CORONA GÜNLERİNDE TURİZM

Aslında soru basit: tüm dünyanın Corona virüsünün yeni versiyonu Covid-19 ile uğraşırken turizm olur mu? Eğer insanlar seyahat edebilse olur, fakat sokağa çıkmaların bile yasaklandığı, tüm sınırların kapatıldığı, seyahat etmenin olanaksız hale getirildiği ve sıkı karantina kuralları gereği çok yakınımızdaki yerlere bile seyahat edemediğimiz günlerde bunun hayali bile kurulamaz.

Turizm denince aslında birkaç ana iş dalından bahsediyoruz: Tur operatörü, havayolu, demiryolu, karayolu veya denizyolu taşımacılığı, gelen turiste transfer, tur vs. hizmetler veren seyahat acenteleri ve konaklama sektörü. Durumu daha da basite indirirsek; tur operatörleri ve acenteler, Uçak şirketleri, Oteller. Fakat durum bu kadar basit değil. Bu üç ana başlık dışında on binlerce şirket, kurum, kuruluş bu sektöre hizmet sağlıyor ki dişliler dönebilsin. Uçaklara benzin dolduran şirket, otelin civarında imitasyon T Shirt satan şahıs, otobüs, minibüs kiralama firmaları, bu otobüs, minibüslerinde çalışanlara konaklama hizmeti verenler vs. O zaman biz de Corona krizini iki ayrı yönden ele almalıyız. Doğrudan turizm hareketinin içinde bulunan Tur Operatörleri ve Acenteler, Uçak şirketleri ve Otellerin krizi ve diğer tüm yan sektörlerdeki kriz.

Daha önce yüzlerce defa yazdım sıkıldığınızı biliyorum fakat bir kere daha tekrarlayayım: Türkiye turizmini Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz turizmleri ile aynı potada değerlendirirsek yanılırız. Bizim alanda birlikte aynı parametrelere sahip olduğumuz ülkeler, Mısır, Fas, Tunus gibi ülkelerdir. Bizim de içinde bulunduğumuz bu grubu diğer Akdeniz ülke turizmlerinden ayıran şey ise bizde turizm devlet eliyle yapılmaktadır. Devlet karşılıksız destekler, asla bitmeyen vadelerde devlet bankalarından krediler gibi yollarla turizm de patronları desteklemektedir. Hatta Türkiye’de bir turizm patronu, bakan olmuş ve muhtemelen şimdiye kadar yüzlerce defa batmış olması gereken kendi şirketlerini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken, tek özelliği Saray’a damat olması olan ve para musluklarının başını tutan bir başka bakanla iş yapmaması mümkün müdür? Böyle bir uygulama sadece diktatörlüklerde olur.

Sonuç mu? Şöyle:

Turizm gelirleri baz alındığında ise durum daha da vahim hal almış durumda AB ülkelerinde ortalama 1050 Dolar olan kişi başına düşen turist harcaması, AB dışı ülkelerde ortalama 610 Dolar olmakta ve bu da bu ülkelerdeki turizmin “ sömürge tipi turizm” olarak adlandırmama neden olmaktadır.

Akdeniz çanağında AB ve bölgelerinde nüfus 214.159.480, turist sayısı 303.352.102 iken AB dışı demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerde ise nüfus 310.587.131 turist sayısı 89.251.000’dir. Grafikte görülen fark ülkelerin nasıl yönetildiğiyle ilgili farktır. Rüşvet, yolsuzluk, savaş siyasetleri, ülkelere çöreklenmiş diktatörler, yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı, çocuk işçiliği, insan haklarından yoksunluk gibi ana etmenler yukarıdaki grafiktedir.

Hazır Bakan’dan bahsetmişken,  AB dışı bölgedeki ülkelerin hemen hemen hepsinde turizm bakanları varken AB bölgesinde ise sadece birkaç tane ülkede turizm bakanlığı diye bir kurum vardır. Türkiye’nin turizm bakanı ise aile olarak yukarıda sıraladığım turizmin ana iş kollarının tamamında vardır. Otelleri, havayolu ve Tur operatörü ve seyahat acentesi faaliyetlerini yürütmektedir. Şimdi, “şirketlerindeki hisselerini devretti ama..” diyenler çıkar, onları, eğer turizmcilerse iyi bir ruh hekimine emanet ediyorum, değillerse biraz araştırma yapmalarını öneririm. Bakanın eşinin yüz dolarlık bayram bahşişlerini dağıtma etkinliğinden, uçak şirketinin iflas ve kurtarma operasyonlarından, kendi oteller zincirine yeni halkalar ekleme gayretiyle çıkarılan yasa ve yönetmeliklerinden Outgoing yapan tur operatörlük şirketi lehine çıkan yasa ve yönetmeliklerden ise hiç bahsetmiyorum. Onlar olsa olsa, gelecekte, aklı başında bir savcının hazırlayacağı iddianame konuları olur. Ancak gerek Bakan gerekse Turizm alanında çalışan üst düzey bürokratlar için son olarak şunu da söylemek lazım: yapmaları gereken şey yukarıdaki grafiği değiştirmeye çalışmaktır. Bu da tarafsız, aklı başında sivil toplumun ve onun örgütlerinin gücüne inanan, yetkiyi sektöre veren bir anlayışa sahip olmakla olur.

