20 Haziran 2021 günü henüz yirmi yaşında bir genç kadın hayattan koparıldı. Nedeni o gün orada bulunmasıydı. O saatte orada kim ya da kimler olsa aynı sonucu görecektik. İzmir Konak HDP il binasında gerçekleştirilen cinayet, aslında bu ülkede demokrasinin, insan haklarının, hiç kimsenin can güvenliğinin olmadığına en büyük kanıttır. Böylesi bir olaydan sonra neler olabilirdi?Duyarlı insanların, çoğunlukla kadınların, yazar çizerlerin ve partililerin tepkisinden başka bir şey olmadı.

Deniz Poyraz, o gün halkın çoğunluğu gibi üç zeytin, yarım domates ile kahvaltı ediyordu, yani her emekçi gibi. Ne istendi ondan? Düşününce aklıma bir çok soru ve gerekçe geliyor elbette. Cinayetin kolayca işlenmesini düşününce, kadın olması, özgürlüklerden, haktan, adaletten yana olması, kısaca insanı sevmesi ve tüzüğü, programı bu yönde olan bir partide olması yetiyor.

Deniz Poyraz’ı yazmak için neden haziran ayından beri bekledim? Herkes gibi, medyada başsağlığı dilemekten, acıları paylaşmaktan, üzülmekten ve tepkisiz kalmaktan, kendi isyanım ve öfkemden yoruldum. Elim bu konularla tuşlara basmaktan insanlık adına, katiller adına, duyarsızlar adına utanır oldu. Cinayeti işleyen adı maalesef ‘Onur’ olan bu genç adına da çok ama çok utandım. Bir insan nasıl olur da işlediği cinayet ile övünürdü? Zafermiş gibi gösterebilirdi? Üstelik daha önce bir sağlık çalışanıymış, iyi ki bu alandan istifa etmiş. Sağlık alanına bir katil ve katil düşünceli yakışmazdı.

Rıza Tüzmen T24’e yazdığı yazıda “Demokrasiden yana olan, sivil toplum kuruluşları, siyasal partiler ortaklaşa bir ses yükseltebilmeliler. “Dur biz varız” diyebilmeliler. HDP’ye yapılan saldırı, Türkiye’deki muhalefet için bir demokrasi sınavı” diyor.

Bu ülkede ve dünyanın bazı ülkelerinde ‘kadın’ korkusu hat safhada. İnsan korktuğuna saldırır. Eril dünya da zaten öyle yapıyor. Kadının eğitimden, sosyal yaşamdan yaralanması, gerici sistemlerin yolundaki en büyük engeldir. Kadın ne kadar edilgen kalırsa, yolları o kadar açık olur. Kadın öğrenirse, çocuklarına öğretir. Kadın haklarının farkına varırsa, hakkını söke söke alır. Kadın karar verirse geri dönüşü yoktur. Kadın direngendir, yaratıcıdır, sevgiden yanadır. Savaşa, silaha, şiddete yol vermek istemez. Öyleyse kadın dört duvar arasına kapatılmalı, güçsüz olduğuna inandırmalı, yanıltılmalı, hemcinsleriyle rekabete sürüklenmeli, güzel olması gerektiği düşüncesi dayatılmalı, güzellik salonlarında zaman harcaması sağlanmalıdır. Zaten onlar da öyle yapıyorlar, durmadan kadını yanıltıyorlar. Uyanmasın diye kalk borusunun çanına ot tıkıyorlar. Horozları kesip susturuyorlar.

Katil Onur Gencer de öyle yaptı. Partiye girdi, karşısında oldukça güzel, özgüvenli bir kadın duruyor. (Belki de hiç bir zaman böylesi güzel bir kadın onun elini bile tutmayacak. Onun da yüreğinde büyük olasılıkla bu korku yatmaktadır.) Hemen en aciz hareketi olan silahını çekti ve kahramanlık sandığı zavallı eylemini gerçekleştirdi.

Bundan sonra ne mi olacak? Onur adlı onursuz hayatını kaldığı yerden yaşayacak. Ama bir şey daha olacak, kadınlar dayanışacak, uyuyan uyanacak, insanca yaşama sahip çıkacak, başka yolu yok. İnsan olmayı başaran Deniz’e esen bu serin Poyraz’ı görmezden, duymazdan gelemez. Yüreğinden hissetmeyi engelleyemez. Bırakın partileri, siyasileri, insan olmanın gereğidir bu.

Bundan sonra, Deniz ve Poyraz adında doğacak bebekler. “Bir ölür bin doğarız” sözü gerçeğe daha çok yaklaşacak. Antalya’da yaşayanlar bilir, canlıların en çok denize esen poyrazdan etkilendiğini.

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here