Acıyı oralarda çok eskiden tanıdım

Varıp da neyleyim sılayı gayri;

Hem çoktan unutulmuştur adım.

                                              (Metin Altıok)

Bizim oralar verimli topraklardır. Ne insan öyküleri vardır, bir bilseniz. Yeni başladım yazmaya, bekleyin, daha neler yazacağım.  Öykü çok ya,  bu kez bir acının tarihini, tepeden tırnağa bir direncin tarihini; sevginin ve iyiliğin… tarihini anlatacağım. Besime Hala’mı yazacağım / anlatacağım size.

Besime Hala’m, annemin teyzesinin kızıydı. Ama biz ona nedense ‘hala’  dedik hep, börtü böceğe yoldaş oluncaya kadar da hep halamız oldu bizim. Halen sonsuzlukta uyuyan dünya güzeli halamızdır.

Resmî kayıtlara göre 1926 doğumludur Besime Hala. Ancak sevgili kızı Selma annesinin nüfusa biraz büyük yazıldığı düşüncesindedir. Anadolu’ da, yazgı pek değişmez ya,  hemen her köyde olduğu gibi çocuk yaşta evlendirilir Besime Hala’m da. Evi, tarlayı, malı davarı,  bağı bostanı… çekip çevirir Besime Hala’m;  ama bir kusuru vardır,  kocasına ve kocasının ailesine göre: Çocuğu olmamaktır Besime Hala’mın.

Besime Hala’mın ilk kocası için, çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı; ama çok eziyet etti Besime’ye, derdi;  Besime Hala’mı anlatırken annem. Halamın ilk kocası, sonra kendi amcasının kızını kuma getirir Besime Hala’ma. Yıllar, köyden kente yoğun göçün yaşandığı yıllardır. İki kuma ve bir kocadan oluşan aile Elazığ’ın bir köyünden İstanbul’a taşınır, Tarlabaşı’na yerleşir.

Sonrasını annemden anlatayım: Oğlum, Besime’nin kocası Besime’ye çok eziyet etmiş, eziyet azmış gibi bir de her gece yeni karısıyla kol kola gezmelere gidince Besime de dayanamamış, boşanmış kocasından ve evden ayrılmış.

Kadın onuruyla verilen bu karar sonrasında başlar asıl öykü.

‘’Bir gün gelir bu kör acı kendisine bilenir  /  Zamana katmer katmer, bir gül anlam eklenir// Geçip gider düş gibi, bu kavkılı zor yıllar / Dar kundakta ak bebeler sevdalara dillenir // Sık dişini, yılma sakın, vazgeçme bu umuttan / Elbet bir gün insanlar hasretle kenetlenir // Gör işte o zaman, devranını küskün dünyanın / Bilinmedik cemrelerle bak nasıl çiçeklenir… ‘’   diyor ya Metin Altıok, ‘zor zamanda gazel’de, zor zamanda Besime Hala’mın yüreği cemreyle çiçeklenir.

Evden ayrılınca, ilkin görümcesi destek olur Besime Hala’ma, bir süre evinde konuk eder.  Ev işçiliği, bakıcılık… gibi işler bulur. Besime Hala’m, biraz para kazanınca bir apartmanın giriş katında küçük bir ev bulur.  Evi bulunca Besime Hala’m için nerdeyse tüm Tarlabaşı seferber olur, herkes her bir yerden bir şey getirir ve kısa sürede ev düzene girer.

Çok güzeldir Tarlabaşı o zamanlar, Türk’ü, Rum’u, Ermeni’si, Yahudi’si, Süryani’si… her renkten insanın yaşadığı; dayanışmanın, insan sıcaklığının olduğu; akşamları parka, dansa gidildiği, İstiklal Caddesi’nde gezmeye çıkıldığı… güzel ve güvenli bir semttir.

Ermenilerle olan dostluğundan ötürü Ermeniceyi epeyce de öğrenmiş Besime Hala’m o yıllarda. Sen de bizdensin kız, deyip takılıyormuş halama Ağavni Abla.  Güzel yemek ve meze yapmayı Ermenilerden öğrendim,  diyormuş Besime Hala’m her zaman. Ben anlatanın yalancısıyım.

Ben anlatanın yalancısıyım bir kez daha, gel sana, Ermenilerden öğrendiğim bir türküyü söyleyeyim, demiş bir gün, sonra başlamış:

‘’Salçalı avluda öter yarasa

Benim sevdiğimin adı Marisa

Yetiş imdadıma Hazreti İsa

Küçük yaşta bir yâr sevdim Ermeni

Ermeni’ni kaşı gözü sürmeli’’

Tüm Tarlabaşı seferber olmuştur ya, Ermeni komşuları, Besime Hala’ma Büyükada’da yatılı bakıcılık işi bulmuşlar. Rum,  yaşlı bir teyzeye bakacaktır Besime Hala.

