BUGÜNDEN YARINA “YENİDEN MERHABA” DİYEBİLMEK…

Evlere tıkılıp kaldığımız, evlerinde oturmayanlarına “şiddetle kınadığımız” günlerdeyiz. Sadece evimizle, sokağımızla, mahallemizle, köyümüzle, kasabamızla, kentimizle, ülkemizle, bölgemizle, kıtamızla ilgili bir sorun yaşamıyoruz. Yaşadığımız sorun, tüm insanlığın sorunu. Covid-19 adıyla tanınan Corona virüsünün yenilenmiş versiyonunu sadece evimizde yenmemiz mümkün değil. Covid-19, daha önceki Corona virüslerinin aksine tüm dünyada yayılıyor ve bu virüs tüm dünyadan silinmeden yenilmiş sayılmayacak. Bu virüsü başka virüslerin takip edeceğini varsaymamak mantıklı olmaz.

Covid-19’la mücadele süreci tüm insanlara yeni şeyler öğretiyor. Yapmadıklarını yapıyorlar, düşünce sistematikleri değişiyor. Ütü yapmaktan nefret eden bir arkadaşım çarşaflarını bile ütülediğini söyledi geçenlerde. Neden, diye sorduğumda ise “bir şeye başlamanın tam zamanı diye düşünüyorum” dedi, “zamanım var artık.” Zamanımız varsa biz Devrimciler de geleceği düşünmeye başlayabiliriz.

Virüssüz topluma “Yeniden Merhaba” diyeceğiz elbette ve bu virüs insanlığın sonunu getirecek kadar güçlü değil. Bunun da ötesinde eğer doğa ile uyumlu yaşayabilirsek, diğer canlıların kendi ortamlarında yaşamalarına müdahale etmezsek, kapitalizm belasından kurtulup, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratabilirsek, insanlığın sonunu getirecek bir virüs tipiyle hiç karşılaşmayız.

Her birimizin kendi evlerimizde, birbirimizden uzak ve yalnız yaşadığımız bu günlerde 2006 yıkında Birgün gazetesindeki köşesinde Oğuzhan Müftüoğlu’nun yazdığı “Yeniden Merhaba” yazısını anmamak doğru olmaz. Oğuzhan Müftüoğlu aşağıda tamamını bulacağınız yazısını şöyle bitiriyor: “Şimdi artık insanlar birbirine yıldızlardan da uzak. Her şeye rağmen yeniden başlamak her zaman güzeldir. Kavgaya, hayata… Yeniden Merhaba.”

Biz de birbirimize yıldızlardan da uzak olduğumuz bu günlerde, geleceğe, kavgaya ve hayata Yeniden Merhaba diyebilecek miyiz?

YENİDEN MERHABA

Einstein’nın bir araştırma enstitüsünde katıldığı bir sohbet sırasında oradaki biri aniden paltosunun cebinden küçük bir defter çıkarıp bir şeyler yazmaya başlamış merak eden Einstein, bunun ne olduğunu sormuş.

“Küçük bir defter. Aklıma güzel bir fikir geldiğinde unutmamak için buraya yazıyorum.” diye karşılık vermiş adam Einstein, “benim hiç böyle bir defterim olmadı” demiş. “çünkü hayatım boyunca sadece 3 tane iyi fikrim oldu.” Zorunlu izin dönemin sanırım biraz fazlaca uzadı ve yazamadığım süre içinde ülkemizde birçok şey oldu. Ama doğrusunu isterseniz, olup bitenler karşısında öyle aklıma gelip de yazmaktan mahrum kaldığım çok önemli fikirlerim olduğunu söyleyemem.

