“Özel mülkün ortadan kaldırılmasıyla gerçek, güzel ve sağlıklı bireyciliğe kavuşulacak. Kimse, bir şeyleri veya bir şeylerin simgelerini biriktirmekle yaşamını tüketmeyecek. İNSANLAR YAŞAYACAK. Yeryüzünde en az görülen şeydir yaşayabilmek. Çoğumuz deniz kenarında kumlarla oynayan çocuklar gibiyiz. Pek az insan kafasını kaldırıp yıldızları görebiliyor. Çoğu insan yalnızca var oluyor, o kadar.” (Oskar Wilde)

        Ne zaman ki insan soyu toprakta bir şey yetiştirmeye başladı, ta o zaman etrafını da çitlerle çevirmeye başladı. Yani özel mülk duygusu çitleri, çitler duvarları, duvarlar savaşları yarattı. Savaşlar o kadar büyüdü ve uzadı ki duvarlar zaman içinde devasa boyutlara ulaştı. Binlerce yıl önce yapılan bir duvar uzaydan bile görülür oldu (1). Derken aynı ülkenin insanlarının arasına çekilen  Berlin Duvarı (2), göçmenlerin geçmesini önlemek için Türkiye’nin Suriye sınırına, ABD’nin Meksika sınırına koyduğu  beton bloklardan oluşan duvarlar uzadı gitti.

        Ama insan soyu bu hiç boş durur mu? Duvarları, sınırlardan aşırıp ülkelerin içlerine, kentlerin sokaklarına, yaşadıkları mekanlara kadar soktu. Siteler yaptı, etrafını duvarla çevirdi. Aklınca insanlar için parklar-bahçeler yaptı; onu da duvarla çevreledi. Oysa korumak için örülen duvarlar başka duvarları yarattı.

        Bu da yetmedi zihinlere görünmeyen duvarlar örmeye başladı. En zoru da görünmeyen duvarları aşmaktı. Yani köprü yapacağı yere duvarlar çektiği için kendisini yalnızlaştırdı. Böylelikle yaşamında saniyelerin nabzını bile tutmak gerekirken, duvarları örerken veya aşmaya çalışırken dakikalar, saatler, günler boşa harcandı. Bu kaybın farkında bile olunamadı. Çünkü o güvenlik dedikleri büyük ve özel mülk düzeninin yarattığı ve pompaladığı ucube duygu, onun panzehri olan bilinci kapılarımızdan, kafalarımızdan uzaklaştırdı. Yerini bencillik aldı. Böylelikle “Gemisini kurtaran kaptan”, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” yaşam şiarı haline geldi. Sokağı birlikte temizlemek yerine “ herkesin kapısının önünü temizlemesi” öne çıkarıldı.

        Ünlü yazar Ursula Le Guin (3) ‘duvarlar’ konusunda şu güzel zihin açıcı tümceleri söylüyor:

        ‘Duvarlar insanları kapitalizmin yıkıcı etkilerinden koruyup özgürleştirdiği gibi, bir yandan da kendi içine kapatır ve yalnızlaştırır. Birini içeride tutmak için inşa ettiğimiz bir duvar aynı zamanda dışarıdakileri de hapseder. Birini içeriye kapattığımızda, onun yalnız izleyicisi değil gardiyanı haline gelmiş oluruz. İnşa ettiğimiz her duvarla, kendi korkularımızın ve zaaflarımızın tutsağı oluruz. Fiziksel duvarlar bir gün yıkılır, zihinsel duvarlardan kurtulmak o kadar kolay değildir. İçeri kapatmak, dışarıda bırakmak ikisi de aynı şeydir. Bütün duvarlar anlamlı ve ikiyüzlüdür; neyin içeride neyin dışarıda olduğu duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıdır.’

        Oysa bize armağan olarak verilen şu hayat iyi ve doğru şeyler yaptığımızda güzel olabilir. Duvarlar ise iyi ve güzel şeylerin önünde hep engel. Tek başımıza güven içinde olmamızın da, mutlu olabilmemizin de, duvarları aşabilmemizin de olanağı yok.

        Yani ya hep birlikte, ya hiç birimiz!      

                                                                                                                                            18.03.2020              

………………………………………………………………………………

(1)-Çin Seddi: Çin’de savaşan krallar döneminde Kuzey Devletleri tarafından bölüm bölüm inşa ettirilen dev yapı. Bu bölümler daha sonra ilk Çin İmparatoru Şi Huangdi tarafından akınlardan korunmak amacıyle 6 bin kilometrelikj uzun bir set haline getirildi. (Büyük Larousse Ans. Cil: 6 Sayfa: 2735

(2)-Berlin Duvarı: Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya geçişi önlemek için örülmeye başlandı (13 Ağustos 1961). İki Almanya’nın birleşmesiyle devlet merkezinin Berlin’e taşınmasına karar verildi. Federal Meclis’çe alınan bir kararla da, 9/10 Kasım 1989’dan beri yıkılmaya başlanan Berlin Duvarı ortadan kaldırıldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here