“Doğaya hayranlığımız şehirlerin yaşanmazlığından ileri gelmektedir. (Bertold Brecht)

       “Taş düştüğü yerde ağır” veya “Ateş düştüğü yeri yakar” derler ya acı da ancak acının düştüğü bedende hissediliyor. Başkasının bedenindeki acıyı siz hissedemezsiniz. O acıyı ancak yaşayan hisseder. İnsanın neresi acıyorsa canı oradaymış, başıma gelince anladım.

       Masa Dağı Antalya’nın kuzeydoğusunda yer alan güzel bir yeni yerleşim yeri. Halen hafta sonları ve gece geç saatlerden sonra, kentlerin yirmi dört saat gürültüsünden bıkan insanların rahat edeceği kadar sessiz. O günlerin ve gece yarılarının sessizliğini yalnızca köpeklerin havlamaları bozuyor. Ve insan kendisinin, doğaya yakın ve onun bir parçası olduğunu duyumsuyor.

      Sevap kazanmaya çalışan birkaç komşu ve hayvansever olma çığırtkanlığı tutturan birkaç kişi kedi ve köpeklerle ilgileniyor. Yaz sıcağında su ve yiyecek veriyorlar. Arka planınının farkında ol(a)madıklarını, sevap kazandıklarına inanmanın verdiği bir tuhaf duygu rahatlığını yaşadıklarını,  kontrolsuz bir şekilde sokaklarda ve diğer yaşam alanlarında –örneğin- köpek sayısının artmasının toplum sağlığı açısından nereye varacağının hesabını yap(a)madıkalrını sanıyorum.

       15 Temmuz günü tatil olunca evde kalmıştım. Akşam altıya doğru doğru eşimle fırına ekmek almaya gittik. Dönüşte Çağdaş Sitesiyle A 101’in arsındaki boşlukta, ana yolun kenarında bir kadınla bir erkek siyah arabalarını durdurmuşlar, köpeklere yiyecek veriyorlardı. Bunu daha önceki günlerde de yaptıklarını görmüştük. Beş-altı sayıda köpek geçen arabalara koşup saldırıyor, yirmi-otuz metre koştuktan sonra geri dönüyor, bir başka araba geçerken tekrar saldırıya geçiyorlardı. Biz de tam o sırada oradan geçiyorduk. İçlerinden siyah, zayıf olanı kovaladıkları araba uzaklaştıktan sonra bize doğru yaklaştı. Eşim korkup yiyecek veren kadının arkasına kaçtı. Daha önceleri bize hiç saldırmayan köpeğin ısırmayacağını düşünerek aynı yavaş adımlarla yürümeye devam ettim. Birden sol baldırımdaki acıyla ısırdığını fark ettim. Yiyecek veren adam yerden bir alıp taş atıncaya dek hayvan uzaklaşmıştı bile. Pantolonumu sıyırıp bakınca ikisi uzun çizik olmak üzere beş-altı yerden dişlediğini gördüm. Saat altıyı yirmi geçiyordu.

       Eve gelir gelmez yarayı bol su ve sabunla iyice yıkadım. Özay geldikten sonra da Kepez Devlet Hastanesi’ne gittik. Acil serviste üç ayrı aşı yapıldı. “Bir hafta boyunca alkol içmeyeceksiniz ve güneşe çıkmayacaksınız” dediler. Güneşe çıkmamaya katlanmak, otuz yıldır her akşam bir şişe de olsa birasızlığa katlanmaktan daha zor gelecek gibi göründü bana.

        Şimdi evdeyim. Arasıra buzdan kompres uygulayarak baldırımdaki şişliği azaltmaya çalışıyorum. Ama acısı ve yürüyememek halim devam ediyor. Bu durum arpa mayasını unutturdu bile.

       Az önce de bir öğretmen arkadaşımın Kepez Belediyesi’nde çalışan oğlunu aradım. Durumu anlattım. Belediyeye gelip bu konuda dilekçe vereceğimi söyledim.  

