Devletin yetkili organları, eylemi/protestoyu/ yürüyüşü/toplantıyı öğrenir öğrenmez, müdahale etmeyi planlamak yerine, hangi tedbirleri alacağını planlamalıdır.

İZİN Mİ, O DA NEDİR?

(DEMOKRATİK HAYATIN VAZGEÇİLMEZİ)

Anayasamızda, siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlanır. En az siyasi partiler kadar, “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı” da demokratik hayatın vazgeçilmezidir. Bu hak ile tüm toplumsal kesimler, muhalefet, stk’lar tepkilerini, düşünce ve kanaatlerini açıklarlar. Avrupa insan hakları mahkemesi, verdiği kararlarla bu hakkı düşünceyi ifade etme hakkı ile bağlantılı görmektedir. Her toplantı veya gösteri yürüyüşü, aynı zamanda bir düşünceyi ifade etmek için yapılır. Dolayısıyla en temel insan haklarından ikisinin bir arada olduğu, her türlü tepki ve protestonun yapılmasının yolu bu haktan geçer.

Peki, ülkemizde bu hakkı kullanmak için izin almak gerekir mi?

Savcılık iddianamelerinde, mahkeme kararlarında bile “izinsiz gösteri yapmak” diye suçlamalar yapılmıştır. Bu ifade, hukuk garabeti, hukuk skandalıdır. AİHS 11. madde,  Türkiye Anayasası 34. madde ve 2911 sayılı artık çok ünlü olan “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkında kanunun 3. maddesi, herkesin önceden izin almaksızın silahsız saldırısız/ barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı vardır demektedir. Neymiş, lütfen özellikle hukukçu olmayan arkadaşlar, bir daha yazıyorum. Hiç bir toplantı, yürüyüş, gösteri, basın açıklaması, protesto, izne tabi değildir, izin alamaya gerek yoktur. Peki, nasıl oluyor da polis müdahale ediyor. İşte 2911 sayılı yasada “bildirim” koşulu getirilmiştir. Yani toplantı, gösteri, yürüyüş, protesto yapmak (basın açıklaması hariç) isteyen herkes önceden ilgili ve yetkili kuruma (Valilik veya kaymakamlık) durumu bildirmesi lazım. Peki neden?

Bu hakkında kullanılmasında devletin görevi iki yönlüdür. İlki bu hakkı kullananı, yani eylemciyi korumaktır! Dışarıdan eylemcilerle yönelik bir saldırı ihtimaline karşı tedbir almaktır. İkincisi eylemcilerin olası saldırılarını önlemek ve eylemin saldırısız silahsız ve barışçıl olma ilkesine aykırı olması halinde müdahale etmektir. Velev ki Erzurum’da gay veya lezbiyen yürüyüşü yapılacaksa, ortalama akıl sahibi herkes bilir ki, yürüyüşe katılacak olanların saldırıya uğraması çok yüksek ihtimaldir. Velev ki IŞ-İT yandaşlarının İstanbul’da yürüyüş ve miting yapması halinde etrafa saldırabilecekleri dikkate alındığında, müdahale etmek gerekir. Her iki durumda devlet kurumlarının yürüyüş ve toplantıdan önce haberdar olması gerekir ki gerekli tedbirleri alsın, yeteri kadar polis görevlendirsin.

Aşağıda değineceğim gibi, bildirim yapılmaması, gösteri yürüyüşünü ve toplantıyı kendiliğinden kanuna aykırı hale getirmez. Bu husus çok ama çok önemlidir.

Bu hak öteden beri, devletin haz etmediği kesimler tarafından kullanıldığında, izinsiz veya (bildirim yapmadın, belirlenen güzergâhlarda yürümedin) kanunsuz olduğu gerekçesiyle polisin orantısız müdahalesine uğramıştır.

