Eğitim sen MYK MEB’e yaptığı açık çağrıda “tuhaf bir zaman diliminden geçtiğimizi” iddia etmektedir. Bir sendikanın içinde bulunduğumuz zaman dilimini “tuhaf” olarak isimlendirmesi hemen hemen hiç görülmemiş bir dönem değerlendirmesi ve bir sendika için yapılmaması gereken şeyler listesinde 1 numaralı şey… TDK “Tuhaf” kelimesi ile ilgili iki tanım veriyor: “alışılmamış” ve “şaşırtan”.  MYK için alışılmamış ve şaşırtan olan şey iktidarın, kadınları, çocukları, işsizleri, gençleri, emeklileri sokağa çıkma kısıtlaması adı altında eve kapatılması aslında eğitim emekçileri için hiç te “tuhaf” veya şaşırtıcı” değil. Eğitim emekçileri biliyorlar ki kapitalizm “kâr” dışında başka herhangi bir şeyi dikkate almaz, fabrikalarda, tarlalarda, işyerlerinde çalışan milyonlarca insanın salgının en yoğun yaşandığı zamanlarda bile işyerlerinde  “lebalep” olması sermayenin bilinçli bir tercihidir. Ne çalışanların ne de onların ailelerinin, komşularının, iş arkadaşlarının sağlığı sermaye için herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Bu durum MYK için “tuhaf” olabilir ama canı pahasına evine ekmek götürmek zorunda kalan emekçiler için “sömürü düzeninin” bir uygulamasıdır. Sermayeye daha fazla kar, işçi sınıfına daha fazla ölüm. Olan budur. Eğer sınıftan, sınıf politikalarından, sınıfın bakış açısından bu kadar uzaklaşır, liberal kimlik politikalarını temel alırsanız sermaye ile işçi sınıfının arasındaki çelişki gözünüze “tuhaf” görünür… Oysaki bizim her gün yaşadığımız bir şeydir.

Bu açıdan baktığımızda MYK, “aşının temin edilmemiş” olmasını temel sorun olarak tespit etmektedir. Aslında sermaye, iktidara yakın olanlar, mafya bozuntuları, saraya hizmet verenler aşılanmıştır. Aşıya ulaşamayanlar biziz, yani toplumun %90’ı. Bunun için iktidarın aşı sağlama hevesi sönümlenmiş gitmiştir. Bunun için aşı kampanyalarının yerini hamasi nutuklar almıştır. Aşı talebi mücadele edilerek kazanılacak bir hak haline gelmiştir, aşıda patent haklarının olması yüzünden aşılanmıyoruz söylemi “mücadele etmeme” isteğinin kamufle edilmesinden başka bir şey değildir.

MYK ITUC’un basında da yer alan Küresel Haklar Endeksi 2020 raporunda Türkiye’nin emekçiler için en kötü 10 ülke arasında yer almasından hareketle, “Türkiye’nin listede birlikte yer aldığı diğer ülkeler Bangladeş, Brezilya, Filipinler, Hindistan, Honduras, Kazakistan, Kolombiya, Mısır ve Zimbabwe. Rapora göre, Covid-19 salgını döneminde sendikal hak ihlalleri arttı. Sendikal faaliyetler karantina kuralları gerekçesiyle engellendi, sosyal diyalog askıya alındı, sendikalarla istişare azaldı. Bu durum salgınla mücadeleyi sekteye uğrattı, ölümlere ve iş cinayetlerine yol açtı” demektedir. “Sosyal Diyalog” cu bir sendikal yaklaşım Eğitim sen belgelerinde yer almamalıdır. Sermaye ve işçi sınıfı aynı gemide değildir. Liberal uzlaşmacı bir politika eğitim emekçilerinin politikası değildir. Eğitim emekçilerinden bihaber, liberal uzlaşmacı politikaların yeri bir sendikanın, hele hele Eğitim Sen’in belgeleri değildir.

MYK, siyasal İslamcı bir yönetimin elindeki TUBİTAK’ın bir araştırmasını kullanarak, uzaktan eğitimdeki eşitsizliğe işaret etmektedir. Özel okullardaki uzaktan eğitimle, devlet okullarındaki uzaktan eğitime katılım anlamında bir kıyaslamayı işaret eden bu araştırmadan hareketle siyasi iktidarı ve MEB’i etkin önlemler almaya çağırmakta,  “etkin önlemler alınarak yüzyüze eğitimin yapılması durumunda” , “kamusal, bilimsel, laik, nitelikli bir eğitimin mümkün olduğunu” söylemektedir. İşyerlerinden bu kadar kopuk, liberalizme bu kadar angaje olmuş bir MYK ile “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”.

MYK, eğitim emekçilerinin aşılanmasını aşağıdaki kurumlardan talep etmektedir.

  • Siyasi iktidar
  • Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu
  • MEB

Siyasi iktidarın kim olduğu bellidir. MEB ile kimin kastedildiği açıktır. Peki, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu nedir? Diktanın yarattığı, gayri meşru, sorumluluğu olmayan, nerede ve nasıl oluşturulduğu muğlak, faşizan bir örgütlenmeyi yapanlardan, içinde yer alanlardan, yanında yöresinde olanlardan hesap soracağını belirtmek yerine, ondan aşı talep etmek nasıl bir aymazlıktır. Aynı MYK, “reel ücretlerin düşmesini”, “artan hayat pahalılığına” bağlamaktadır. O zaman  “Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu,  Siyasi İktidar ve MEB’den hayat pahalılığını düşürmelerini de talep edelim !!!

Geldiğimiz nokta ne yazık ki budur.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here