Karşılaşma, buluşma yeri, ortalık gibi anlamları olan meydanın, kent meydanı olarak ele alındığında, en belirleyici özelliği o yerleşimin kamusal bir alanı olarak görülmesi gerektiğidir.

Herkese ait, herkese açık, herkesin dilediği zaman orada bulunabileceği, kendisini herhangi bir zorlayıcı etki altında hissetmeyeceği, bu yolla farklı sosyolojik bileşenleri bir araya getirip birlikte yaşama kültürünü geliştiren düzenlemeleriyle, kent meydanı ve kamusallık sözcükleri bir birini tamamlayıcı niteliklere sahiptir.

Tıpkı günümüzdeki sahil şeritleri, yeşil alanlar, parklar, oyun alanları, yollar, kaldırımlar gibi kent meydanları da, genellik ilkesi kapsamında istisnasız herkesin o alanın işlevine uygun olarak serbestçe yararlanabileceği, toplumsal yaşantının olmazsa olmazları arasında görülmelidir.

Nasıl ki alt yapı düzenlemeleri, üretim ve tüketime yönelik organizasyonlar, ulaşım, sağlık, barınma, kendimizi geliştirmek ve ifade etmek üzere buluşma ve dayanışma mekanları toplum hayatının vazgeçilmezleri ise; kent meydanları da tarihsel süreç boyunca farklı işlevler yüklenerek o toplumun gelişmişliğini ve o yerleşimin kimliğini yansıtarak günümüze kadar gelmiştir.

Antik çağlardan beri, forumlar, okunan fermanlar, kurulan idam sehpaları, sirkler, ayinler, pazar yerleri, mahkemeler… yani zamanın hemen her türlü alış veriş ve iktidar araçlarının bir arada yer aldığı bu kamusal alanlar, toplumsal temasın, haberleşmenin ve idamenin merkezleri olarak değerlendirilmiştir.

O nedenle kent meydanları iktidar sahipleri için o yerleşimin sakinlerini yönlendirme, bağımlılıklarını pekiştirme aracı olarak kullanılırken, muhaliflerin de kendilerini ifade etme ve iktidara karşı mücadele verme alanları olarak, halen devam eden öykülere sahiptir.

Günümüz yerleşimlerinde artan nüfus, geniş alanlara yayılım, teknolojik gelişmeler ve değişen ekonomik ve sosyal ilişkilere bağlı olarak yönetim, planlama ve değer yargılarında oluşan farklılaşmalar, meydanların konumlanışlarını da, işlevlerini de büyük ölçüde değiştirdi.

Artık hemen her kesime hitap eden, pek çok işlevi aynı anda bir arada üstlenen meydan örnekleri kalmadı. Kamusal niteliklerini kaybetmemiş de olsalar, meydanlar doğal ve tarihsel dokuların taşıyıcısı olmakla birlikte, ticaret merkezleriyle, trafik ve peyzaj düzenlemeleriyle, festivaller, gösteriler, fuarlar ve törensel etkinlikleriyle, buluşma, alış-veriş ve sosyalleşme imkanları sunan, egemen politikaların bir sonucu olarak da daha çok tüketimi teşvik eden merkezlere dönüşerek varlıklarını sürdürüyor. O nedenle kentin dışına sürülen, dolmuş parasını hesap eden, emeğinden başka satacak bir şeyi kalmayan kent yoksullarının kent merkezlerindeki imkanlardan yararlanma koşulları artık pek bulunmuyor.

Geçtiğimiz günlerde Finike Belediyesi, “Kale mahallesinde bulunan 6,5 hektar (63.685 m2) yüzölçümüne sahip kara ve yaklaşık 0,90 hektarlık (8.710 m2) yüzölçümüne sahip denizalanı üzerinde yapmak istediği ‘Fuar, Panayır ve Festival Alanı’ (Kent Meydanı) projesinin” karşılaştığı engelleri kamuoyu ile paylaştı.

