Bahar aylarından nisan gelince, erguvan renginde giyinir doğa. Yeşiller üstünde, erguvan rengini hangi şair anlatabilir yeterince? Hangi ressam tuvalinde bulabilir bu rengi?

Ressam Ünay Kızıltan’a sormuşlar, “Erguvan ne renktir?” diye. “Aşağı yukarı pembedir erguvan. Hafifçe, gizlice mavimsi. Ama öyle her hangi bir mavi de değil, çivit mavisi vardır ya bildiğimiz, işte o maviye çalar gizlice. Erguvan, o muhteşem renk, çokça şarap kırmızısı, pek az çivit mavi ve bolca beyaz ile ulaşabileceğiniz fevkalade zengin ve ışıklı bir renktir. Bu rengin mitolojik öyküsü de şöyle: Kıyıdaki deniz kabuklusu ile beslenen, başıboş bir köpeğin dişlerindeki muhteşem rengi gören soylu bir kadın, ‘bu renkte bir kostüm istiyorum’ diye tutturunca, hizmetkârlar köpeği izleyerek, deniz kabuklusunu bulmuşlar, sonra kabuğu ezerek, violet denen pembemsi mor rengi dünyaya armağan etmişler” diyor.

    Erguvan, Akdeniz ikliminin ağacı. Nisan ayı gelince Antalya’da her yer mora keser. En göz alıcı olanları kuşkusuz erguvandır. Baharın en sabırsız ağacıdır o. Yapraklarını beklemeden çiçekleriyle donanır. Sonradan açar, yürek biçimindeki yeşil yaprakları. Yaprakları neden yürek biçimindedir? Rengi neden böyle tarifsiz karışık ve güzeldir?

Bana sorarsanız eğer, hercai bir aşıktır erguvan. Yas tutmaz aşkına, görecesiz güzelliğinden son derece emin olduğundan, her görenin yüreğinin kendisinde kalacağını bilir. Işığı göz alıcı, rengi uzaklardan bile çarpıcıdır. Bir gören bir daha, bir daha bakar kalır. Keskin ve havaya savrulan bir kokusu yok, ama burnumuzu çiçeğin içine sokarak koklarsak, elma çiçeğinin hafif kokusunu andıran gizli bir koku duyarız.  

“Karanfil suyu neyler, güzel kokuyu neyler” dercesine. Gerçi  Dr Faik Yaltırık bana katılmıyor. “Erguvan, güzelliğinden habersiz, kor dudaklı bir köylü güzeli gibidir ve onun kadar da kanaatkârdır” diyor. Erguvanın verimli toprak istemediğini, her ortamda yetiştiğini vurgulamak için böyle söylüyor olmalı.

Konyaaltı ilçesinin denize doğru inen bir caddesinin karşılıklı iki yanı da erguvan ağaçlarıyla kaplıdır. Denize giderken, o caddeye gelince adımlarımı iyice yavaşlatırım. Yolun bitmesini istemem, mor mutluluğun tadını çıkararak yürürüm. Bu bahar evlerden çıkamadık. Corona virüsü bize büyük bir ders verdi. Ne erguvanı görebildik, ne de baharı. Biz onları göremedik diye, ne bahar gelmekten caydı, ne de erguvanlar açmaktan. Anladık ki, gelip geçici olan onlar değil biziz.

    Yüzyılın başında Bursa’da “Erguvan Bayramı” kutlanırdı. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Gülden sonra, bayramı yapılacak çiçek varsa o da erguvandır” diyor. Erguvan edebiyatın da gözdesidir. Örneğin, Refik Halit; “Erguvanlar, Boğaziçi yamaçlarında, güneş çekildikten sonra, batı tarafından kopup yere inmiş ve ince fidanlara sarılmış değirmi bulutlara benzer. Işıklı ve renkli bir buğu gibi, kısa bir zaman sonra eriyip boşlukta kaybolur” diye anlatır. Adalet Ağaoğlu’da “Marmara’da Boğaz’ın sularında gün batımlarının ayak izleri hâlâ erguvandır. Şeker pembeliklerinden portakal kızıllıklarına alacalanan renk cümbüşü ….erguvan şenliği ile tamamlanır” diyor.Gerçekten de erguvanlar, öyle uzun haftalar çiçekli kalmazlar. 15-20 Gün sonra çiçekleri erguvani minderler gibi yere seriliverir. O nedenle gecikmeden onların tadını çıkarmak gerekir.

    İstanbul deyince de akla erguvan gelir. Baharda İstanbul sırtları erguvan kuşanır. Belediye Başkanı Gürtuna zamanında, “Erguvan Grubu” adlı sivil örgüt, “Kadıköy’e 5000  ve her bahçeye bir erguvan” sloganıyla, eski İstanbul’u canlandırmak istemişler ve de dikmişler. Ayrıca “Erguvan Caddesi”, “Ihlamur Caddesi”, “Çınar Caddesi” gibi adlarla caddeleri güzelleştirmişler. Bilmem bundan bir ders çıkarsak mı? Ne dersiniz, Antalya’nın sokaklarına yakışmaz mı bu adlar? Turunç, erguvan, yasemin, çınar, zeytin, zakkum, mersin, okaliptüs, portakal, zerdali,begonvil v.s. caddeleri.

    Erguvan, Bizans İmparatorluğunun rengiydi. Halkın bu rengi kullanması yasaktı. Hatta soyluların kanının bu renk olduğuna inanılırdı. İmparator ve İmparatoriçe erguvan rengi giyinirdi. Erkek çocukları doğunca, erguvan renkli odaya alınırdı. Mitolojide her öyküde erguvan rengi geçer.

    Bir efsaneye göre erguvan çiçeklerinin rengi önceden beyazmış. İsa’nın havarilerinden olan, Yahuda, İsa’yı Romalılara ihbar edip çarmıha gerilmesine neden olunca, o utanca dayanamayıp kendini bir erguvan ağacına asmış!! Ve böylece, utanan erguvan ağacının çiçeklerinin rengi, “ Erguvani kırmızı”ya dönüşmüş. Ondan olmalı Hıristiyanların erguvana “Yahuda ağacı” da demeleri. 

    Lise yıllarımda okuduğum bir kitap aklımdan hiç çıkmamıştı. Archilbald Joseph Cronin’in “Erguvan Ağacı” adlı romanı. Cronin dönemin gençliğinin toplumsal çelişkilerini, sınıf atlamaya çalışan gençlerin açmazlarını yansıtıyordu. Romanın kahramanı sonunda kendini erguvan ağacına asarak intihar ediyordu. Efsanedeki İsa ve Yahuda’ya bir göndermeydi belki de. Doğa nice güzelliklere gebe. Umarım Antalya baştan başa erguvanlarla dolar, yeşille morun sevişmesini doya doya izleriz. Hilmi Yavuz’un dizeleri ile bitirelim. “Erguvanlar geçip gitti bahçelerden. /  Geriye sadece erguvanlar kaldı.”     

2 YORUMLAR

  1. Erguvan: Kamile Yılmaz’a göre erguvan sadece bir ağaç değil. Doğanın ortasında yankılanan erguvan renkli bir bülbül avazı, bir betimlemeler dansı, ender rastlanan bir mücevher taşı olmalı. Büyük ustanın yüreğine ve kalemine sağlık.

  2. Şu koronalı günlerde evlere kapanmışken Erguvan Zamanı’nı okuyunca bahçelere çıkmış; umudun tüketilmeye çalışıldığı şu zamanda umutlarımızı arttırmış gibi olduk. Bunca kötülüğün arasında buna gereksinim varmış demek ki! Teşekkürler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here