“Bu dünyada öylesine aç yaşayan insanlar var ki, Tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünür.” (Gandhi)

Bundan yedi sekiz yıl önce işsizliğin ne demek olduğunu tam olarak bilmiyordum. Bir insan sabah akşam iş arıyor ve bulamıyorsa o insana ‘işssiz’ denir diye düşünüyordum. Örneğin Antalya’da Çallı’ya iş aramaya geliyor, o gün onu bir inşaatçı, bir toprak sahibi arabasına alıp çalıştırmak için götürüyorsa ‘o insan işsiz değildir’ diyordum kendimce. O gün o gençle konuşunca düşüncemi sorguladım ve öyle olmadığını anladım.

Emekli olduğum 1997 yılından beri Yaklaşım Yayınları’nın temsilcisi olarak çalışıyorum. İşimin gereği olarak bir mali müşavirin ofisine gittim. Ofisin çalışanlarından  genç biriyle işsizlik üzerine konuşmaya başladık. Genç, ‘bu ülkede işsizliğin olmadığını, örneğin üniversiteyi bitirenlerin iş beğenmediğini’ söylüyordu. ‘İnsanlar eğitim almak ve meslek edinmek için üniversiteyi okuyor; elbette her işi yapmamalılar. Hangi alanda eğitim gördüyse o konuda iş istemek de bireyin en doğal hakkıdır’ dediysem de işe yaramadı. Oysa kendisi de muhasebeci olabilmek için iki yıllık açık öğretimde okuyordu.

O gün ‘işsiz olmama’nın günlük bir işte çalışmaktan ibaret olmadığını anladım. Çallı’ya erken saatlerde iş bulmaya gelen birinin çalıştığı işle ilgili bir sürekliliği olmalı; bugün iş sahibi, yarın işsiz olmamalı.  Her gün iş aramak zorunda kalmamalı. Çalışabilmesi, iş sahibi olması işverenin iki dudağı arasında olmamalı. Patron onu canı istemediğinde işten çıkaramamalı. Yani bir iş güvencesi, sendikası olmalı. Belli saatlerde ve iş yasalarına uygun olarak çalışmalı. Kendisi için ödenen primler sayesinde emekli olabilmeli. Hastalandığında kendisi ve aile bireyleri ücretsiz tedavi edilebilmeli.

Ama artık işsizliğin, açlığın olmadığına ilişkin sözleri o kadar çok duyuyoruz, öyle kanıksadık ki  genç muhasebecinin sözünü  yadırgamıyorum bile: Eski Antalya ve yeni Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu öyle bir şey söyledi ki evlere şenlik: ‘Mesele işsizlik değil, mesleksizlikmiş; mesele iş beğenmemezlikmiş!’

Valinin bu sözü aynı zamanda başka bir şeyin kabul edilmesidir: Demek ki patır patır açılan üniversiteler gençleri meslek sahibi yapamamış. (1)

İşe bakın yahu! Konuya açlıkla başladık, nerelere geldik. Asıl niyetim TBMM’deki açlık tartışmasını irdelemekti.

CHP milletvekili Engin Altan kürsüden ‘Millet aç, milletin midesine kuru ekmek giriyor’ deyince AKP’nin Denizli milletvekili Şahin Tin oturduğu koltuktan ‘O zaman aç değiller!’ diyor. Adam tokluğu ‘Kuru ekmek yiyebilmek’ olarak anlıyor desem çok eksik olur. Halkın sorunlarını bilmiyor, bilmek istemiyor. Dalga geçiyor, ciddiye almıyor. Tok açın halinden anlamaz; doğa yasasıdır aç kuş tok kuş ile birlikte uçamaz. Ve açlık öyle alçak bir kapıdır ki, geçilmek zorunlu oldu mu, insan ne kadar büyükse o kadar çok eğilir.

Oysa ne açlık ekmek bulamamaktır, ne de tokluk kuru ekmek yiyebilmektir.  Açlık öyle bir derin kuyudur ki anlamayanlar o kuyunun içinde yiter gider. Öyle bir sorundur ki anlakı yer, yok eder.

Aç olmak beslenememektir. Aç olmamak ise bedenin kendi biyolojik varlığını sürdürebilmek için gerekli olan vitamini, minerali, proteini alabilmektir. Az da olsa et, süt, yumurta yiyebilmektir. Sonuç olarak da bunları alabilecek ekonomik olanağa sahip olmaktır. Ki bu da işsiz olmamaktan geçer. Yoksa yaptığınız iş, aç insanlara ancak tok karna içilebilecek ilaç göndermeye benzer. (2) Bu da insanlığın ve ülkenizdeki halkın sorunlarından haberdar olmadığınızı gösterir.

1-30.05 2017 ile 07.08.2020 tarihleri arasında 22.571 kişinin işe alınması için açılan 33 adet sınava  621.590 kişi başvurmuş.

2-Yıllar önce Bukovski’den şöyle bir anekdot okumuştum: “Afrika’daki hastalara ilaç götürmüştük. Oysa ilaç kutularının kapağında ‘Tok karna içilecek’ diye yazıyordu” diyordu.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here