Covit-19’un en fazla zarar verdiği sektör tabii ki turizm. Ana turizm gelirlerini elde ettiğimiz Antalya, Muğla, Aydın, İzmir, İstanbul ve Kapadokya’da şu anda yaprak kıpırdamıyor. Bu bölgelerde zaten sezonluk olan turizm hareketi tamamen durdu ve çalışan işçilerin hemen hemen tamamı ya işten çıkarılmış ya da ücretsiz izinde kalmış durumda. Pandemi yaygınlaştığında zaten otellerdeki işçilerin büyük bir kısmı ücretsiz izindeydi. Onların şu andaki durumlarını kimse bilmiyor. Kış operasyonları için açık olan veya yenileme vs için bir kısım işçi çalıştıran oteller de, turistlerin dönmelerini takiben otelleri kapattılar, yenileme yapmayı durdurdular ve isçileri çıkardılar. Bazı oteller ve diğer kuruluşlar (Havayolları, Tur Operatörleri ve acenteler) çıkarmadığı işçilerin Kısa Çalışma Ödeneği alabilmeleri için İŞKUR’a başvurarak çalışan personelin listelerini verdi. İşverenlerin verdiği listeleri temel alan kurum işçilere en son aldıkları maaşın %60’ını Kısa Çalışma Ödeneği olarak ödüyor. İşten çıkarılan işçiler işsizlik sigortasına başvurarak en son maaşlarının %80’ini işsizlik maaşı olarak alıyorlar. Yeni bir yasa tasarısında ise işten çıkarmanın yasaklanmasından bahsediliyor. AKP+MHP koalisyonunun önerdiği her yasa tasarısının işçilerin aleyhine olduğu biliniyor. Hazırladıkları yeni yasa tasarısına göre de çok iyi bir uygulama gibi görülen “işten çıkarmanın yasaklanmasının” yanı sıra işçilere” günlük 39 TL” verileceği ekleniyor. Asgari ücretle çalışanlar için bile bu en son aldığı maaşın %50’si anlamına geliyor ki insanları açlıktan öldürmekle aynı anlamda. Turizm sektöründe yaklaşık 2,5 milyon işçi çalışıyor. Bu derecede istihdam yaratan bir alan Covid-19 nedeniyle işsizliğin en yoğun olduğu alan haline geldi. Sadece Antalya ve civarında işsiz turizm işçisi 750.000’in üzerinde. Buna güvencesiz çalışanları, yan sektörlerde kendi emeği ile veya aile emeği ile çalışanları, kendi işvereni kendisi olan örneğin kendi aracında şoför olarak çalışanlar gibi çalışanları da eklersek bu rakam sadece Antalya ve civarı için 1 Milyondan fazladır. Kaçak çalıştırılan işçileri, kaçak yabancı işçileri daha bu rakama eklemedim bile. Açlığın ve yoksulluğun boyutları böyle derin… Sonuna kadar açtıkları hoparlörlerle Corona virüsünün evrimleşmiş hali Covid-19’u yenebileceğini sanan AKP-MHP koalisyonu insanların iki önemli konuyu bilmelerini önleme gayretinde, birincisi, dua Allah’a yapılır, insanlara değil. Yüksek sesli hoparlörle yapılan dualar daha etkili dua değil günahtır. İkincisi ise 11,5 Trilyon TL bütçesi ile  6 bakanlıktan fazla bütçesi olan Diyanet İşleri bu bütçenin bir kısmını ve kullandıkları lüx araçlarından, lojmanlarından, safahatlarından tasarruf ederek yaratacakları bir fonla turizm işçisinin duasını şu zor zamanlarda alabilirler.

Covid-19 elbette yenilecek, bilim insanları aşıyı da tedaviyi de bulacaklar. İnsanlık kazanacak. Bu bilim insanlarının sorumluluğunda olan bir şey ve onlarda bu sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Ancak pandeminin yarattığı sosyo-ekonomik sorunlarla baş etmek sarayın ve AKP+MHP koalisyonunun görevi. Ne yazık ki onlar da bu görevi yerine getiremiyorlar. Gezi olaylarından beri bitmiş, tükenmiş, yorulmuş, toplumsal desteğini sadece savaşlarla, bombalarla, şiddetle sağlamaya çalışan bir iktidar her türlü muhalefeti eline geçirdiği devletin şiddet aygıtlarını kullanarak eziyor. İnsanlara korku ve terör salıyor. Tarihimizde görülmemiş derecede toplumumuzu ayrıştırıyor. Kendine göre bir tarih yaratıyor, kendine göre bir din yaratıyor, bütün normları kendi iktidarının devamını sağlayacak şekilde değiştiriyor. Sadece böyle bir iktidar Covid-19’la mücadele günlerinde “ihale” peşinde koşabilirdi, bu koştu; sadece böyle bir iktidar tüm istatistikleri çarpıtarak Dünya Sağlık örgütüne yalan bilgiler gönderebilirdi, bu gönderdi. Covid-19 elbette yenilecek. Bilim yenecek. Dünyanın turizmin yapılabileceği bir hale gelmesi zaman alacak. Ulusal duvarlar yükselecek. AB içi turizm hareketleri olacak. Kuzey ve Orta Avrupa ülkelerinden güneye, Uzak doğudan Orta ve Kuzey Avrupa’ya kitleler seyahat edecek, tatile gidecek. Bu basiretsiz iktidarın uluslararası normları hiçe sayması yüzünden muhtemelen biz o zamanlarda hala Covid-19’la uğraşan seyahat etmesi ve edilmesi yasak ülkeler grubunda kalmış olacağız. Kıbrıs’ta Maraş bölgesi ne hale geldiyse Belek’te, Side’de, Kemer’de o halde olacak. Kuzey Kore, Türkmenistan gibi ülkelerle adımız anılacak. Turizmde bizi bekleyen gelecek bu iktidarın elleriyle ancak böyle şekillenir.

