YÜZ YILDIR DEĞİŞMEYEN OKUL BİNALARI VE SINIFLAR

Eğitim binalarında eğitimin niteliğinin artırılması için temel değişiklikler yüz yıldır yapılamamaktadır. Cumhuriyetle birlikte bu alanda bazı temel değişiklikler yapılmış, Köy Enstitüleri gibi kalkınma odaklı eğitim binaları tasarlanmış ve uygulanmış fakat gelişme ve değişme daha sonra devam etmemiş kesintiye uğramıştır.
Kışla tipi okul binaları günümüz Türkiye’sinin en yaygın okul binası tipi halindedir. Son çeyrek yüzyılda Siyasal İslamcı faşizmin hakim hale gelmesiyle daha önceki askeri vesayet rejiminin kurduğu askeri kışla tipi okul binalarının yanına ibadethane tipi okul binaları da eklenmiştir. Siyasal İslamcı faşizm, ABD güdümünde, bazen İslam, bazen Türk İslam, bazen de Türk tipi ideolojiler üretmiştir. Ancak bu ideoloji- ki tırnak içinde bile ideoloji olmadığından tırnak içine almak zahmetine bile girmedim, Pentagon, CIA, ABD Büyükelçiliği tarafından üretilen ne milliyetçilikle, ne de İslam diniyle alakası olmayan bir ucubedir. ABD kendi ülkesinde okul tiplerini sürekli geliştirir ve değiştirirken, sömürgelerinde ve yarı sömürgelerinde bunu yapmamakta, eğitimin niteliğinin artmaması için eğitimde reform adıyla yerinde sayan veya gerileyen eğitim modellerini uygulamaktadır.

Okullar yüksek katlı binalardan oluşmaktadır. Bu, günümüz eğitiminin öğrencilere ve topluma vermesi gereken “önemli, özgüvenli birey” kavramını yok etmektedir. Güvenlik açısından büyük bir risk oluşturmasına rağmen, sadece çocuğu ezmek, çocuğa bir büyük ideolojinin ve hedefin küçük bir parçası olduğunu hissettirmek için, kamu binaları olarak okullar büyük yapılmaktadır. Özel okullar ise daha fazla sınıf ve öğrenciye daha az maliyetle sahip olmak arzusuyla yüksek binalarda kamuda verilen eğitime benzer bir eğitim vermektedir.

Okul koridorları adeta karanlık birer hapishane koridoru gibiler. Öğrenciler de burada volta atan mahkûmlar gibi… İnanılmaz bir kaos içinde bir zil çalmakta, veya bir bilgisayardan bir kısa müzik parçası çalmakta, ardından da öğrenciler için bir anons yapılmakta ve öğrencilerin sınıflara girmeleri istenmekte, daha sonra da öğretmenler için bir anons yapılmakta ve öğretmenlerin sınıfa girmeleri istenmekte ve ders başlamaktadır. Bunun her bir koridorda yüzlerce öğrenciden oluşan bir kalabalığa yapıldığını, okulun değişik yerlerinde, örneğin bahçede, okul girişlerinde, katlarda bulunan nöbetçi öğretmenlerin bağırış, çağırışlarla öğrencileri yönlendirdiğini düşünün… Hapishane derken abarttığımı düşünüyorsanız, abartmadığımı daha iyi anlarsınız. Koridorlarda bulunan kız ve erkek öğrenci tuvaletleri ise tam bir hastalık yuvasıdır. Yüzlerce öğrencinin, en fazla 15 dakikada kullanması gereken tuvaletler sadece akşamları su tutularak temizlenmekte, hijyenik olmayan bir yöntemle yıkanmakta ve adeta hastalık kaynağı halindedirler. Liselerde ve hatta ortaokullarda derin bir sigara ve tuvalet kokusu koridorları sarmaktadır. Kırık lavabolar, işlevsiz psivuarlar, yüzyıl öncesinden kalma alaturka kapısı kırık, her yana dışkı ve idrar bulaşmış tuvaletler hemen hemen tüm kamu okullarının standardı halindedir. Tuvalette bulunan 4 veya 5 kabinin kapıları kırık, kilitleri çalışmamakta, temel tuvalet ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığı ilkel mikrop yuvalarıdır.Siyasal İslamcı Faşist anlayış tuvaletlerde hiçbir yenilenme, değişiklik düzenlemeye tahammül edememekte, alaturka tuvaleti din açısından savunmaktadır.