       “Amca, burada belediyenin çevresinde de çok köpek var. İlgili birimler toplayıp barınaklara götürüyorlar ama birkaç gün içinde yenileri geliyor. Üstelik barınaklar da dolu” dedi. İyileşir iyileşmez, bundan sonrasını ve köpeklerin başkalarına da zarar vermeye devam edeceğini düşünerek dilekçemi vereceğim. Arkasını da izleyeceğim.

       Ama bu konuyla ilgili olarak yaşadıklarımdan şunu öğrendim:

       1-Ana yolun içinde denebilecek kadar hemen kıyısında köpekleri beslemeye çalışanlar aslında bu işi yanlış yerde yapıyorlar. Bu besleme işini ya barınaklarda yapmalılar, ya da ana yollardan biraz içerilerde. İnanıyorlarsa asıl büyük sevabı o zaman kazanırlar. Bana göre ana yolda beslenen hayvanlar, gelip geçen arabaları ve yayaları kendi alanlarına girilmiş olarak algılıyorlar, saldırıya geçiyorlar. Bunun sonucunda zarar gören veya hayvanların çevresindeki varlığını tehdit olarak algılayan bazı insanlar öfkelenip köpeklere zarar veriyorlar. Gazetelerde, televizyonlarda bunun örnekleriyle çok karşılaşıyoruz.

       2-Hayvanı, canlıyı, doğayı sevmek doğru ve güzel bir şey. Bu dünya bizim olduğu kadar onların da evi. Ancak bu iş, hayvan sevdiğini söyleyenlere bırakılmayacak kadar önemli ve  Çünkü, -örneğin- köpeklerin bakımı ve korunması bireylerin iyi niyetli duygularıyla ve çabalarıyla çözümlenecek bir sorun değil. Kaldı ki bazı hayvanseverler onlara yalnızca yiyecek ve içecek vermenin yeterli olduğunu sanıyorlar. Üstelik bu insanların pek çoğunda sevap için hareket etme duygusu var. Hayvan üzerinden sevap kazanma  düşüncesi, bana göre mistik bir duygu ve bu duygudan kaynaklanan bir bencillik. Sorun, belediye ve benzeri kurumların, bireylerin de desteğini alarak ancak çözümlenebilir. Çünkü çarpık kentleşmenin de bir sonucu olarak yaşam alanları daralan hayvanlar başıboş bir şekilde sokaklarda ve apartmanlarda beslenmeye başlayınca sorun giderek hayvan sevgisi veya hayvan karşıtlığı olmaktan çıkıyor, toplum sağlığı haline gelmeye evriliyor.

3 YORUMLAR

  1. Sizce ne yapalım hayvanları öldürelimmi ?Sevmeyi denedinizmi ya da şöyle sorayım elinizde ekmek varmış fırından çıkmışsınız kendi açlığınızı gidermek için ekmek almışsınız (onlar alamıyorlar verirseniz yitiyorlar)belki o da çok açtı sizden ekmek yardım istedi derdini böyle anlattı ne dersiniz hep kendiniz yemeyin birazda o canlara verin bişey kaybetmezsiniz

  2. Nihal Hanım! Hayvanlar aç değildi. Bir çift onları besliyordu. Biz de zaman zaman fırından dönerken ekmek veriyorduk. Yazdıklarımda hayvanları öldürmeyi ima eden bir cümle bile yok. Öyle bir cümle var ise o cümleyi yazın, ben o yazını tamamını oradan kaldırayım. Hayvanların böyle yolun ortasında besleme anlayışının o hayvanları da tehlikeye attığını bilmek gerekir. Yazdıklarımı ve bu sorunu doğru anlamamışsınız.

  3. Siz bastan “çığırtkanlık” kelimesini kullanarak saldırıya geçmişsiniz bile.Hayvanlara ve hayvanseverlere bakış açınızı belli etmişsiniz.Bundan sonra yazacaklarimi haketmissiniz yani .Siz de hayvansevmeyen cigirtkanligi yapiyorsunuz.Sizin gibiler yüzünden katliamlar zehirlenmeler yapılıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here