Prof.Dr. Gülser Öztunalı Kayır ile kadın hareketi ve Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri kurultayı üzerine söyleştik

Hocam merhaba, kısaca sizi tanıyabilirmiyiz? Gülser Öztunalı Kayır Akdeniz Üniversitesi’nde 25 yıl görev yaptım, 12 yıl Profesör olarak çalıştım, mobinge ve baskıya maruz kaldığım için üniversiteden isteğimle son aylarda emekli oldum. Akademisyen kimliğiniz yanısıra kadın hareketi içinde de yer alıyorsunuz?

1980’lerden bu yana hem aktivist hem de akademisyen olarak kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele konusunda çalışıyorum. Teoriyle pratiği birleştirmek gerektiği gibi bir düşüncem var her zaman. Mor Çatı kurucularından biriyim ve bununla onur duyuyorum. Antalya’ya 1997 yılında İstanbul’dan geldim ve 2000 yılında Antalya Kadın Danışma Merkezi’nin – daha sonra dayanışmayı da ekleyerek dernekleştik. Derneğin kurulması için gönüllü olarak çalıştım ve sürdürüyorum.

20.Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nı başarıyla tamamladınız. Kurultayın örgütlenmesinde yoğun çaba harcadınız. Ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllü kadınları tarafından yıllardır üstlenilen koordinasyonla her yıl farklı bir ilde yapılan, Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri kurultayının bu yılki başlığı “20. Yılında Kurultay: Kazanımlarımıza Sahip Çıkmak ve Erkek Şiddeti ile Mücadelemizi Sürdürmek”idi. Sığınaksız bir dünya için mücadele ediyoruz.

Kurultayın 20.’ni Antalya’da 11-13 Kasım 2017 tarihleri arasında gerçekleştirdik. Feminist ilkelerle çalışan bu kurultay, 27 farklı kentten 280 kadın, kadın kuruluşu, kamu ve belediyelerden katılımcılarla yapıldı. 3 gün süreyle sunumlar, konuşmalar, tartışmalarla kadınlara açık sürdü ve ikinci gün 6 farklı atölye yapıldı. Atölye başlıkları:

a)Kurultay’ın 20. Yılında Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelemiz, Kazanımlarımız ve Sınırlılıklarımız

b)Kadın Örgütleri, ŞÖNİM ve Belediye Danışma Merkezleri: Farklı Deneyimler ve İletişim

c)İstanbul Sözleşmesi Işığında Güncel Yasa Değişiklikleri ve Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi:

d) İkincil Travma ve Kendini Koruma/Baş etme Yöntemleri

e) Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Veri Toplamanın Önemi ve Dijital İmkânlar

f) Sığınak/Danışma Merkezi Çalışmasına Yeni Başlayanlar İçin Başvuru Alma Yöntemleri

Atölyeler bir gün boyunca farklı salonlarda tartışılarak sorunların saptanması, çözüm önerileri ve taleplerin oluşturulması biçiminde  gerçekleştirilmiştir.

Kurultay, kadınların güçlendirilmesini hedef alan, ulusal ve uluslar arası yasalara ve hukuka dayalı olarak devlete kadın konusundaki görevlerini yerine getirmesi vurgusu yaparak, kadına yönelik şiddetle mücadelenin uluslararası standartlara kavuşturulmasını, kadınların güçlendirilmesini  sağlayacak poltikaları üretmek  üzere toplanmaktadır. Kadınların kendi aralarındaki sınıf, etnisite, inanç, cinsel yönelim gibi farklılıklarının üzerini örtmeye çalışmayan ve bunların konuşulabilmesine zemin yaratacak bir yaklaşım benimser, farkındalığın geliştirilebilmesi için atölye vb. çalışmalar yapar, milliyetçi ve militarist söylem ve eylemlerden uzak durur, mayıs ayında ara kurultayını ve kasım ayında da ana kurultayını yapar. Bizler için son derece önemli çünkü her yıl bir kez kadınları bir araya getiren bir çalışma bu. Ancak bu yıl talep o kadar yüksekti ki, kadın sığınakları ve dayanışma merkezleri ekseninden daha geniş ve genel kadınları buluşturan yeni bir organizasyona ihtiyaç olduğunu saptadım. Önümüzdeki yıllarda bu kurultayın yanı sıra yeni bir oluşum için çalışmak gerekecektir. Feminist kadınlar olarak kadına şiddet olgusuna farklı bakıyoruz.