Özetle söylersek: saray ve AKP+MHP koalisyonu süreci yürütemiyor. Yeni Dünya Düzeni büyük oranda tehlike altında. Ya daha sosyal bir dünya olacak ya da daha baskıcı bir dünya. Milyonlarca kamera ve sanal zeka ile evlerimiz, yaşamlarımız ateşimiz, düşüncelerimiz şekillendirilecek. Dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü olan ABD’de, salgının yol açtığı  küçülmenin boyutu şu anda % 30 olarak açıklanıyor. Dünyanın en büyük tedarikçileri arasında yer alan  Çin’in, krizin ilk aşamasında  uğradığı 500 milyar doları aşan parasal kayıpları, uluslararası ekonominin daralmasının en somut göstergesi. Uluslararası hava, deniz ve kara ulaşımın büyük ölçüde durması yüzünden, kısa süre öncesine kadar 100 Doların üzerine çıkması beklenen petrol fiyatlarının, 20 Dolar düzeyine inmesi, Ortadoğu ve Rusya ekonomilerini vuruyor. Benzer durum AB ülkelerinin ekonomileri için de geçerli… Üretimi düşen, salgın yüzünden büyük kayıplar veren AB, Brexit’in ardından  sağlıkta ve ekonomide daha büyük krizlere girebileceğinin işaretlerini veriyor. Birliğin Almanya-Fransa ekseninde yeni bir yapılanma modelini denemesi ya da orta vadede siyasal çözülme sürecine girmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Ekonomilerini ayakta tutabilmek için maddi kayıplara uğrayan yurttaşlarına, yüz milyarlarca Euro kaynak ayıran -başta Almanya ve Fransa- AB ülkelerinin, bu açığı kapatmalarının uzun zaman alacağı varsayılıyor. Turizm sektörü en çok etkilenen sektör deniliyor. Dünya’da yolcu ve kargo taşımacılığında kullanılanların yüzde doksanını oluşturan, 18 bin uçak yere indirildi. Havaalanlarında bekletiliyor. İç ve dış hatlarda taşımanın neredeyse tümüyle durduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.  

Bu durumda turizm nasıl olacak? Sanal âlemde ücretsiz olarak 360 derece görsel veren programlarla dünyada görmek istediğiniz her yeri görmek, gitmek istediğiniz her müzeye gitmek dışında bir formül üretilmelidir.

300 Milyar Dolar büyüklüğünde bir turizm sektörüne sahip Almanya’ya daha dikkatle bakalım. Almanya her vatandaşına binlerce Euro vererek, sağlık güvencesini kaçak işçilere de uygulayarak, konut, sağlık, emeklilik gibi hakları titizlikle koruyarak Covid-19 ile mücadele ediyor. Kapanan iş yerlerindeki vatandaşlarına en son aldıkları maaşın tamamını işyerleri tekrar açılana ve yeniden istihdam olanaklarına kavuşana kadar veriyor. Bunun dışında havayollarını ayakta tutuyor. Kredi musluklarını açıyor. Tur operatörlerine kaynak aktarıyor. Otelleri Covid_19 la mücadeleye ayırıyor. İşten ayrılan ve evlerinde karantinaya giden otel işçilerine çalışırken aldıkları maaşı ödüyor. Acil durumlarda otellere getirdiği ve tüm sağlık önlemleri alınan ortamlarda çalıştırdıkları teknik elemanlara ayrıca ücret ödüyor.

Ne yapabiliriz? Tüm turizm işçilerine sezonda almaları gereken maaşı ödememiz gerekiyor. Sanal tanıtımlara ağırlık vermemiz akıllıca olur. Turizmde söz söyleyen herkesi dinleyerek yol almamız lazım. Havayollarını, havalimanlarımızı öldürmememiz lazım. Tüm kara sınır kapılarımızı işler hale getirmemiz ve pandemi sonrası karayolu ile gelen turistlerin nihai varış noktalarına varana kadar güvenli seyahat edecekleri bir ortamı planlamamız gerekir. Bunları bu iktidarla yapamayacağımıza göre bir erken seçim istememiz ve başımıza bin bir bela getiren bu iktidardan kurtulmamız ise mecburiyetimizdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here