Bu hak, devletin ve iktidarın işine gelen bir konuda olması halinde açıkça teşvik edilmiş, değil izinli olup olmadığı, başka hiç kimseye izin verilmeyenler yerlerde yapılmasına olanak sunulmuş, döner-ayran ikramı yapılmış, bayrak, flama verilmiş vesaire…

Bu dönemde en önemli ısrar ve talep bu hakkın kullanımına ilişkin olmalıdır, olmak zorundadır. Dikkate ederseniz, hemen hemen tüm valiliklerin zaman zaman il genelinde her türlü basın açıklaması dahil, toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasakladığını duyarız, basından okuruz.

Bu iktidarın önlemeye çalıştığı en önemli hak budur. Başarmış gibi de gözüküyor. Bunun altında, işte bu “izinsiz” kavramının toplumsal algıya dönüşmesidir. Elinize aldığınız basın açıklamasının içeriğinde tehdit, hakaret olmadığı müddetçe, herhangi bir şiddet olayını övmediğiniz ve birilerini şiddet uygulamaya davet etmediğiniz, birlerinin malı ve canını açıkça hedef olarak göstermediğiniz müddetçe, ısrarla basın açıklamanızı yapın, toplantınızı yapın, yürüyüşünüzü yapın. Polis size, “izin almadınız, haydi diyelim ki avukatın birinden öğrendiniz ki izne gerek yok, bari bildirim yapsaydınız, onu da yapmamışsınız, o halde bu kanunsuz eyleme son verin, derhal dağılın” dedi. Dağılmayın ve polise şöyle deyin “öğrendin işte, gerekli tedbirleri alabilirsin”

Çünkü gerçekten de kanunun aradığı bildirimi yapmamış iseniz de, bu hakkınızı kullanmanıza engel oluşturmaz. Diyelim ki Afrin sınırına gidip “savaşa hayır” protestosu yapacaksınız, polis gerekli tedbirleri alabilir mi, zor! İşte eğer polis öğrendiği andan gerekli tedbirleri alamıyorsa, sizin canınız tehlikede ise veya orda olan başka insanların canı tehlikeye girecekse polis müdahale edebilir, müdahalesi yasaldır. Ama Antalya Cumhuriyet meydanında “savaşa hayır” diyeceksiniz. Polis de derhal öğrendi ve geldi, “dağılın” dedi, uymayın, uyarın. Hatta “asıl siz dağılın” deyin. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi, önceden bildirim yapılmadı diye yapılan müdahaleler nedeniyle eylemcilerin açtığı birçok davayı kabul etmiştir.

Gerekçe iki türlüdür, birincisi devlet yetkilileri eylemi/yürüyüşü öğrendiği anda gerekli tedbirleri alabilecek midir? Yani gerek yürüyüşçülerin gerekse çevrede olan insanların can ve malını koruyacak tedbirleri alabilecekse, “niye bildirim yapmadın” diye engelleyemez. İkincisi, birçok protesto için 2911 sayılı yasanın aradığı önceden bildirim şartına uymak mümkün değildir. Diyelim ki bir gazete binasının bombalandığını veya bir kadına tecavüz edildiğini ve tepki göstermek isteyeceğiniz bir olay oldu ve tepkinizi derhal göstermezseniz hiçbir anlamı olmayacaksa ve derhal tepki göstermeniz gerekirse herhalde 7 kişilik düzenleme kurulu kurup, 48 saat önceden Valilik veya Kaymakamlığa bildirim yapıp, 48 saat geçtikten toplantı ve gösteri yapmanız beklenemez. Bu iki durumda da devletin yetkili organları, eylemi/protestoyu/ yürüyüşü/toplantıyı öğrenir öğrenmez, müdahale etmeyi planlamak yerine, hangi tedbirleri alacağını planlamalıdır.

