SİYASAL İSLAM BİLİME KARŞI

Garip bir ülkede yaşıyoruz. Binlerce kepenk inerken Kanal İstanbul için ihale yapılıyor, Salda Gölünü Millet Bahçesine çevirip, beton gölü haline dönüştürecek çalışmalara ilk kazma vuruluyor. Diyanet işleri başkanı Cuma namazını yasaklıyor, ama kendisi sarayda toplu Cuma namazı kıldırıyor. AKP’li milletvekilinin oğlu Coroba virüs test kiti satıyor. Yandaş işadamı parayı bastırıp, kimsenin edinemediği testi, sosyal medyayı şova çevirerek, görgüsüzce sergiliyor.

  1. Sarayın camiinde Cuma namazı kılınacak ta sarayın sahibinin haberi olmayacak, geçin bunları. İki olasılık var: tarikatlar, cemaatler 1 numara neden kılmadı derse cevabı bu, ya da AA duyuru yapınca haberi olan 1 numara “boş ver kılsınlar” dedi. Sarayın izole edilmiş birkaç yüz odalık bir bölümünde ailesi ve yakın çevresi ile birlikte karantinada olması muhtemel “şahsım” virüsün sabır ve dua ile yok edileceğine inanmıyorsa, kalan bir avuç destekçisini de kaybediyor demektir.
  2. Ulaştırma ve Altyapı bakanı görevinden saray tarafından yerine yenisi getirildi. Yeni bakan ilk demecinde “ saraya layık olmak için çalışacağım” dedi. Halka layık olmak, halkın hizmetinde olmak gibi bir derdi yok. Kime layık olacaksa ona hizmet eder. Peki eski bakan neden görevden alındı? Eski Ulaştırma Bakanı Mehmet Cahit Turhan, ihmal nedeniyle onlarca cana mal olan Çorlu ve Ankara tren kazalarında görevden alınmadı. Mehmet Cahit Turhan’ın, dünyada bir ilki gerçekleştirerek salgın günlerinde millet can derdindeyken maskelerle Kanal İstanbul ihalesini yapması nedeniyle görevden alındığı iddia edildi. Bunun belirtisi de tepki çeken Kanal İstanbul ihalesinin yandaş gazetelerde yer almaması idi. 100 yıllık devlet aklı, Türk töresi, imparatorluk bakiyesi denilerek saray, halk nezdinde de meşruiyet alanı arıyor.
  3. TTB Umreye gidilmemesini önermişti. Ancak saray ve diyanet “günah olur” diyerek 25.000 küsür insanı gönderdiler. İlk dönen 19.000 civarı ümreci sadece termal kamera kontrolüyle sınırdan girdiler. Uçağa binmeden önce ve uçakta sarayın uşakları umrecilere termel kontrol yapılacak diye ateş düşürücü Parasetemol adlı ilacı dağıtmış. Uluslararası havalimanlarına inen 19.000 umreciyi, iç hat seferleriyle ülkenin dört bir yanına dağıtmışlar. Diyanet memurları, AKP yöneticileri ve bürokratları bu ümrecileri evlerinde ziyaret edip el ele kol kola yanak yanağa fotoğraflar çektirmişler. En son gelen 6700 umreci,  gece yarısı apar topar boşaltılan öğrenci yurtlarına yerleştirilmişler. Bunlardan da kaçak olmuş. Sonuç: Umreye gidişin en çok olduğu yerlerdeki vaka durumu: İstanbul 8 bin 852,  İzmir izliyor 853, Ankara 712, Konya 584, Kocaeli 410, Isparta 268, Sakarya 207, Adana 197, Burs 135 ve Samsun 112 vaka. Saray “günde 5 vakit abdest aşan kişi dinen ve tıbben önlemini almış olur” diyordu. Ümreciler ve temasta oldukları kişiler abdestsiz ümre yapmışlar! Rize’nin en Müslüman kesimi diye bilinen, %90’ a yakını hacı olan Kendirli beldesi karantinada. Onlarda abdestsiz namaz kılmışlar herhalde!
  4. Biraz da dışarıya bakalım: Avusturalya’nın Kuantas Hava Yolları, Uluslararası Sendikalar Birliği ITUC tarafından haftanın en kötü şirketi seçildi. Kuantas, 715 Milyon Dolarlık hükümet yardımı almış fakat 20.000 çalışanını Haziran ayına kadar ücretsiz izne göndermiş.
  5. Bilim Kurulu’nun işlevi sorgulanıyor. Genel kanı ise Bilim Kurulu’nun Covid-19’la mücadele açısından hiçbir stratejisinin olmadığı ve sarayın davranışlarını meşrulaştırma ve toplumun gazını alma işlevi gördüğüdür. Güvenirliliğini yitirmiş kurumların ve o kurumlara liyakatsiz atanan yöneticilerin gerçekleri bildirmesi, doğru bilgilendirme yapması mümkün değildir.  Bunu ilk defa yapmıyorlar. Basın, medya ellerinde, sosyal medya açıklamalarına hemen müdahale ediyorlar, açıklama yapanları baskı altına alıyorlar. Sadece kendi söylediklerinin doğru diğer herkes ve her şeyin provakatif olduğu izlenimi yaratmaya çalışıyorlar. Vatandaştan zorla para toplama planları gibi ucube planlarını bu sayede uygulamaya sokabiliyorlar. CHP’li belediyelerin kendi kaynakları ile bağış toplamasını “ayrı bir devlet kurma” olarak nitelendirecek kadar ileri gidebiliyorlar. Oskar Vayld’ın dediği gibi: “İnsanları kandırmak kandırıldıklarına inandırmaktan çok daha kolaydır.” Daha önce 30 ilde valileri süper yetkilerle donatan saray, şimdi yerel yönetimlerin mali kaynaklarını daraltan, tüm gücü merkezi yönetimde ve kendi atadığı memurlarda toplayan totaliterleşme sürecine hız kazandırıyor.
  6. VaşingtınPost gazetesinde çıkan bir haber-yorum: Türkiye’de siyasal islam akılcı bir sağlık politikasını engelliyor. Türkiye’de son iki haftadır, akılla inanç arasında ölümcül bir ip çekme yarışı yapılıyor ve siyasallaşmış bir dinin ne kadar tehlikeli olabileceği bir kez daha görülüyor.

