YALAN RÜZGÂRLARI

İçişleri bakanı Süleyman Soylu (SS) istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu. Sarayın yalan bilgi bombardımanı devam ediyor. Muhtemelen SS istifa ettiğini kendi sosyal Medya hesabından öğrendi, saraya telefonla ulaştı ve “Acaba ben istifa mı ettim?” diye sordu, “evet” cevabını alınca da ortadan kayboldu. Kendisini oraya getiren MHP-Kontr Gerilla ekibine ulaşmaya çalışıyordu zahir.  Onlardan alacağı iki cevap var gibiydi… Ya “bekle istifan kabul edilmeyecek, gaz alma operasyonu yaptık diyeceklerdi, ya da  “sen biraz kenarda bekle” diyeceklerdi.  Saray şu ana kadar olan gaz alma operasyonunu yeterli görmüş olacak ki, SS’in istifasını kabul etmediğini açıkladı.

İstifa oyununa tekrar geleceğim fakat kısacıkta olsa hiçbir olumlu iz bırakmadan yıllar sonra adı bile hatırlanmayacak ve torunları için utanç kaynağı olacak eski Ulaştırma ve Altyapı bakanı Cahit Turhan görevden alındığını gene saraydan öğrenmişti. (Yazım kurallarını bilmediğimi sanmayın, büyük harflerin nerede kullanılması gerektiğini biliyorum) Eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan’ın Kanal İstanbul projesine, boğazdaki yoğun trafik nedeniyle ihtiyaç duyulduğunu anlatırken verdiği  “Üsküdar’dan Beşiktaş’a geçen yeğenim söyledi. Geçen yıl 15 dakikada geçiyorduk, bu sene yarım saati buluyor karşıdan karşıya geçmek. Çok yoğun deniz trafiği var” örneği uzun süre tartışılmıştı. Yeğenine kanal yaptırmak isteyen sıkı bir nepotizm yanlısı olan eski bakan, Kanal İstanbul ihalesini sarayın talimatları doğrultusunda Corona virüsü dolayısıyla herkesin karantinaya girdiği günlerde yaptı. Saraydan aferin beklerken tepkilerin yoğunlaşması üzerine saray bir anda döndü ve “ben yapmadım o yaptı” diyerek sadece kendi emrini uygulayan Cahit Turhan’ı görevden aldı. Nepotizm meraklısı bir bakan, nepotizmin dik âlâsını uygulayan saray tarafından “feda” edildi. Bu arada nepotizm nedir diyenler için bir not düşeyim: “Nepotizm”  akraba, hısım ve dostları önemli devlet görevlerine atama alışkanlığı anlamına geliyor. Devlet görevine atamada, o görevin gerektirdiği nitelikler (eğitim, bilgi, tecrübe, vb.) değil, siyasal iktidara yakınlık ön plana çıkar. 

Sarayın düdüğünü sadakatle uzun uzun çalan Cahit Turhan’a biraz daha yakından bakalım. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı TCDD’nin tarihi Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’nın atıl depo sahaları bölgesini  kiralamak için açtığı ihale sürecinde yaşananlar bize gerekli bilgiyi veriyor. Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanı, eski bakan Turhan ve yeni İBB başkanı İmamoğlu defalarca karşı karşıya geldiler. İhaleye teklif sunan İBB’nin hukuksuz şekilde elenerek ihalenin eski bir İBB çalışanı da olan Okçular Vakfı’nın kısa süre öncesine kadar genel müdürlüğünü yapmış ve Bilal Erdoğan’ın arkadaşı olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan 33 yaşındaki Hüseyin Avni Önder’e ait Hezarfen Danışmalık Limited Şirketi’ne verilmesi tepki çekmişti. Ancak akçeli işler, kupon araziler sevdalısı sarayın talimatlarını adım adım yerine getiren Cahit Turan Nuh dedi Peygamber demedi sarayın dediğini yaptı ve bu badireyi başına bir şey gelmeden atlattı. Geçen yılın son günlerinde saray Turhan’ın oğlunun nikâhına şahitlik yaptı. Aradan 1 yıl geçti ve görevden alındı. Kendisiyle beraber İBB’den İmamoğlu’nun göreve başladığı günün ertesi günü istifa eden ve kendisi gibi İBB Genel Sekreter yardımcısı olan Adil Karaismailoğlu ise Ulaştırma ve Altyapı bakanlığına atandı. Saray atadı, saray aldı.  Bir badem bıyıklı gitti, bir badem bıyıklı geldi. Halkın tepkisini Cahit Turhan’a yıktılar, ihale yapılmış oldu, aynı nitelikte bir başkası da aynı işe devam ediyor. Saray kazandı. Bir piyon geçici olarak tahtanın kenarına konuldu, diğer bir piyon onun yerine geçti. Ha, unutmadan, döneminde sinyalizasyon olmamasından kaynaklanan ve onlarca insanın öldüğü tren kazalarını yorumlarken “sinyalizasyon olmasa da olur”  özdeyişinin de sahibidir…