Murathan Mungan:’ bekliyor yaprağını dökmemiş kelimelerim  /  elinden tutmak için zamanla birbirine benzeyen yalnızlıkları‘ der ya, yazgı bu ya, şiir bu ya,  İstanbul’a gidip gelirken, iskelede vapur beklediğinde Ali Amca’yla tanışmış(ır)lar. Ali Amca Dersimlidir, işi nedeniyle zaman zaman Büyükada’ya gidip gelmektedir. Bilen bilir, Aleviler arasında tanımlanması mümkün olmayan bir yakınlık, güven, sevgi, dayanışma… köprüsü /  ilişkisi vardır.  Daha önce bir başka yazımda anmıştım. Acımasız bir nefret cinayetine kurban giden Gazeteci / Yazar Baki Koşar,  azınlık olmanın dini, etnisitesi yoktur, diyordu özetle,  sözcük sözcük aynı olmasa da bir yazısında. Azınlık olma bir ruh halidir, diye devam ediyordu. İşte o ruh hali koca kentte, orta yaşlarda olan iki yalnız insanı buluşturmuş. Sevgi yeşermiş;  ‘’Zamana katmer katmer, bir gül anlam eklen’’miş.

1960 – 27 Mayıs Darbesi sonrasıdır, her darbede olduğu gibi yollar tutulur, toplu taşım araçları sıkıca denetlenir, her nasılsa Ali Amca bugünlerde belinde tabancayla yakalanır. Ver elini cezaevi. Ali Amca, cezaevinden, yine her nasılsa,  kaçar ve ‘Çalar asker kaçakları / kapıları geceleyin’ türküsünde olduğu gibi, bir gece, Besime Hala’mın kapısını çalar, kaçak saklamak onurdur ya o günlerde, Besime Hala’m Ali Amca’yı evinde saklar.

Sonrası malum, bu aşk evlilikle noktalanır. Murathan Mungan’ın dediği olur işte:’ Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda / Yorgun kirli ve umutsuz geçmişim / Oysa bilmediğin bir şey vardı sevdiğim / Ben sende büyün aşklarımı temize çektim’

Ali Amca varlıklıdır, büyük bir eve taşınırlar. Komşuları Besime Hala’mın hayatının düzene girmesine çok sevinir. Ali Amca’nın küçük kardeşi devrimcidir. 12 Mart’tan sonra bir süre, kaçak kalır, komşuları onu evlerinde konuk ederler. Kitaplarını da bodrumdaki kömürlükte saklar, rüzgâr dinince kitaplarını geri verirler.

Sonra bir mucize olur,  Besime Hala’m hamile olduğunu öğrenir ve dünya tatlısı Selma’yı dünyaya getirir.

Önce Yahudiler terk etmeye başlar Tarlabaşı’nı, sonra peş peşe diğerleri… Tarlabaşı çoraklaşır, yoksullaşır.

Tarlabaşı yaşanacak yer olmaktan çıkınca,  bir de Ali Amca’nın işleri gereği,  o zaman yeni kurulmakta olan Güngören’e yerleşirler. Ama akılları Tarlabaşı’ndaki komşularında, onların dostluğunda, onların sıcaklığında… kalmıştır.

Burada ben araya gireyim. 1980’in başında kısa süreliğine İstanbul’a üniversite hazırlık kursuna gitmiştim. Halamı ziyarete gittim. Hiç unutmam bana çok güzel bir sofra hazırladı ve bir bira açtı. İç iç sen gençsin, şimdi içmeyip de ne zaman içeceksin, dedi, bir bira da kendisi için açtı, biralarımızı karşılıklı yudumladık.

Her taraf kırkbeşlik plak ve uzunçalarla doluydu. Bir uzunçaları aldı pikaba yerleştirdi. Yüksel Özkasap söylemeye başladı:

‘’ Onun burda taşı toprağı vardır vay

Alamanya gardaşımı geri ver vay

Düz ovası,  yeşil yaprağı vardır

Alamanya gardaşımı geri ver

Dön anam, dön babam, dön emmim

Dön dayım, dön gayrı Anadolu’ya

Anadolu fukaranın anası anası vay

Fabrikası, değirmeni, binası vay

Yeter artık bizden beter olası

Alamanya gardaşımı geri ver

Dön Ahmet, Dön Memed, Dön Hasan

Dön Ayşe, Dön gayrı Anadolu’ya ‘’

Almanya’da kim var hala, diye sormuştum çocuk saflığıyla.  Almanya’da var, Yunanistan’da var, Arjantin’de var, İsrail’de var,  Amerika’da var… oğlum, gittiler hepsi, gittiler hepsi,  demişti. O gün o çocuk aklımla anlamamıştım, kimin gittiğini ve halamın bu türküyü dinleyerek kimlere ‘dön’  dediğini.