Hastalığa karşı verilere dayalı bir mücadele yürüten sağlık çalışanları ve bilim insanları var. Türk Tabipler Birliği, onların başını çekiyor. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güçlü direnişiyle karşı karşıyalar. Aslen ibadet yerlerini yönetmekle görevli olduğu halde hükümetin müthiş etkili bir organına dönüşen Diyanet, virüsle mücadelede kilit kurumlardan biri haline geldi. Üstelik bu rol, her zaman mücadeleye destek anlamına gelmiyor.

Virüs konusunda en büyük tehdidin, sınır ötesinden, özellikle de Mekke’ye umreye gidenlerden kaynaklanabileceği baştan beri biliniyordu. Suudi Arabistan 100’e yakın Corona vakasının saptanması üzerine Kâbe’yi ziyarete kapatınca, Türkiye’den umreye giden 21 bin kişi, 15 Mart’ta ülkeye döndü. Uzmanlar, gelenlerin derhal karantinaya alınması gerektiğini söylerken AKP, kendi tabanını oluşturan dindar kesimi rahatsız etmeyi göze alamadı. Diyanet İşleri Başkanı, “14 gün evden çıkmayın, ziyaretçi kabul etmeyin” ricasında bulundu; büyük çoğunluk kulak asmadı. Sosyal medya, umre dönüşü ziyaretler yapan ya da misafir kabul edenlerin görüntüleriyle doldu. Bunun üzerine Hükümet, aniden son gelen kafileyi karantinaya almaya karar verdi; umreden dönen 6 bin 448 kişi, bir geceyarısı yurtlarından kovulan öğrencilerin binalarına yerleştirildi.

Bu kez de ayrımcılık yüzünden karantinada isyan çıktı. Umrecilerin bir kısmı yurt binasının kapılarını zorlarken, kaçan bir grup, kiraladıkları otobüste şehirlerarası yolda yakalandı. Ancak çok geçti. Binlerce insan, ülkenin dört bir yanına dağılmıştı. 10 gün içinde vaka sayısı 1’den 1000’e çıktı.