SS’e geri dönelim! Değişik bir politik kariyeri olduğunu düşünenler yanılıyor… Latin Amerika’da, Filipinler, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerde onlarca benzeri var. Uzun yıllar DYP’de, Çiller döneminde Tansu Çiller ki ABD vatandaşı olduğu açıklanmıştı ve eşi Özer Uçuran Çiller’le beraber politika yaptı. Bu dönemde, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller´in gözdelerindendi. DYP baraj altında kalıp, eriyince adını değiştirdi ve Demokrat Parti olarak yoluna devam ettiğini bildirdi. SS, DP genel başkanı seçildi. Seçimde büyük bir başarısızlık abidesi oldu ve istifa etti. Yerine gelen Hüsamettin Cindoruk SS’i partiden ihraç etti. Kim bilir nereden aldığı talimatlarla AKP’nin düdüğünü çalmaya başlayan SS, 12 Eylül Referandumunda  “Hayır” diyen partisine rağmen “Evet” çalışması yapmıştı. Kasım 2015’teki seçimlerde AKP’nin Trabzon milletvekili adayı oldu ve Meclise girdi. Ahmet Davutoğlu’nun başbakan olduğu hükümette Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan SS, Binali Yıldırım döneminde de aynı göreve devam etti. İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre, SS’in bakanlık yaptığı 2016 yılının ilk 7 ayında 1049 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. SS, Ağustos 2016’da istifa eden Efkan Ala’nın yerine İçişleri Bakanı oldu. SS’in bu göreve getirilmesinde, ‘FETÖ ile mücadelede’ aktif olmasının etkili olduğu iddia edildi. SS’in göreve geldiği andan itibaren Bölgede çatışmalar şiddetlendi, onlarca kişi çatışmalarda hayatını kaybetti, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş tutuklandı, belediye başkanları görevden alındı, yerlerine kayyımlar atandı. SS, 9 Temmuz 2018’de açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde de İçişleri Bakanı olarak yer aldı. DP’de bulunduğu sırada, TÜİK’i  “Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu” diye açıklayan, SS’den bazı özdeyişleri analım. “Kendisi evindekilerin yüzüne nasıl bakıyor”, “ata binmeyi beceremeyen başbakan”, “Paçalarından yolsuzluk akıyor”, “Ey Recep Tayyip Erdoğan, boyun eğdin, emir eri oldun, milletin ümitlerini boşa çıkardın. Boyan döküldü Tayip Erdoğan”, “Bu ülkeyi rant ülkesi yapmayacağım dedi sayın Başbakan, rantın babasını getirdi”, “kendisini padişah olarak görmek istiyor”. Düşmana söylenmeyecek şeyleri o zamanın başbakanına söyleyen SS, daha sonra AKP’den milletvekili seçildi ve bakan oldu. Hangi güç başbakana “bütün söylenenleri yut”, SS’e de “Allah şahittir ki bütün bedenim kan gölüne dönse de Erdoğan’dan ayrılmayacağım” de dedi?

