19 Ocak 2012 Perşembe

Sen gideli kaç uzun yıl oldu Ahbarik… Güvercin ürkekliğini, soğuk kaldırım kenarına bıraktığında ne çok insan ağladı güzel yurdumda…

Kimi hemşehrim, kimi yoldaşım, kimi kardeşim dedi ardından.

Kendine “insanım” diyen herkesin vicdanı sızladı…

Sarı Gelin türküsü binlerin ağzında, sen dostlarının omuzunda türkülendin…

Eşin, çocukların beyaz güvercinler salarken gökyüzüne, sen kardeşlik oldun, barış oldun akıp giden hayatlarımızın içinde…

Sahi Ahbarik, eşit ve özgür yaşayabildi mi insanlık sen gidince? Uğruna ölmeyi göze aldığın düşlerin, gerçek oldu mu bu beş uzun yılda?

Kim çaldı kapıları, kimler için aralandı? Hafızalar çabuk silindi, vaatler karşısında…

Unutmak, unutulmak içimize sinsin istediler ama beceremediler. Sen öyle yüzü koyun yatarken yerde, ayakkabının altındaki yırtık, yoksulluğumuz oldu. Sen söyle Ahbarik…

Bir halk nasıl unutur yoksulluğunu?

Biz seni hiç unutmadık Ahbarik, yoksulluğumuzu da… Seni vuranları da unutmadık, zira onlar, kendilerini bize hep hatırlattı. Ağır bir balyoz gibi üzerimize ilerleyen “demokrasi”leri altında ezildik, dışlandık,

Dört duvar arasına konduk. Ama tanıdık önceden, sahte yüzlerini, maskeli balolarına katılmadan da… Gördüklerimiz tesadüf değildi, akıl ve mantık onlarındı ve onlar bir bebekten katil yaratan karanlığın devamıydı.

Seni katledenlerin anaları, büyütürken çocuklarını “katil olasın yavrum” demediler. Katil yaratmak zalimin işiydi, ustalık isterdi ve zalimin usta zorbalığı her daim ensemizdeydi…

“suyumuzu satmayız” derken eşkiya, “sağlık, eğitim haktır” dediğimizde terörist olduk. Onlara göre bütün kötülüklerin başıydık ama gül döktükleri yoldan asla beraber yürümedik…

Çünkü biz, akan nehirler boyu gittik, varacağımızı bildiğimiz için denizlere…

Ahbarik, bunlar ezilen bir halkın kafiyeli sözleri değil, yaşadıklarımızdır bizi söyleten…
Sen yıldızlar içinde kal, yıldızlar ısıtır üşüyen yoksul halkı…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here