Hatırlanacaktır, HSK Başkan vekili 2018 adli yıl açılışı öncesi “kıyamet gününü düşünerek karar verin” çağrısında bulunmuştu. Savcı ve Yargıçlar bakımından “mesleki kıyamet pratikleri” o kadar çok kamuoyuna yansıdı ki, otoriteyi düşünmeden, hak hukuk adalet üzerine, bağımsız tarafsız adım atılmasının mümkün olmadığı inancı çoktan pekişmiş durumda.

Millet iradesinin tecelli ettiği söylenen çatının altında da diyalog, tartışma, öneri ve ortak akıl oluşturma gibi farklılıkları yansıtacak bir ortam olmadığı hepimizin malumu. Otorite ister, ona amade çoğunluk parmak kaldırır. Aksilik mi oldu ? yapılan geçerli oylama bile, bir bahane ile iptal edilir, gereği yerine getirilir. Farklı bir bakış açısı mı var, varlığı yok sayılır, Milletin Meclisi de bu haldedir.

Kanun yolları, itiraz hakları ise kağıt üzerinde kalmıştır. Bilindiği gibi mahkeme kararlarının, uluslararası sözleşmelerin kaale alınmadığı bugünlere gelişin açıklaması “Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti” olmuştu. Bu laf 16 nisan 2017 referandumu gecesinde sarf edilmişti. Yine aynı konuşmada, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yargı, yasama ve yürütme erkleri arasındaki ilişkiler birbirlerinden tamamen ayrıldığı ama artık bu erklerin hepsinin aynı ortak hedefe hizmet edeceklerini rabia işareti ile gösterilmişti.

Bu kapital düzeni, artık nasıl ifade edilirse edilsin hukuku ve maddi gerçekliklerimizi taşıyamaz hale geldi. “Haklar ve Hukuk” devrede olunca çarklarını döndüremiyor. Kendini yeniden üretemiyor. Çünkü sistem toplumsal ihtiyaçlar üzerinden değil, siyasal İslam’ın ve sermaye çevrelerinin ihtiyaçlarına göre, onlara sağlanacak kolaylıklar üzerine kurulu. Dinsel ritüeller eşliğinde “patronlar” daha çok kazanmalı, statüleri daha korunaklı olmalı ki toplum da onlardan nasiplensin isteniyor.

Emperyalizmin gölgesinden yararlanarak bir o dalgadan bir bu dalgaya sörf yapma sevdalısı olan bu egemen anlayış, dalgalar arasında şamar oğlanı muamelesi görmesinin, ağır bedeller ödemesinin kötü sonuçlarını her seferinde peşinden sürüklemek istediği topluma ödetmekten de kaçınmıyor.

Son birkaç günün yaşananları bile bu durumu doğruluyor. Merkez Bankası rezervleri hakkında yapılan açıklamalar da gösterdi ki, güya istikrar için piyasada iç edilen dövizlerle zengin daha zengin, yoksul daha da yoksullaştı. Ama bir türlü istikrara kavuşamadık.

Belediyelerinin insan kaçakçılığı yapar hale gelmesi, menfaat temini adına kamu otoritesinin nasıl kötüye kullanıldığı; Ticaret bakanının, eşinin şirketinden bakanlığına dezenfektan alırken ne ticaret adabı ne de mevzuat yasağını umursamadığı, rekor düzeyde dolandırıcılık yapan kripto şirket sahibinin 400.000 insandan milyarları çarpıp kaçarken hangi mevzuata göre, hangi denetim ve kayıt altında bu faaliyete izin verildiğini dahi açıklayamayan, siyasette, ekonomide, sosyal hayatta kendi anlayışı dışındakilere düşman hukuku uygulayan ve bu nedenle uluslararası ilişkilerde de itibarsızlığın simgesi haline gelmiş bir siyasi iradenin toplumu temsil ve yönetme özelliği kalmamış demektir.

Tarihten gelen ve bugün içinde bulunduğumuz bütün sorunlarımızı bu topraklarda yaşayanlar, hep birlikte çözmek durumunda olduğu çok açık. Emperyalist ülkelerin Anadolu topraklarında yaşananlar üzerinden hangi sorunu hangi ifadelerle ele almasına göre değil, kendi içimizde tartışabilecek, farklı bakış açılarıyla, hiç kimsenin lince maruz bırakmayacak kadar demokratik bir ortamı sağlamak zorundayız. Ve kuşku duyulmamalıdır ki bu toplum, yaşanmış ve yaşanmakta olan bütün olumsuzlukların sorumlularını ayırt edebilecek kadar akıl fikir izan sahibidir.

Ülkemizin en temel gündem maddesi, toplumun muhalif kesimlerini temsil eden bütün çevrelerin kendi aralarında ayrışmaya mahal vermeden, saraya, saltana, tek adam rejimine karşı çoğulcu, eşitlikçi, barıştan yana, demokratik temsiliyete dayalı bir parlamentonun işlevselleştirilmesi için bir araya gelmeleri konusunda akıl, fikir, izan yoksunluğuna uğramamalarıdır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here