İstifa ’ya geri dönelim. Sarayın ilan ettirdiği sokağa çıkma yasağının saati, şekli ve kapsamı saray tarafından belirlenmişti. Bu konuda SS muhtemelen saatler sonra sadece açıklama yapması için aranmıştı. Zaten yasak kararının alındığı gece çıktığı yandaş CNN Türk yayınında kararın saray tarafından alındığını kendisi söylemişti.  CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu,  SS’in istifası için şöyle diyor: “Kararı tek başına Süleyman Soylu Bey’in alacağına inanmıyorum. Sağlık Bakanı’nın alamadığı gibi. Sokağa çıkma yasağı ile ilgili çok öneri geldi ama o önerilerin hiçbirisi uygulanmadı. Nihai söz sahibi olan Sayın Erdoğan’dır. Sayın Erdoğan’ı kurtarmak için Sayın Soylu’nun istifasını anlayışla karşılıyorum.”  Ama “Sayın” Erdoğan oyunu “Sayın” Kılıçdaroğlu’nun anladığı gibi oynamıyor.

Sağlık bakanı denilince, etkisiz yetkisiz bakanların birer piyon olarak kullanıldığı oyunda muhtemelen satranç tahtasının kenarına konulmaya en yakın aday olduğunu söylenebilir.  Sokağa çıkma yasağı sarayın talimatı doğrultusunda gece uygulamaya konuldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, böyle bir genelge yayımlandığını gece öğrendi. Bilim Kurulunun bilim insanı olan üyeleri de (Bilim kurulunda bilim adamı olmayan tarikat destekli suni siyasal İslamcı üyeler de var) sokağa çıkma yasağının iki saat önceden duyurulması sonucunda halkın market, büfe, fırın ve benzin istasyonlarına yığılmasının bugüne kadar salgına karşı verilen başarılı mücadeleye darbe vurulduğunu söylediler. İstifa noktasına gelen üyelerin, “İstifa ederseniz, Türkiye’yi Coronaya karşı mücadelesinde yalnız bırakmakla anılırsınız” denilerek ikna edildiği iddia edildi. Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü ise, sokağa çıkma yasağı kararı ardından yurttaşların market büfe ve bakkallara akın etmesi ile ilgili değerlendirmesinde, “İyi gidiyorduk, ama bugünkü karar sonrası sokağa taşan insanların etkilerini maalesef bir kaç hafta sonra acı şekilde yaşayacağız. Gelen görüntüler çok vahim gerçekten çok üzgünüm” şeklinde konuşmuştu.

 “Evde Kal “ sloganına kendisi ve ailesi için katı katıya bağlı, fakat işe giden işçilerin “iş yerine gitmeme” taleplerine karşı kör ve sağır olan saray, bir gaz alma operasyonu daha gerçekleştirmiş gibi gözüküyor. Sarayın üzerine oturduğu koalisyonun desteği meşruiyet düzeyinin çok altına inmiştir. SS’in istifası oyunu, AKP+MHP+Kontr Gerilla ittifakında bir yıl içerisinde yapılacak bir erken seçimde sarayın sarayda kalamayacağının anlaşılması sonrasında ve yerel seçimlerde, özellikle iki kere yapılan İstanbul seçimlerindeki oyların dağılımı okunduğunda, kesin olarak alacakları yenilgiye karşı bir taktik hamle olarak saray tarafından oynanmıştır. 10 Nisan gecesi ilan edilen sokağa çıkma yasağının duyuru saati ve halkın zaruri ihtiyaçları için marketlere akın etmesi ile Corona virüsü vites değiştirmiş, hız kazanmıştır. Bunun sorumlusu saraydır. Saray bu sorumluluğu koalisyonun AKP dışı ortaklarına yıkmak için böyle bir operasyon gerçekleştirmiştir. İstifa aynı zamanda Cuma günü yaşanan ve sonu kitlesel ölümler olacak olan fiyaskonun da kabul edilmesi demektir. İstifa kabul edilmeyince Cuma günkü skandal ortadan kalkmış olmuyor. Sadece güç gösterileri, kozlar, hesaplar bir kere daha sınanmış oluyor. Fakat iktidarın artık iktidar olma kapasitesi olmadığı için oyun sadece birkaç gün daha ileri alınıyor. Yalan rüzgârlarıyla ne kadar idare edilebilirse artık…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here