzu iyi bir uykuyla attık.

Ertesi gün nefis bir kahvaltıdan sonra araçlarla kalacağımız Asinsaari adacığına doğru yola çıktık. Burada hem kendimize ait bir gölümüz vardı, hem de doğal bir adamız. Adacığın üzerinde spor yapılan alanlar, küçük bir iskele, odunla ısınan bir Fin hamamı, kalacağımız bungalovlar ve merkezi bir kafeterya vardı. Göl kenarında bulunan ve 80 derece ısıtılan saunadan sonra gölün soğuk sularına atlamak ve gölde kano ile dolaşmak en büyük eğlencemiz oldu.

Asinsaari ve lappeenranta’da geçirdiğimiz on gün unutulmazdı. Doğaseverler doğa nasıl korunur ve doğa sevgisi nasıl gelecek kuşaklara aktarılır konularında buradan çok ders alabilirler. Bizim bulunduğumuz on gün içinde Asinsaari civarındaki adacıklara kamp yapmaya yüzlerce öğrenci geldi. Bu süre içinde kendi çadırlarını kuran ve uyku tulumlarında kalan öğrenciler ne gürültü yaptı ne de herhangi bir kirlilik yarattılar. 15-16 yaşındaki öğrenciler eğitim sistemlerinin bir parçası olarak geldikleri doğada doğanın bir parçası haline geliyorlardı.

Lappeenranta’da bir Türkiyeli aile ile tanıştık. Yıllar önce Almanya’dan Helsinki’ye oradan da Lappeenranta’ya gelen Maraşlı bu aile önce dönercilik yapmış, daha sonra da pizzacılık yapmaya başlamış. Türkiye’den de akrabalarını getirerek orada küçük bir pizza imparatorluğu kurmuşlar. Baba, “ Mc Donald’s bizimle rekabet edemedi, Rusların alışveriş yaptığı AVM’ ye kaçtı!” diyor.

Helsinki’ye döndüğümüzde biz de biraz alış veriş yapmak istedik. Antalya’dan dostlarımız bize bol bol elektronik eşya siparişi vermişlerdi. Helsinki sokaklarında elektronik eşya aramaya başladık. Fakat bulmak mümkün değildi. Maalesef siparişleri alamadan döndük.

Helsinki’den sonra, Helsinki körfezinde bulunan Suomenlinna Svesborg adasına gittik. Bu küçük ada Unesco’nun dünya kültürel ve doğal mirası listesinde ilk onda yer alıyor. İsveçlilerin, Rusların ve Finlilerin egemenlik dönemlerine şahit olan adada bulunan kale surları, savunma topları ilk günkü gibi duruyor. Adada kalınacak küçük oteller ve pansiyonlar, küçük lokantalar ve kafeteryalar var. Tam Helsinki körfezinin ortasında bulunan bu küçük adada geçirdiğimiz iki gün çok dinlendirici oldu doğrusu.

Helsinki havalimanından kalkan uçağımız önce Riga’ya indi. Daha sonra İstanbul üzerinden Antalya’ya geldik. Finlandiya doğası ve insanlarıyla bizde unutulmaz izler bıraktı…


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here