“… zaten 20 kadın, 20 erkek olmak üzere 40 kişi kapasiteli bir mescit planlanmışken, ve bu alana yürüyüş mesafesinde Merkez Cami ve Ayşe Akın Cami ile yapımı tamamlanmak üzere olan Eroğlu Nuri Camii olmasına karşın Antalya Müftülüğü dolgu imar planı içerisinde cami yeri ayırılması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına talepte bulunduğunu, şu an ana yola cephe bölgede bin metrekare alana sahip bir cami düşünüldüğünü” bu durumun “…fuar ve festival alanı özelliğine sahip meydanda gerçekleştirilecek gösteri ve konser gibi müzikli etkinliklere uygun olmadığı için…” kent meydanı projesinin beklemede olduğunu açıkladı.

Kuşkusuz bu durum merkezi yönetimin, yerel yönetim üzerindeki vesayetçi tutumu ile yakından ilgilidir. Bir yandan bayrağını muhalif belediyenin prestij projesinin surlarına dikmek, diğer yandan bu proje ile hayata geçirilmek istenen işleve engel olunmak istendiği son derece açıktır. Ve daha da önemlisi iktidar milletvekili aracılığı ile bu konuyu pazarlık konusu haline getiren açıklamalar yapılması, meselenin toplumsal ihtiyaç, planlama ilkeleri üzerinden hareket edilmediğini de ortaya koymaktadır. Belli ki antik dönemlerden kalma bir yaklaşımla “değerlerimiz kalıcı eserlerde yer almalı” fikrini öne çıkararak ama onun arkasında merkezi yönetime yaslanarak, muhalif yerel yönetimleri kendilerine tabi kılmak ve bu yolla kent rantlarından yararlanma niyetleri Finike Kent Meydanı Projesi ile de kendini göstermektedir.

Oysa binlerce yıllık tarihe, eşsiz bir doğal yapıya, yer altı ve yer üstü zenginliklerine sahip olan Finike artık korsanlık dönemlerini ve XIX.yüzyıl kayıtlarına geçen devlet memurlarının usulsüzlükleri başta olmak üzere yolsuzluk ve eşkıyalık vak’alarını geride bırakmıştır. (Hatice Öz,Ak.Üni.- “XIX. Yüzyılda Finike’nin İdari ve Sosyo-Ekonomik Yapısından Kesitler” Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries)Cilt/Volume: 12, Sayı/Issue: 2, Yıl/Year: 2017- sayfa57)

Şimdiki zamanların hedefi, zora ve dayatmaya kalkışmadan, fırsatçılıklara imkan tanımadan, insani değerlerimizi, ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi, farklılıklarımızı gözeterek medeni koşullarda yaşamaktır.

O nedenle böyle bir projede esas tartışılması gereken konu, hayata geçirilmek istenen kent meydanı ile elde edilmek istenen fayda nedir ? Kentsel yaşamın çoğulculuğuna nasıl katkı sağlayacaktır? Öngörülen yapılaşmaların konumlanışı ile bütün kent halkının ayrıcalıksız olarak bu alandan, hizmetlerden ve etkinliklerden doğrudan nasıl yararlanabilecek ve bunun maddi koşullarının nasıl sağlanabileceği ? konularıdır.

Doğal olarak sahil şeridinin kullanımı, kıyı kenar çizgisi, denize dolgu yapılması konuları da öncelikle tartışılması gereken konulardır.

Zira, demokratik ve eşitlikçi yaşam mekandan bağımsız değildir. İktidar dayatması, planlama ilkelerine aykırılık ve kayıkçı dövüşünü andıran ayrışmalar yerine, toplumcu bir yaklaşımla hayata geçirilecek sosyal belediyecilik anlayışı, dini siyasallaştıran, onu rant elde etme aracı haline getirenleri deşifre etmek için yeterli olacaktır.

Kent meydanları, pekçok işlevinin yanında kentlilik bilincine ulaşmada ve kent hakkına sahip çıkmada son derece önemli bir yere sahiptir. Umarız ki Finike kent meydanı da demokratik kent dinamiklerinin bir araya gelmesine ve kamusal yararı sağlamak adına dayanışma içinde olmasına bir fırsat oluşturur.

Finike denilince bütün kamusal hak savunucuların aklına ilk gelen ve çıkar çevrelerince yaşamına son verilen Büyüknohutçu çiftine hepimizin borcu var…

Yaşam alanlarımıza, kamusal alanlarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak her türlü tüccarlıktan önce gelir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here