Güç kullanmak ve denetlemek üzerine kurulu bir sistem olarak işleyen kadına şiddet olgusu tüm kadınları potansiyel olarak şiddete maruz hale getiriyor. Şiddet kaderimiz değil. Her tür ayrımcılık, baskı ve şiddet; Kadınların 3 temel toplumsal sistemin boyunduruğu altında olduklarını göstermektedir. Birincisi, cinsiyetçi toplum, yani erkek ve kadın cinsleri arasında ayrımcılık ve erkek kayırmacılığı yapan, ikincisi erkek egemenliğini sağlayan ataerkil yapı, erkeğe itaat edilmesini, boyun eğilmesini, onun kurallarıyla yaşanmasını getiren sistem, üçüncüsü ise, ancak kölelik düzenlerinde var olabilen, kapitalist sistemin kadının eviçi emeğinin sömürüsü biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Kısaca kadınlar olarak ataerkil, cinsiyetçi ve kapitalist sistem içinde yaşıyoruz, öldürülüyor, sömürülüyor, baskı ve şiddet görüyoruz, engelleniyoruz, giyimimiz, gülmemiz, cinselliğimiz, hamileliğimiz her şeyimiz denetim altında tutuluyor, sorgulanıyor, toplumdaki yerimiz sadece eviçinde kabul ediliyor. Bu durum da ülkemizin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde en geri kalmış, sondaki ülkeler içinde yer almasına neden olmaktadır. AKP hükümeti politikalarını kadınlar üzerinden yürütmeye devam ettikçe sıralamanın en sonunda yer alacağız gibi gözükmektedir.

Hocam ya Kadın Mücadelesi? Kadın mücadelesi üzerine söylenecek çok ama gerçekten çok şey var. Çünkü ülkemizdeki toplumsal, siyasal, ekonomik ve ideolojik sorunlar son derece yoğun ve derin olduğundan, bütün sorunların kadına yönelik şiddetle ilintili olmasından, tüm ülke sorunlarından bağımsız bir mücadele olamayacağından dolayı kadınlar tüm bu sorunlar içinde mücadeleyi sürdürmek zorunda. Ayrıca eviçi emeği en temel ve her sorunu içeren bir eksende; yemek yapılacak, temizlik, çocuk ve hasta bakım işleri, herkes ertesi güne hazırlanacak, günlük yaşamın sürdürülmesi için ihtiyaç olan her iş, organizyonu ve kotarılması kadına yüklenmiş durumdadır. Kadın yaşam demektir, dünyayı döndüren kadınlardır bence.

Benim 3 B diye adlandırdığım kadının beynine, bedenine, bağımsızlığına yönelik yoğun saldırı var. Kadın cinsiyetinin yok sayılması, cinselliğinin baskı altına alınması, artan oranda tecavüz ve tacizlerle şiddet uygulanması, eviçi emeğinin küçümsenmesi,giyimine, yaşam biçimine, sokağa ne zaman çıkacağına, ne kadar çocuk doğuracağına, erkeğe boyun eğmezse, boşanmak isterse başına neler gelebileceğine yönelik baskılar son yıllarda artarak sürmektedir. Son günler de ise İstanbul Sözleşmesi’ne imza atmış olan devletin yükümlülüklerini yerine getirmeyerek, çıkarmış olduğu 6284 sayılı yasanın hedef alınarak ortadan kaldırılması için çalışan bazı gazetelerde “6284 zulmü hayatlarını kararttı” başlıklı manşetinde, “Kanıtın değil beyanın esas alındığı, erkeğin evden uzaklaştırılması için şiddet veya darp olmaksızın şikayet edilen eş hakkında 6 aya kadar evden uzaklaştırma cezasının verildiği 6284 sayılı kanunun enkaz haline getirdiği yuvaların hazin hikayeleri yürek dağlıyor. Gazetemiz Akit’in ulaştığı şikayet tutanakları ve mahkeme kayıtları, 6284 şiddetine uğrayan ailelerin nasıl basit şekilde dağıldığını, aile kurumunun nasıl çökertildiğini ortaya koyuyor”gibi vahim ifadeler kadınların isyanını büyütmektedir. 6284 sayılı “AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN” için yeni bir mücadele bizleri bekliyor sanırım. Müftülüklerin nikah kıyması, boşanma raporu kazanılmış hakların geri alınmasıdır. Kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Devletin yükümlülüğü neler , Devlet görevlerini yerine getiriyor mu? Devlet kadınların can güvenliğini ve yaşam hakkını korumakla yükümlüdür. Bu görevini yerine getirmiyorsa toplumsal patolojik durumumuz daha da derinleşecek çocuklarımız ve gelecek karanlığa sürüklenecektir uyarısını yapmak zorundayım.

Bugün geldiğimiz nokta vahim bir şekilde kadının insan hakları ihlalleriyle doludur. Haklarımızın ve kazanımlarımızın saldırıya uğramadığı bir günü bile yaşayamaz oldu kadınlar. Hergün bir hak ihlaliyle uyanıyoruz güne. Türkiye genelinde hükümetin politikalarıyla kadını yok saymaya, görünmez kılmaya, eve kapatmaya, erkeğe boyun eğdirmeye çalışılıyor, ceza indirimleriyle erkekler korunuyor. AKP döneminde bakanlığın açıklaması kadın cinayetlerinin % 1.400 arttığı yönündedir. Buna örnek başka bir ülke yoktur dünyada.. Hükümet politikaları sonucu kadınlar, başta cinsel, fiziksel, ekonomik, siyasal, psikolojik olmak üzere, birçok şiddet biçimlerine maruz kalıyor ve kadın cinayetleri ile erkekler kadınların yaşam hakkını ellerinden alıyor. Literatürde kadına şiddetin 11 türü ile Femicide-Feminicide CİNSKIYIM kavramı kullanılıyor. Artık adını koymalıyız ülkemizde durumun adı Cinskıyımdır ve T.C.’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nü imzalayarak, kadına yönelik şiddetin bir insanlık suçu olduğu kabul edilmelidir.