İkinci büyük hata, Cuma namazı konusunda yapıldı. Her hafta 18 milyon civarında insanın topluca katıldığı Cuma namazları, birçok İslam ülkesinde iptal edilmişti. İran 27 Şubat’ta başı çekmiş, Kuveyt, 13 Mart’ta camilerden “Namazı evinizde kılın” çağrısı yaptırmıştı. O gün Türkiye’de Diyanet, ” Müslümanların, cuma namazını evlerinde kılabileceğini” duyurdu, ama bu sadece tavsiyeydi. Barlar, eğlence yerleri, kütüphaneler, müzeler kapatılmış, camilere dokunulmamıştı. Cemaat yine akın akın camiye gitti. Yine uyarılar üzerine, ancak 16 Mart’ta, “Cuma namazının cemaatle kılınmasına ara verilmiştir” açıklaması yapıldı. Yine çok geç kalınmıştı. 17 Mart’tan itiAbaren ölüm haberleri gelmeye başladı. Ve bir hafta içinde Türkiye, vaka artış hızında tüm ülkelerin önüne geçti.

İlk vakadan itibaren tam bir hafta sarayından çıkmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonunda 18 Mart’ta “Corona ile Mücadele Eşgüdüm Toplantısı”nda ortaya çıktı. Toplantıda Tabipler Birliği yoktu, ama Diyanet vardı. 4 saatlik zirveden çıkışta Cumhurbaşkanı gibi değil, imam gibi konuştu Erdoğan; hadislerden örnekler verdi: “Bize düşen hadislere uygun davranmak, tedbir alıp takdiri Allah’a bırakmaktır. Sabır ve dua ile bu süreci başaracağımıza inanıyorum” dedi.Bundan bir hafta sonra, 25 Mart’ta ölü sayısı katlanarak büyüyüp 59’a, vaka sayısı 2433’e ulaştığında bir “ulusa sesleniş” konuşması yapıp 2-3 hafta içinde hastalığın yayılma hızının keseceklerini söyledi; önlemler geciktiği için tersine hastalığın giderek yayılacağını iddia eden uzmanlara ise “Rabbimizin yardımı yanımızda olacak” güvencesini verdi.

Artık ekranlarda corona konusunda bilim insanlarından ziyade din âlimleri konuşuyor, virüsün yayılmasında “evlilik dışı ilişki, zina, eşcinsellik, anal ilişki”nin rolünü anlatıyordu.

16 Mart’tan itibaren okullarda eğitime ara verilince TV’de devreye sokulan ders programları, eğitim sistemindeki din etkisini gözler önüne serdi. İlkokul çocuklarına izlettirilen filmlerde, “kâfirler”in kafalarının kesilme sahneleri vardı. Corona tatili sayesinde bütün ülke, eğitim sisteminin laik temelinin nasıl yok edildiğini fark etti.Ülkenin zaten zayıf olan ekonomisi ve sağlık sektörü hızla yayılan salgına hazırlıksız yakalanmıştı. O yüzden yetkililer iyi planlanmış bir stratejiyi uygulamaya geçiremediler. Doğan boşluğu doldurmak üzere Diyanet devreye girdi. Mesela her gece cami hoparlörlerinden dua okunacağını duyurdu.

Halen Diyanet, devletin en büyük ve güçlü kurumlarından biri… Kurumun geçen yılki bütçesi, ülkenin istihbarat teşkilatının bütçesini 5’e katlamıştı. Diyanet personeli, doktor sayısını, cami sayısı da hastane sayısını aştı.

Türkiye’de bilimsel uyarıları engelleyen ve bütçenin hayati kaynaklarını kullanan siyasal İslam, ülkenin laik rejiminden sonra halk sağlığına da doğrudan tehdit oluşturmaya başladı. Şimdi Türkler, bir yandan virüsle, bir yandan da yanlış kararlar alınmasına yol açan yobazlıkla mücadele ediyor.

Raşit Araz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here