Antalya Yaşam Savunucuları ve Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu (DEKAP) adına 22 Mart Dünya Su günü dolayısı ile Mimar Birsen Tanyeri yazılı bir açıklama yaptı.

DÜNYA SU GÜNÜ

Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında 22 Mart Dünya Su günü ilan edildi.21 Mart günü de Dünya Ormancılık günü ilan edilmişti. Su ve Orman Doğada canlılar için yaşamın kaynağıdır ve biri olmaz ise diğeri de olamaz .Üzerinde yaşadığımız Dünyanın kaynakları sınırsız değildir. Doğa, kendi içinde varoluşundan bugüne kendi kurallarını oluşturmuş ve buna göre yaşamı şekillendirmiş, binlerce türün ortaya çıkmasını sağlamıştır.Dünyaya dışarıdan bakıldığında büyük bölümü sulardan oluştuğu için mavi gezegen olarak görülür.Ancak ne yazık ki dünyada içilebilir su kaynakları sınırlıdır ve ne yazık ki Dünyada 750 bine yakın insan içecek suya ulaşamamaktadır. Dünya nüfusu artarken su kaynakları hızla kirlenmekte ve giderek tükenmektedir. Su kaynakları üzerinde Endüstriyel, Biyolojik ve kimyasal kirlilik baskısı sürekli bir tehdit oluşturmaktadır. Endüstriyel ve Evsel atıklar, bilinçsizce kullanılan gübre, Zirai ilaçlar su kaynaklarımız üzerinde ciddi tehdit oluşturmaktadır. Yanlış tarım politikalarının uygulanması yüzünden Tarımda ciddi gerileme yaşanırken, köyler Bütünşehir yasası ile Büyükşehirlere bağlanarak Mahalleye dönüştürülmüştür. Söz konusu mahalleler(köyler) Merkezden alınan kararlarla “Mekansal Stratejik Planlama” alanı olarak belirlenmekte ve Özel Sermaye tarafından Yatırım alanına dönüştürülmektedir. Böylelikle bakir kalmış alanlar da ranta açılmıştır.

2872 sayılı Çevre Kanununda ve ÇED yönetmeliğinde yapılan bir takım değişikliklerle yatırımcının önünün açılması bahanesiyle Su kaynakları ve çevresindeki Ormanlık alanlar hızla Maden şirketlerine Mermer, Taş, Mıcır çıkartılması amacıyla tahsis edilmiştir. Güneş ülkesi olan Türkiye’de Elektrik Enerjisi elde etmek amacıyla Vadilerde bugüne değin özgürce akarak Ormanlara, vadilere ve çevresinde yaşayan tüm canlılara can veren Akarsular, Dereler üzerinde binlerce HES projesine lisans verilerek suların borulara hapsedilerek bölgedeki doğal yaşamın EKOLOJİK DENGESİ bozulmaktadır. Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den İç Anadolu’ya ülkemizin tüm dereleri özel şirketlere tahsis edilerek SU adeta metalaştırılmıştır. Tarım politikalarının yanlışlığı bu yapılan yanlışlığa bir yenisini daha ekleyerek HES projeleri kapsamında sulanabilir en değerli tarım arazileri şirketler tarafından kamulaştırılarak özel şirketlere verilmektedir. Köyden kente göçün artması sonucu köyler adeta boşaltılmış ve Kent nüfusu hızla artmıştır.

Kentlerde Halkın sağlıklı ve ücretsiz içme suyuna erişiminin sağlanması ve içme sularının denetlenmesi, Medeni ülke olmanın kriterlerinin en başında gelmektedir. Bunun için musluktan akan suyun hiçbir Endüstriyel kirliliğe bulaşmamış olması, her türlü Fiziksel, kimyasal, Mikrobiyolojik kirlilikten arındırılmış olması gerekmektedir. Devletin bu konu ile ilgili Kurumları İçme suyu kaynaklarının kirlilikten korunması için her türlü önlemi almakla yükümlüdürler. Yılda kişi başına düşen su miktarının 2.000 m3 ten daha az olan ülkelerin “su azlığı yaşayan ülke” sınıfına girdiği göz önüne alınırsa, kişi başına yaklaşık 1.500 m3 su tüketimi ile Ülkemizin de su yönünden zengin bir ülke sınıfında olmadığı görülecektir. İşte bu nedenlerle yaklaşan Yerel Seçimler nedeniyle Yerel Yöneticilerden taleplerimiz, beklentilerimiz bulunmaktadır. Şöyle ki;
Paris İklim Değişikliği sözleşmesinin bir an önce imzalanması ve Sözleşme şartlarına uygun değişikliklerin yerine getirilmesini, ,Su doğuştan gelen bir haktır, satılamaz, özel mülkiyet konusu yapılamaz.Bu nedenle sağlıklı içme suyunu halka ücretsiz bir şekilde ulaştırmak Yerel yöneticilerin görevidir. ,
*İçme suyu koruma havzalarında hiçbir şekilde herhangi bir yapılaşmaya izin verilmemesini,
*Ormanların tahrip edilmesine yol açacak olan HES, Maden Ocağı, Taş ocağı,Termik santral, RES v.b projelere onay verilmemesini,
*Sulak alan kapsamında yer alan bölgelerin korunmasını ve imara açılmamasını,
*Sahillerin ve Kıyıların betonlaştırılarak doğal bitki örtüsünün yok edilmemesini,
*Bütünleşik Kıyı Alanları Yasası ile ilgili taahhüt edilen şartlara uygun davranılarak Antalya Lara ve Konyaaltı Sahilinde yapılması planlanan Kruvaziyer Liman projesinden vazgeçilmesini,
*İklim Değişikliğine neden olan tüm projelerden vaz geçilmesini,
*Falezler ve Düdenlerle ilgili koruma amaçlı plan yapılmasını,
*Ekoloji alanında yapılacak her türlü yasal düzenlemede Yöre halkı ve STK temsilcilerinin görüşlerinin alınmasını, ve Merkezi idarece yapılacak her türlü projeden Yöre halkı , STK ve Meslek Odalarının görüşlerinin alınmasını ve buna uygun davranılmasını tüm yetkililerden talep ediyoruz.21 Mart-2019

Antalya Yaşam Savunucuları- DEKAP -Mimar Birsen Tanyeri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here