“Geminin tek kaptanı olur,
gerisi mürettebattır.
Kalbin de tek sahibi olur,
gerisi teferruattır.”

Necip Fazıl Kısakürek’e atfedilen bu ifadeler AKP camiasının bir sloganı haline getirilirken belli ki “bütün kalbinle kaptana itaat et, teferruat olduğunu unutma” mesajı verilmek isteniyor.

İktidar partilerinde teferruat olmayı kabul etmeyenler gemiyi terk etmeye devam ediyorlar. Partiler kurdular, başka partilere geçtiler. Kalanların da iktidar nimetlerinden yararlanma ile vicdani muhasebeleri arasında kaldıkları günlerden geçiyoruz….

Şeyhler, şıhlar, tarikat hiyerarşilerine önem verenler olabilir. Ama mesele feyz alınan herhangi bir inanç dünyası, dar bir topluluğu ilgilendiren yönetişim veya sevda meselesi olmaktan çıktı, ülkeyi yönetme anlayışına, hepimizi ilgilendiren bir saldırganlık haline dönüşmüş durumda.

Cumhur ittifakı çok açık bir şekilde birbirine yaslanarak ve kamu otoritesinden yararlanarak kendinden farklı düşünen toplumun her kesimini, teferruat olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Korunmak istenen bir statüko ve sürdürülmek istenen bir yönetim anlayışı var.
İktidar kendinden menkul milli ve yerli şifrelerine uymayan herkesi düşman ilan edip, cezalandırarak, dışlayarak sürekliliğini kurumsallaştırmak istiyor. Çok fütursuzca, kendini hiç bir kurala bağlı hissetmeksizin, açıkça karşıtlarını ezmek, sindirmek ve seslerini kesmek için bütün resmî güçler seferber edilerek yapılıyor bütün bu operasyonlar…

Bu statükoda korunan, kayıtsız şartsız kollanan, yalnızca kendi kazancını düşünen, insanın sefaleti, doğanın talanını umursamayan sermaye düzeni olduğuna artık kimsenin şüphesinin kalmamış olmalı. Bu uğurda Türk/İslam değerleri ile Cumhuriyet/demokrasi değerlerinin karşı karşıya getirilmek istendiği, bu düzenin insani olmaktan çoktan çıktığı, toplumsal olanda yana hiç bir kritere bağlı hissedilmediği çok açık.

Toplumun en ilkel, en tutucu, en yasakçı ve en despot yanlarına hitap eden, idari, adli tüm kurumları kendi işine geldiği gibi kullanarak varlığını sürdürmek isteyen bu yönetim anlayışını hiç birimiz hak etmiyoruz.

Bu ülkenin yurttaşları olarak birbirimizle çatışmayı, kaotik bir ortama sürüklenmeyi, düşman hukukuna tabi kılınmayı bizler değil, siyasi irade istiyor. Elinde başka bir yönetim seçeneği kalmadığını düşünen iktidar odakları uyumlu olmadıklarını düşündükleri bütün çevreleri, yerel yönetimleri, siyasi partileri, emek ve meslek kuruluşlarını, kadın örgütlerini, akademi dünyasını, uzmanlık alanlarını ya vesayet altına alıyor, ya kapatmak istiyor, ya güvencesiz bırakıyor ya da yetkilerini kötüye kullanarak elini kolunu bağlamak istiyor…

Milletvekilinden, hak savunucularına, sıradan yurttaşlara kadar çocuk, genç, öğrenci, kadın, hakkını arayan emekçi, memur, serbest çalışan, dindar, Türk, Kürt toplumun hiç bir kesiminin sosyal, siyasal, ekonomik bakımından hukuk ve sağlıklı yaşam güvencesinin kalmadığı günümüz koşullarında; elinde sopadan başka kendini ifade edecek kıymeti harbiyesi kalmayan bir yönetim anlayışına karşı durmak, farklılıklarımızı bahane etmeden bir araya gelmek ve birlikte birlikte tutum almak hepimizin önceliği olmalıdır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here