Tamamen saldırısız ve silahsız, her yönüyle barışçıl bir eylem yapmakta iken, polisin müdahalesi, anayasal “toplantı ve gösteri yürüyüşü” hakkınızın ihlalidir ve aynı zamanda suçtur. Bu hakkın keyfi ve yetersiz gerekçe ile önlenmesi hak ihlalidir. Özellikle meslektaşlarımızı, her müdahaleyi yargıya taşımaya davet ediyorum. Ama halkın da bu konuda ısrarcı olması, yapılan müdahaleye karşı yargısal süreci sonuna kadar yürütmesi gerekir. Emin olun büyük oranda “hak ihlali” kararı çıkacak ve siz tazminat da kazanacaksınız.

Elbette bir de polisin orantısız müdahalesi de hak ihlali ve tazminat sebebidir. Tamamen barışçıl şekilde başlayan bir eyleme polis müdahale ettiğinde eylemci de direnirse, TV’lerde “Vandallar, çapulcular polise böyle saldırdı” diye haber olabilir ama siz bakmayın yandaş basına! Yerlerde sürüklendiniz, joplandınız, tazyikli suyla ıslatıldınız, biber gazı sıkıldı ve yaka paça gözaltına alınıp, birkaç saat sonra serbest kaldınız. Soluğu bir avukatın yanına alın ve suç duyurusu yapın. Çoğunlukla takipsizlik kararı çıkacaktır, ona da itiraz  edin, cevap yine ret! Süreç tamamlandı, şimdi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirsiniz, hatta müdahaleden sonra da çoğunlukla doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirsiniz.

Bu hakkın kullanılmasının yasaklanması, anayasaya ve uluslar arası sözleşmelere ve kanuna aykırı şekilde müdahale yapılması, engellenmesi, demokratik toplum gereklerinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır, toplumun muhalif kesimlerinin seslerinin bastırılmasıdır. İktidar, bu hakkı pervasızca ve suç işleyerek engellemektedir. Çoğu engellemesi ve müdahalesi hak ihlalidir. Bu nedenle müdahaleden korkmamak, çekinmemek gerekir.

Bakın, dikkat edin. İktidar, müdahale etmek yerine doğrudan yasaklıyor. Çünkü müdahalenin, hak ihlali olacağını biliyor. Diğer önemli bir husus, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlara, 2911 sayılı yasa muhalefet etmekten soruşturma ve dava da açılmamaktadır. Daha çok, eylemcileri bir şekilde bir yasadışı örgüt ile ilişkilendirmektedir. Çünkü çok iyi biliyorlar ki 2911 sayılı “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkında kanuna muhalefetten dava açsa, herkes beraat eder ve üstüne de tazminat kazanır. O nedenle son yıllarda her toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi sonrasında örgüt üyeliğinden veya örgüt propagandasından soruşturma başlatılmaktadır. Elbette sizin illegal hiçbir örgütle ilişkiniz olmadığını biliyorlar, elbette attığınız sloganların hiçbir şekilde terörü, şiddeti övmediğini, şiddete çağrı içermediğini bilmektedirler ama bu tarz soruşturmaların hemen hepsi, caydırıcı olması amacıyla açılmaktadır.

Mutlaka toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkımıza sahip çıkıp, bu hakkımızı yasadışı müdahalelere rağmen kullanmalıyız. Toplum, bu iki hakla gerginliğini atar, sesini duyurur, derdini anlatır. Toplumun muhalif kesimlerinin sesinin bastırılması, demokratik toplumun temeli olan düşünceyi açıklama ve yayma hakkı ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ortadan kaldırılması, demokrasinin rafa kaldırılmasıyla açıklanması yetersiz kalır. Daha ötesi, bu hakların engellenmesi muhaliflerin illegal yapılara yönelmesine, sivil demokratik mücadele yerine, yasadışı şekil ve yöntemlere yönelmelerine neden olur. Son söz olarak söyleyeyim ki emin olun iktidar, muhaliflerin illegal yollara sapmasını, illegal yol ve yöntemlere başvurmasını tercih eder, nitekim 7 Haziran sonrasının açıklaması budur. Ancak salt bu iki hakkımızı koruyarak, sivil demokratik mücadeleye ivme kazandırarak, işimizi kolaylaştırabilir, iktidarın işini zorlaştırabiliriz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here