“İnsanın kötü olması şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, utanmayı bilmemesidir.” Goethe

Her sabah, her akşam haberleri dinlerken, ülkemin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin ülke dışına pazarlandığını, topraklarının da başkalarının eline geçtiğini, büyük olasılıkla bu işlerin para karşılığı yapıldığını duyuyorum. O zaman, herkes gibi beni de bir kaygıdır alıyor. Bu ülkenin yakın tarihte, emperyalist güçlere karşı nasıl savaş verdiğini, nüfusun önemli bir kısmını bu savaşlarda kaybettiğini, üstelik oldukça yoksul zamanlarda bunların yaşandığını bilmeyen yoktur.

Babam, henüz 29 yaşında öldü. Üç buçuk yıl Erzurum’da askerlik yaptıktan sonra gelince çok yaşamamış. Erzurum’un soğuğunu bilirsiniz, o zamanlarda askerin üstünde yok başında yok, eksi yirmi – otuzlarda sabaha dek aynı askerin nöbet tuttuğu zamanlar. Sonuç böbreklerini üşütmüş, gelince de ölmüş. Geride iki bebek bırakarak. Biz babamızı tanıyamadık.

Gelelim dedelerimize. Onlar biz torunlar doğmadan ölmüşler. Nasıl ölmesinler ki? Osman dedem, Çanakkale’de herkesin öldüğü taburdaymış. Bedeninde yedi – sekiz kurşunla ölülerin arasında hayata dönmüş. Geceleyin o kadar içi yanmış ki, yanında şırıl şırıl akan bir su sesi duymuş, doğrulup sudan bir avuç içebilmiş, ama tadını sevmemiş. Şafak sökerken bakmış ki o su, meğer ölen arkadaşlarının kanıymış. Nasıl döndüyse hayata, bedeninde kurşunlarla çok da fazla yaşayamamış.

Diğer dedem on beş yıl dağlarda savaşmış. Demirci Efe’nin sağ kolu, Karaoğlan. Sonunda orduya katılmış, İzmir’e ilk girenlerin yanında görünür. Osman dedemin kardeşleri Yemen’de savaşmış. Mısırda bir yıl kalmış küçük kardeşi. Yürüyerek kaç yıl sürdüyse sonunda dönebilmiş. Ondan duymuştum, Arapların duvar gölgesini sattığını. Çöl güneşinde durmak zor. Duvarın gölgesine sığınmak isteyenden para alırlarmış. Paran yoksa kavrul sıcakta. O dedem de fazla yaşayamadı.

Bizler, babalardan, dedelerden olduk. Öksüz, yetim, yoksul yaşadık. Kadınlar, sevdiklerinin yollarını gözledi. Çok fazla acı öyküler dinledik. Türkülerimiz, ninnilerimiz, ağıtlarımız acıdır ağu gibi. Toplum fazla gülmekten bile korkar. “Çok güldük, başımıza bir şey gelecek,” sözü yaygındır.

Bütün bunları ne çabuk unuttuk da zor kazanılan değerleri kolayca ona buna verebiliyoruz? Yoksa herkesin dedesi, babası savaşmadı mı? Bedel ödeyip ya da ödemeden, tarikatlara üye olup din adamı kisvesiyle rahat mı yaşadı? Hep denir ya “Herkes emeğini sever,” diye. Yoksa herkes emek vermedi mi? Ondan mı bu kolaycılık? Bu günlerde işte bunun için uykusuzum. Anamdan çok dinledim babasını ve babamı. Mademki bu topraklar ve sular, önce asitlerle zehirlenecek, sonunda elin olacaktı, yol geçen hanına dönecekti ülke, öyleyse neden öldü dedelerimiz, babalarımız? Neden bizler öksüz, yetim yaşadık?

Aslında dünya herkese yeter. Adalet, eşitlik, insan haklarına saygı olabilseydi. Ben demiyorum ki ‘Bize kimse sığınmasın, gelmesin.’ Diyorum ki savaşlar çözüm değil. Sonunda ölenler de boşa ölüyor nasılsa. Değil mi ki kirli para ortada dans ediyor, hiç gerek yokmuş ölmeye. “Düşmanın bir çok yüzü var, ama bir tek ismi var, Kapıtalizm.”

1 Yorum

  1. Şimdi durup bir şeyi sorgulamamız gerekiyor sanıyorum: Bu ülkeyi, canlarını ortaya koyarak kazanan dedelerimizin mirasını korumak için yeterince çaba gösteriyor muyuz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here