Okul girişleri de kışla-Camii anlayışına uygun yerler halindedir. Ana okullarında bile “şehitlik” yüceltilmekte, her köşede ya militarizm ile ya da din ile ilgili panolar, köşeler, bayraklar ve hatta gelişen teknoloji ile kapılarda şehitlik ile, dini terimler ile, ırkçılık ile ilgili baskı yapılan giydirmeler kullanılmaktadır. Öğrenci, kaç yaşında olursa olsun, daha okulun kapısında 15 Temmuz ile karşılaşmakta ve adeta öğrenciye birisi şu soruyu sormaktadır: “Benim için şehit olur musun? “
Öğrenciler pazartesi günleri okul girişlerinde, Cuma günleri okul çıkışlarında askeri bir nizamla sınıflar halinde toplanmakta ve öncesinde okul müdürleri veya müdür yardımcıları tarafından dakikalarca aşağılanmakta, sonra da İstiklal Marşını söylemeleri istenilmektedir. Durum o kadar kanıksanmıştır ki, bu önce aşağılanma, bağırılma, azarlanma işlemi hoparlörlerden, civardan da duyulacak şekilde yapılmaktadır. Bu toplanmanın olduğu okul bahçeleri yüksek duvarlarla, çitlerle, tel örgülerle çevrilidir. Hapishane gibi derken şaka yapmıyorum. Gidin bir okulun dış duvarlarına bakın neden hapishane gibi dediğimi daha iyi anlarsınız. Okul bahçeleri yeşilden, topraktan yoksun, iki pota konularak spor yapıldığı sanılan, beton dökülmüş birer hapishane avlusudur. Kantin ihalelerinden para kazanmak için yan yana iki okulun arasına bile duvarlar çekilmekte, çitler yükseltilmekte ve üzerlerine de tel örgüler konulmaktadır.

Okullarda bulunan Laboratuarlar hepinizin bildiği gibi, soğuk, gereksiz ve yetersiz malzeme ile dolu, işlevsiz, sınava yönelik eğitim sistemi sonucu hiçbir işe yaramayan ve eski depolara benzeyen odalardır. Öğrencilerin girmesi yasaktır. Okulların dip taraflarına saklanmış, karanlık izbe gibi yerlerdedir. Okullarda mescit mecburiyeti getiren Siyasal İslamcı Faşist rejim, daha iyi yerlerde bulunan laboratuarları mescit haline dönüştürmüştür. Bu hapishane gibi okullarda bulunan en az iki mescit vardır. İslamcı Faşizm okullarda yok edemedikleri çocukların çocukluklarını mescitlerde yok etmeye çalışmaktadırlar.

Kantinler okulların ticarethaneye dönüştüğünün en iyi kanıtlarından birisidir. Diğeri de servislerdir. Kantin ihalelerini fahiş fiyatlarla kantin işletmelerine vermektedirler. Bu kadar yüksek fiyatla kantini kiralayan kişiler, yarı mafyavari yöntemlerle çok düşük fiyatlarla aldıkları beş para etmeyen, özel olarak okul kantinleri için üretilmiş malları çok yüksek fiyatlarla satmaktadırlar. Çoğu kantin okullarda sorunun kaynaklarının başında gelmektedirler. Denetleme ya hiç yok ya da yetersizdir. Yüksek fiyatlarla ihaleyi alan işletmeci kirayı her ay ödediğinde, bu kiradan Milli Eğitim Müdürlükleri ve okul müdürlükleri belirli bir pay almaktadırlar. Bu para okullar ve Milli Eğitim Müdürlükleri için önemli bir gelir kaynağıdır. Bu gelirden mahrum kalmamak için okullar hemen hemen her şeye göz yummaktadırlar. Okullarda kooperatif kolu vasıtasıyla öğrencilere girişimcilik öğretmek için kurulan kooperatif kolları, okullardaki eğitsel kolların Amerikan özentisiyle “Klüplere” dönüşmesiyle yok olmuş. Öğrencilere çok ucuz fiyatlarla yiyecek, kırtasiye malzemesi vs satılan yerler okullar içinde ticari alanlara dönüşmüştür. Okullara ulaşımı sağlayan servisler büyük şehirlerde fahiş fiyatlarla hizmet vermektedir. Servisçi olarak çalışan- ki genellikle araç sahipleridir, denetimsiz, keyfine göre çalışan kişilerdir. Ne trafik kuralları ne de çocuğun güvenliği umurlarındadır. Öğrenci velileri soyulmakta, bu soygunu yapan örgütlenmiş servisçiler aldıkları paranın bir kısmını okula, bir kısmını ise Milli Eğitim Müdürlüğüne vermektedir. Yarı mafyavari yöntemlerle soygun burada da devam etmektedir. Siyasal İslamcı faşizm parayı sever, insanı değil.