Bir 12 Mart daha geldi geçti. Şemdinli vakası devam ediyor, Evren’de öyle konuşmaya, insanlar alkışlamaya… Şemdinli’de sivil halka bomba atan asker için “tanırım iyi biridir “diyen komutan hakkında bir iddianame hazırlanması ortalığı ayağa kaldırdı. Ana muhalefet lideri Deniz Baykal, çıkıp, bu girişimin komutana karşı bir “tertip “olduğunu söyledi. İki ay önce İspanya’da darbe imasında bulunan Kara kuvvetleri 2. Başkanı General Aguado’ya önce 8 gün ev hapsi cezası verilmiş, sonra da görevden alınmıştı. Bunu, şimdi kendi ülkemizde elbette kimse beklemiyor. Çünkü “herkes için geçerli tek bir zaman yoktur, zaman her gözlemci için farklıdır” diyen Einstein’ın fizik teorisine göre, aynı takvim yılında da olsak, İspanya ile farklı bir zamanda yaşıyoruz!

İspanya halklarından Katalanların geleneğine göre senede Bir gün Barcelona’nın ana caddesi Las Ramblas’a yüzlerce Gül ve kitap tezgâhı kurulurmuş. Çünkü orada yaşayan bir arkadaşımın dediğine göre o gün, her erkek, sevdiğine bir gül sunar, karşılığında sevdiği kadın da ona bir kitap verirmiş. (Gül ve kitap günü) Bizde ise şu haber gazetelerde kadınların 8 Mart dolayısıyla ülke genelinde etkinlikler düzenlediği, yazarlarımızın köşelerinde benim yazamayacağım kadar çok güzel yazılar yazdığı günlerde yayınlandı: “Gaziantep’te Yıldız adlı bir kız, ailesinin evlenmesine izin vermediği Mehmet adlı gence kaçtı. Barışmak için Baba ocağına gelen genç kız ile sevgilisini ağabeyi öldürdü.”

İçinde imkânsızlık taşıyan aşklar destan olurmuş. Ama sevmekten başka bir “suçu” olmayan bu iki genç, kendilerine sorulacak olsa destan olmak yerine belki de Katalanların dünyasında yaşamayı tercih ederlerdi

Ne kadar çok Yıldız ismi veriliyor kız çocuklarına, hep merak ederim: biz gökteki yıldızları neden bu kadar çok severiz, yani başımızdaki yıldızlara karşı bu kadar sevgisizken? Sonuçta çok uzaklarda nasıl bir şey olduğunu bile bilmediğimiz bir ışık kümesi yalnızca. Belki çok soğuk bir kaya parçası, belki çok sıcak bir gaz kütlesi.

Ben de, 12 Mart’ın (1971) ilk günlerinde saklandığımız evlerde, sıkıyönetim sessizliğine bürünmüş, yalnızca cemse homurtularının dolaştığı uykusuz geceler geçirirken, yanına yöresine bir yumruk iliştirdiğim yıldızlar çizerdim kâğıtlara. Sonra göğümüzün yumruklu yıldızlarla dolduğu günler yaşadık.

Sokaklarında ölümün kol gezdiği, Türkiye’yi baştan aşağı saran bir karabasanın orta yerinde, umutsuzlukla umudu, korkuyla cesareti sırtımızda koca bir dünyanın sorumluluğunu taşıyarak birlikte yaşadığımız o günler…

” Herkes için geçerli tek bir zaman yoktur, zaman her gözlemci için farklıdır” diyen Einstein, bütün galaksilerin sonsuza kadar birbirlerine aynı uzaklıkta kaldığını varsayan bir Evren modelini savunuyordu. Ancak bu işlerden daha iyi anlayan bir arkadaşımın anlattığına göre, sonradan Hubble teleskopu ile yapılan gözlemlerden, Evrenin sürekli genişlemekte olduğu, yani galaksilerin, yıldızların birbirinden uzaklaştığı açıklanmış. Demek ki şimdi, o yıldızlara eskisinden daha uzaktayız!

Ama yaşadığımız zamanın başkalığını anlamak için, artık Einstein’ın tanıklığına da Hubble teleskobuna da ihtiyaç yok. Şimdi artık insanlar birbirine yıldızlardan da uzak. Her şeye rağmen, yeniden başlamak her zaman güzeldir. Kavgaya, hayata… Yeniden merhaba

Oğuzhan Müftüoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here