Sonra yıllar,  yollar, kentler, darbeler, işsizlikler, karabasanlar, işler güçler, doğumlar, ölümler…  araya girdi, halamı 1980’den sonra bir daha hiç görmedim. Selma benden birkaç yaş küçüktü. Onu da en son 1980’de gördüm. Selma,  sonraki yıllarda tiyatrocu oldu, önemli pek çok oyunda sahneye çıktı, televizyon dizilerinde, filmlerde… – ta ki ölümler hastalıklar Selma’yı umarsız bırakıncaya kadar –  oynadı.  Halam 2006’da börtü böceğe, doğanın dinginliğine, sonsuzluğa… karıştı. Ali Amca, yatağa bağlı, uzun süren bir hastalık sonunda,  2019’una Aralık’ında,  Selma’nın deyimiyle, dönmek üzere kısa süreliğine aramızdan ayrıldı.

2015’in 10 Ekim’inde Ankara Garı önünde, bu ülkedeki savaşın bitmesini, barışın gelmesini, savaşa harcanan paranın eğitime ve sağlığa harcanmasını isteyen emekçilerin arasında iki canlı bomba kendini patlattı. Aralarında dostlarımın, arkadaşlarımın, yoldaşlarımın… da olduğu yüz yedi kişi hayatını kaybetti. Alanya ÇHD Şubesi Alanya Adliyesi önünde 14 Ekim 2015 günü, sabah saat 10.00 sıralarında katliamı kınamak üzere, basın açıklaması yapmak istemiş; ancak polis izin vermemişti.  O zamanlar ben de ÇHD Antalya Şube Başkanı idim. 15 Ekim 2015’te,  Antalya’dan kalabalık bir grup avukat, arkadaşlarımıza destek için Alanya’ya gittik. Adliye’nin önünde toplanıp basın açıklamasına başlayınca, önce çevik kuvvet arkamıza geçti,  kalkanlarıyla bizi sıkıştırdı, sonra diğer polislerle birlikte,  gaz bombalarıyla acımasızca saldırdılar. Yakın mesafeden üzerimize portakal renginde bir sıvı sıktılar. Polis gaz tabancasının namlusunu gözlüğümle gözümün arasına sokarak doğrudan gözüme o sıvıdan sıktı. Ben de dahil olmak üzere yaklaşık on avukat hastanelik olduk. En ağırlarından biri bendim, diğer avukat arkadaşlar, daha erken taburcu olmalarına karşın, ben akşam saat 20.00 civarında taburcu oldum.

Haberin sosyal medyaya düşmesiyle birlikte Türkiye’nin gündemine oturduk. Hastanelik olduğumda kapadığım telefonumu, hastaneden taburcu olunca açtım. Telefonda pek çok geçmiş olsun mesajı vardı, bunlardan biri de otuz beş yıldır görmediğim, birbirimizin izini kaybettiğimiz Selma’dandı,  geçmiş olsun dileklerini iletiyordu. Bir de telefon numarası bırakmıştı. Şaşırdım, nasıl mutlu oldum, anlatmam. Hemen çevirdim numarayı. En son lise birinci sınıftayken gördüğüm Selma’nın sesiydi bu ses. Ya, siz böyle katliamı kınarsanız başınıza bunlar gelir, uslu uslu otursaydın ya, dedi. Onca acı içinde güldürdü beni.

Yazıyı Selma’yla bitirdim ama benim aklım hep Besime Hala’mda. Besime Hala’m için Metin Altıok’un ‘yokuş yolda gazel’i almasam halamı eksik anlatmış olurum.

’ Sen ömrünü gönlünce, hep yokuşta gittin

Gülünü dikenli bir sapta açmayı seçtin

Güzel şey oldurması insanın ham gücünü

Bak yarı yolu işlek bir yürekle geçtin

Açıldı gözün gönlün, kuşladın can evini

Kendine sevgiden duru bir esvap biçtin

…’’

                                                                                         Nisan – 2020

                                                                                     Coranavirüs Günleri

                                                                                             Antalya 

4 YORUMLAR

  1. BESİME HALA ÖYKÜSÜ VE YAŞAMDAN KESİTLER DURU VE GÜZEL BİR DİLLE ANLATILMIŞ EMEĞİNE ,YÜREĞİNE SAĞLIK MUTLU,SAĞLIKLI BAYRAMLAR DİLERİM…

  2. insan hikayelerinin en güzel yanı,empati yaparak okunmasıdır, besime halanın masaya koyduğu çayı yudumluyor duyğusuna kapılarak,okudum,teşekkürler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here