19 Ocak 2007 tarihinde, Berlin’den Krakow’a giden bir tren vagonunda iki arkadaşımla birlikte seyahat ediyorduk. Vagonda bizden başka kimse yoktu. Dışarıda tipi vardı. Tren tepelerin arasından akan ince bir dere gibi kıvrıla kıvrıla gidiyordu. Vagonun ön tarafında bulunan bir televizyonda ise Almanca haber programları vardı. Televizyonun kısık sesi zar zor duyuluyordu. Trenin monoton sesine bir sunucunun sesi eşlik ediyordu. Pencerelerden dışarıyı görmek olanaksızdı. Soğuk pencereleri buğulandırıyor dışarısını göstermiyordu. Camı silmek de çare olmuyordu. Birkaç dakika içinde buğu tekrar camı kaplıyordu. İki arkadaşım karşılıklı oturdukları yerde kitap okuyor, ara sıra da uyukluyorlardı. Hitler faşizminin başkentinden tarihin gördüğü en barbar, en kanlı soykırımlardan biri olan Yahudi soykırımının simgesel merkezlerinden biri olan Auschwitz-Birkenau ölüm kamplarına gidiyorduk. Kederliydik, üzgündük. Günlerdir ölüm kampları hakkında kitaplar okuyorduk.
Polonya sınırından geçeli birkaç saat olmuştu. Şimdi var olmayan bir sınır kapısından girmiştik. Almanya Polonya sınırını oluşturan Oder Nehri üzerinde bulunan bir demir köprüde tren durmuş, vagonumuza gelen bir gümrük memuru üzerindeki yeşil elbise, kara uzun çizmeler ve önünde parlak büyük bir amblem bulunan, muhtemelen Demir Perde’den kalma bir şapkasıyla biletlerimizi, pasaportlarımızı ve el çantalarımızı kontrol etmiş, çıkarken şapkasına iki parmağıyla dokunarak bizi selamlamış ve vagondan çıkmıştı. Tren yola tekrar revan olduğunda aynı tipi devam ediyor, sanki aynı tepeleri gene kıvrıla kıvrıla aşıyorduk. Tek değişikliğimiz haber spikeri idi. Bu sefer de Lehçe konuşan bir spikerin sesi trenin monoton sesine eşlik ediyordu… Camın buğusunu silerek dışarıdaki tipinin fotoğrafını çekmeye çalışmak gibi beyhude bir işle meşgulken, birden tanıdık bir kelime duydum, kafamı yukarı kaldırıp televizyona baktım ve birden Hrant Dink’in fotoğrafı ile karşılaştım. Birkaç saniye sonra görüntü değişti ve Hrant’ın yüzükoyun yattığı fotoğraf ekrana geldi…. Hrant yerde yatıyordu.…

Telefonumu açtım, sinyal yoktu. Tekrar televizyona döndüm, “Dink, İstanbul, Agos” kelimelerinden başka bir şey anlayamadım. Telefonum biraz sinyal bulunca bir abime kısa bir mesaj gönderdim. “Hrant?” Birkaç dakika sonra da tek kelimelik bir mesaj geldi. “Ölmüş”

Agos gazetesinin genel yayın yönetmeni, Birgün gazetesi yazarı Hrant Dink, çocuk yaşta annesini, babasını kaybeden yetimhanede büyüyen ermeni aydını Hrant Dink, Pen Award Fikir ve Düşünce Özgürlüğü Ödülü, Hermann Kesten Ödülü sahibi, Arat Dink, Delal Dink, ve Sera Dink’in babası Hrant Dink, devrimciler tarafından “Fırat” adıyla tanınan Hrant Dink faşist katiller tarafından katledilmişti.

Hrant Dink, 1954 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Babası Sivas’ın Gürün ilçesinde, annesi Gülvart ise Sivas’ın Kangal ilçesinde doğup büyümüştü. Anne ve babası 1961 yılında İstanbul’a taşınmalarının ardından boşandı. Hrant ve iki kardeşi Gedikpaşa’daki Ermeni Yetimhanesi’ne yerleştirildi.
Dink bu sırada Türkiye’de gelişmekte olan sol siyasetten etkilendi ve Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist çizgisinde siyaset yapmaya başladı. O yıllarda, örgüt ile Ermeni cemaatinin ilişkilendirilmesini önlemek amacıyla ismini mahkeme kararı ile Fırat olarak değiştirdi.Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde zooloji eğitimi aldı. Bir süre sonra yetimhanede birlikte büyüdükleri Rakel ile evlendi.

Kardeşleriyle birlikte açtığı yayınevi ve kırtasiye işlerini sürdürürken, eşi Rakel’le kendileri gibi Anadolu’dan gelen kimsesiz ve yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nı yönetmeye başladı. Açılışından 21 yıl sonra kampa devlet el koydu. Askerliğini Denizli Piyade Alayı’nda sekiz ay kısa dönem er olarak yaptı.

Bazı gazetelerde kitap eleştirileri ile yazı hayatına başladı. Basında çıkan yanlış haberlere gönderdiği düzeltmeler ile adı duyulmaya başladı. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne, “Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır”diyerek bu amaçla Türkçe ve Ermenice bir gazete çıkarmayı önerdi. 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı yayınlanan Agos gazetesinin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlendi. Agos dışında Zaman ve Birgün gazetelerinde yazdı.

19 Ocak 2007’de Şişli’de Halâskârgazi Caddesi üzerindeki Agos Gazetesi’nin çıkışında, saat 14:54’de yakın mesafeden yapılan üç el silah atışıyla öldürüldü. Katil zanlısı olarak, 19 yaşındaki Ogün Samast adlı kişi, güvenlik kameralarından elde edilen görüntülerin yayınlanmasından sonra, kendi babası tarafından polise ihbar edilerek, Samsun otogarında yakalandı.
Hrant Dink, 2006’da İnsan Hakları Derneği “Ayşe Nur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”, Henri-Nannen Düşünce Özgürlüğü ve Cesur Gazetecilik Ödülü”,Oxfam Novib “Pen İfade Özgürlüğü Ödülü”, 2007’de Bjørnson İnsan Hakları Ödülü, Özgürlük Özel Ödülü, Ermenistan Cumhurbaşkanlığı Ödülü, Vahan Tekeyan Kültür Derneği Ödülü, Knights of Vartan Derneği “Yılın Adamı” Ödülü, Amerika Ermeni Meclisi “Seçkin İnsan Ödülü”, Yılmaz Güney Festivali, “Festival Özel Ödülü”, Uluslararası İspanya Gazeteciler Derneği “Uluslararası Basın Ödülü”, PEN Uluslararası Yazarlar Birliği “Hermann-Kesten Madalyası”, ATİK – YDG 17. Gençlik Kültür Sanat Festivali “Jüri Özel Ödülü”, PAN Austria “İnsan Hakları Ödülü”, IPI “Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı Ödülü”, Marsilya, “Uluslararası Özgür İfade Ödülü”,2008’de AASSSG “Üstün Başarı Ödülü” ile Fordham Üniversitesi “İnsan Hakları Savunuculuğu Ödülü”, 2010 yılında da Padova Belediyesi “Doğruluk Ödülü” ile Johann -Philipp-Palm Vakfı İfade Özgürlüğü ve Basın Ödüllerine layık görüldü.

Hrant öldü, Fırat öldü… artık Türkiye daha karanlık…. 21. Yüzyılda koca bir ülkeyi Auschwitz-Birkenau ölüm kamplarına çevirenlerden hesap sorulana kadar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here