“Hayallerimizi yıkmamak için gerçeklerle yüzleşmekten kaçınırsak, gerçekler hayallerimize diz çöktürür.” Nuray Mert

21 Şubat “Ana dil” günüydü. Herkesin anadilinde konuşma, eğitim, yani kendi diliyle yaşamını sürdürme hakkı vardır. Durumun böyle olması gerekirken, dünya dillerinin çoğunun kaybolduğu ve hâlâ kaybolmakta olduğu konusu ortadadır. Oysa dillerin çok olması bir zenginliktir, renktir. Bırakın dili her kentin, köyün şivesi bile renktir. Bunlara karşı olmak ise cehaletten başka ne olabilir? Anadolu’da 55 dilin yaşadığını ve bugün çoğunun unutulduğunu öğrendiğimde hem şaşırmış, hem de üzülmüştüm.

Bu konu hakkında “Dil günü” nedeniyle, sosyal medyada, gazetelerde, dergilerde vb. yerlerde bir çok yazı yazıldı. Ben, dil günü bahanesiyle, bu konuya başka açıdan bakmak istiyorum. Anamızın kucağına doğarız ve ilk sözcükleri ondan öğreniriz. Bundan olmalı “Ana dil” denmesinin nedeni. Ama bir düşünelim bakalım dilimiz “Ana dil” mi, yoksa baba dil mi?

Anamız, bize cümlenin başlangıcı küfür, noktası başka küfürle biten bir dil öğretir mi? Özellikle de her küfrün içinde kadın varsa. Kendisine küfür etsin diye o dili gönüllü öğretir mi? Ben anamdan hiç küfür cümlesi öğrenmedim, en azından kadını aşağılayan bir küfür. Yalnızca küfür mü? Ata sözleri, deyimler, hatta maniler, türküler vb. Hepsinin içinde kadını yerle bir eden dil vardır. Arada göstermelik olarak, kadını yücelten bir iki deyim vs. olsa da genelde bu böyledir. Bunu hepimiz biliriz.

Anam, “Anasını…” diye başlayan küfür duyunca küplere binerdi. Sonra bize döner, “Kocanız böyle bir küfre başlarsa, ayakkabınızın tekini bulamazsanız tek ayakkabıyla o evi terk edin” derdi. Düşünün artık küfür cümlelerine ne kadar tepkili olduğunu…

Şimdi bana kalkıp da “Ana dil” derseniz inanmam, bu bal gibi baba dildir. Erkek oğlu erkek bir dildir ki kadını dışlamıştır. Bir dilin içinde bunca küfür, kadını aşağılayan sözler varsa, ivedilikle o dilin temizlenme çalışmaları başlamalıdır. O anlamda yeni kitaplar yazılmalı, eskilerden de böylesi sözcükler ayıklanmalı. Konuşma dilinin de hemen düzeltilmesi gerekir ki, nüfusun yarısı olan kadınların onuruna dokunan sözcüklerden kurtulsun. Çarşıda, pazarda, her yerde yanımızdan geçerken, kadın olduğumuza aldırmadan, ver yansın yüksek sesle küfür ediyorlar, üstelik erkek erkeğe edilen küfrün içinde erkek değil kadın aşağılanıyor, orada olmadığı, olaydan habersiz olduğu halde.

Dün Paris’te yaşayan arkadaşımın eline, Fransızca – Türkçe bir sözlük geçmiş. Sözlükten “Ensest” sözcüğünün anlamını ararken, karşılık olarak, “Kızılbaşlık” sözcüğünü bulmuş. Fotoğrafını çekerek bana yolladı. Ben de Alevi Kültür Derneği Başkanına yolladım. Avukat arkadaşlara yollandı. Yayınevinin haberi oldu. Etekleri tutuştu tabi. Bundan nasıl kurtulacaklarının hesabını yapmaya başladılar. “Bu sözlük eski baskı, yenisinde böyle bir şey yok” gibi savunmalar yapıyorlar.

Bence bu konu böylece geçiştirilemez. Alevi halkını aşağılayan, hakaret eden bu yayın hakkında dava açılması gerekir. Eski de olsa yeni de olsa hiç bir zaman ensest sözcüğü bir halka mal edilemez, genelleme yapılamaz. Bu ağır bir suç olmalı.

Bunun gibi nice kitapların ortadan kaldırılması gerekir. Eğer tertemiz bir dil istiyorsak, bu dile de “Ana dil” demek istiyorsak, gerçekten “Ana” bir dil olmalı. Şimdilik bas bayağı “Baba dil” olarak ortada duruyor. R. W. Emerson’a kulak verelim. “Dil, yapılması için herkesin bir taş koyduğu şehirdir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here