Okullarda bulunan Müdür, Müdür yardımcıları odaları ise tam bir keşmekeştir. İşlevsel olarak okulu yönetmek görevi olan idarecilerin çok büyük bir kısmı aslında atanarak gelen, okulu tanımayan, siyasi iktidarın yancısı, yeteneksiz ve basiretsiz kişilerden oluşmaktadır. Odaları ise şehitlik söyleminin yeniden üretildiği yerler halindedir. Şaşaalı odalarda, kalın deri koltuklar, büyük masalar yer almaktadır. Küçük çocukların kendilerini daha da küçük hissetmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Panolarda şehitlik edebiyatı yaparlar, bayraklarla, flamalarla , resimlerle okul girişindeki soruyu bir kerede orada sorarlar: “Benim için şehit olur musun?”

Son olarak sınıflar da biçim olarak yüzyıldır değişmemiş biçimdedir. Kara tahtanın yerini önce yeşil tahta sonra da iflas eden FATİH projesi ile her sınıfa sokulan ve hiçbir işe yaramayan akıllı tahta geçmiştir. İşlev ise kara tahta dönemimden bile geridedir. Tebeşirin yerini akıllı tahtanın kapağında bulunan beyaz tahta ya yazan “tahta kalemleri” almıştır. Kanserojen, çocukların asla koklamaması gereken mürekkepler sınıf içinde gezinmektedir. Rahlelerin yerini üç sıra halinde dizilmiş sıralar almıştır. Ne grup çalışması için ne de bireysel çalışma için uygundurlar. Öğretmenin bildiğini sözlü olarak aktarması ve onu gözünü bile kırpmadan dinleyen öğrencilerin konuyu ezberlemesi gibi çağdışı bir yöntemle öğrenme süreci gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Sınıf duvarları iç karartıcı, sene başında bir kez boyanan, kirli, içinde çocukların bulunmaması gereken odalardır. Sert tahta üzerinde oturarak çocuklarımız yıllarını geçirmektedirler. Yıllardır değişmeyen aksesuar ise askılardır, panolardır. Panolarda bulunan resimler vs ise cıvık cıvık ticaret, kar ve şehitlik edebiyatı kokmaktadır. Kırtasiyelerin bastığı abuk sabuk görsellerle aynı soru tekrar ve tekrar çocuklarımıza sorulmaktadır: “Benim için şehit olur musun?” Şu farkla ki bu sefer sorunun bulunduğu kartların, resimlerin, kağıtların parasını çocuklardan almaktadırlar.

Özetlemem gerekirse: Okullar çocuklar için çok tehlikeli bir yer haline gelmiştir. Hem, örneğin bir yangın durumunda çocuklarımızın çıkmaması için birinci kattaki tüm pencerelere, kapılara demir parmaklıklar takılmıştır hem de çocuklarımızın akıl sağlığı tehlike altındadır. Okullar Siyasal İslamcı faşizmin kendini devlet eliyle yukarıdan aşağıya örgütlediği alanlar haline gelmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here