Bianet çetelesine göre : 2015 yılında 284, 2016’da 261 ve 2017 eylül itibariyle 313 kadın ve kız çocuğu erkekler tarafından öldürülmüştür. Artık Antalya’da son yıllarda kadın cinayetlerinin hızla arttığını ve iller sıralamasında önlere geçtiğini üzülerek belirtmek zorundayız.

Kadın kavramı yerine aile kavramının geçirilme çabaları yoğunlaşmıştır. Bakanlığın adından kadın sözcüğü çıkarılıyor ise burada kadınların susmasını beklemek yararsız, çünkü kadınları susmayacak, sokaklara çıkacak, mücadelesini sürdürecektir. Artık bunun iyice bilinmesi gerekir.

Derneğimizin talebine yönelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan 9.11.2017 tarihinde aldığımız bilgiler şöyledir: “Bakanlığımıza bağlı 102 kadın konukevi, Yerel Yönetimlere bağlı 33 kadın konukevi, STK’lara bağlı 1 kadın konukevi, Kamu (İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü)’ya ait 1 kadın konukevi bulunmaktadır. Bakanlığımıza bağlı kadın konukevlerinde 2016 yılında 29.899 kadın ve 17.956 çocuk hizmet almıştır. 01 Ocak 2017 – 30 Eylül 2017 tarihleri arasında 24.899 kadın, 17.840 çocuk hizmet almıştır…Bakanlığımıza bağlı 68 ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi) bulunmaktadır. ŞÖNİM’lerimizden 2016 yılından 30 Eylül 2017 tarihine kadar 114.245 kişi hizmet almıştır” denilmektedir.

Antalya’da Muratpaşa belediyesi tarafından 3 Kadın Danışma Merkezi açılmıştır. Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği’nin yoğun işbirliği ile gerçekleşmiştir. Nüfusu 100 bini aşan belediyelerin hepsinin kadın sığınağı açması yasa gereğidir ancak bu gerçekleşmemiştir. Derneğimize de artan oranda kadın başvuruda bulunmaktadır. Gönüllü psikologların, Antalya Barosu Kadın Hakları kurulu avukat arkadaşlarımızın büyük ve özverili katkılarıyla hukuksal ve psikolojik destek verilmektedir. Gösterdikleri dayanışma için hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayları sürecek mi? Kadın Sığınakları Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı olarak 20 yıldır devam eden kurultay sürecek, sürdürülmesi için de kadınlar tüm güçleriyle mücadeleye devam edecektir. Kadına yönelik şiddet konusunda toplumsal ve siyasal aktörler kapsamında neler yapılması gerektiği bu kurultayın sonuç bildirgesinde yer alacak. Sonuç bildirgesi 25 Kasım 2017 tarihinde kamu oyuyla paylaşılacaktır. Ancak birkaç cümleyle belirtmek gerekirse: sığınak ve danışma merkezlerinin sayılarının arttırılması, belediyelerin bu görevlerini yerine getirmesi önem taşımaktadır. Çok dilde başvuru yapılabilecek kadına şiddetle ilgili bir telefon hattının açılması bir zorunluluktur ve İstanbul Sözleşmesi’nin de gereğidir (183’de kadına şiddet başvurularının çoğunu 112’ye aktarılmaktadır). bireysel silahlanma bir yılda %27 artmış, her 4 kişiden birinde silah bulunur hale gelmiştir(%85’i ruhsatsızdır, Umut Vakfı Raporu,2016), kadına yönelik şiddetin çoğunun silahlarla işlendiği açıktır, sınırlandırılması gerekir. Mahkemeler tarafından verilen tedbir kararları erkeği korumadan, etkin ve hukuka uygun bir şekilde uygulanmalı, şiddete uğrayan kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını karşılar hale gelmesi sağlanmalıdır gibi sadece birkaç noktayı vurgulamak istedim.

Roza Luxemburg “Aşk, otoritenin, hiyerarşinin ve kurumların ötesine aşktır. Aşk, özgürlük varsa yaşanır” derken

Emma Goldman “Kadının gelişimi, bağımsızlığı, özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit fakat zengin ve derin kılarak, kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, bu da hayatın tüm karmaşıklığını özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur” diyorsa eğer biz kadınlar bunları önemsersek özgürleşir, yaşamlarımızı anlamlı hale getirebiliriz.

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

YAŞASIN SIĞINAKSIZ BİR DÜNYA İÇİN MÜCADELEMİZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here