BES Antalya  Şube Başkanı Devrim Mol, Adli Yıl açılışı ile ilgili bir açıklama yaptı.

Devrim Mol, “Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle beraber kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılması başta olmak üzere, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sinin, HSK’nın 4 kurul üyesinin partili Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi, HSK Başkanlığının Adalet Bakanı, kurul üyeliğinin Bakan Yardımcısı tarafından yürütülmesi gibi yargıyı yürütmeye bağımlı kılan birçok uygulama nedeniyle yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Yargı hizmetlerinin nitelikli bir şekilde verilebilmesi için birinci koşulun, hizmeti veren yargı emekçisinin ekonomik, özlük, sosyal ve demokratik haklarının idare tarafından tam olarak sağlanması gerektiğine vurgu yapan Devrim Mol,  BES’nın  görüş ve taleplerini sıraladı.  

BASINA VE KAMUOYUNA!

Demokrasi, hukuk ve adalet adına bugüne kadar ki tüm öğretilerin alt üst olduğu bir dönemde adli yıl açılışı gerçekleştirilmektedir.

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle beraber kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılması başta olmak üzere, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sinin, HSK’nın 4 kurul üyesinin partili Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi, HSK Başkanlığının Adalet Bakanı, kurul üyeliğinin Bakan Yardımcısı tarafından yürütülmesi gibi yargıyı yürütmeye bağımlı kılan birçok uygulama nedeniyle yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir.

Son olarak adli yıl açılış törenlerinin Beştepe’de yapılıyor olması savunmanın örgütü Baroları isyan ettirmiş ve Yargıtay’ın açılış davetine 51 ilin barosu katılmamıştır. Bununla da kalmayarak içerden de itirazlar yükselmeye başlamıştır. 20 Yargıtay üyesi Beştepe’de yapılacak olan adli yıl açılış törenine gitmeme kararı almıştır. Bir Yargıtay üyesi, açılışa gitmeme gerekçesini “Yürütmenin merkezi olan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde adli yıl açılışı yapmak yargı bağımsızlığını zedeler. Bir siyasi partinin genel başkanının gözetimi altında bu törenin yapılmasına karşıyız. Siyasilerin etkisinden uzak bir yerde tören yapılmalı” sözüyle açıklayarak, yargının siyasetin vesayetine girmesine olan itirazını dile getirmiştir.

Artık ülkemizde skandal niteliğinde hukuksuzlukların yaşanması olağan hale getirilmiştir. Son hukuksuzluk da 19 Ağustos tarihinde 31 Mart seçimlerinde %60’ın üzerinde oy alarak seçilmiş belediye başkanlarının idari işlemle görevlerinden alınarak yerlerine o illerin valilerinin atanmasıyla ortaya çıkmıştır. Seçmen iradesinin yok sayılarak hukukun tüm kural ve normları çiğnenip, haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmaksızın idari işlemlerle seçilmişlerin görevlerinden uzaklaştırılmaları hukuk ve demokrasi açısından tarihe kara bir gün olarak geçmiştir.

Diğer yandan kamudaki görevlerinden, haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri için yargı kapılarını kapatmıştır.  Anayasa Mahkemesi kararları hiçe sayılarak komisyonun ağzından çıkacak olanlar yargı kararıymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.

Değerli basın emekçileri;

Daha bu yılın haziran ayında Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı. “Reform” olarak sunulan belge ile şu an yargının da içinde olduğu genel hukuk düzeninde hangi skalada yer aldığımız açıkça görülmektedir. Demokratikleşmenin sağlanamadığı, hukuk devletinin rafa kaldırıldığı, hak ve özgürlüklerin yok edildiği, etkin bir adalet sisteminin olmadığı bir ülkede yargının da sürekli tartışma konusu olması kaçınılmazdır. Son kamuoyu yoklamalarında yargıya güven endeksinin %38’lere gerilediği görülmektedir.

Yargı emekçileri her reform paketi açıklandığında “acaba bizim de sorunlarımıza çözüm getirilir mi?” beklentisine girmektedir. Ancak yargı emekçilerinin ekonomik, özlük, sosyal haklarına yönelik sorunlar bu paketlerde yer bulamamaktadır. Son reform paketinde de yargı emekçileri yine görülmemiştir.

Reform adı altında sunulan pakette; yargılama hizmetlerinde performans ve verimliliği olumsuz yönde etkileyen sorunlardan birisi olarak, yazı işleri hizmetlerinin görüldüğü, bu hizmetlerin hızlandırılması, mahkeme yazı işleri müdürlüklerinin güçlendirilmesi, görev ve yetkilerinin genişletilerek kariyer meslek olarak yeniden yapılandırılması, Adalet komisyonlarının yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenmesi, Adalet okullarından mezun olanların öncelikli istihdam edilmesi, yargı teşkilatında sürekli ve zorunlu eğitim modeline geçilmesi, personel sayısının arttırılması belirtilmiştir.

Yargı emekçilerinin reform paketlerinde yer alış biçimleri sorunlarının çözümüyle değil “yargı hizmetlerinin etkili ve kaliteli bir şekilde yerine getirilmesi için iyi yetiştirilmesi gerektikleri” yönüyle geçiştirilmektedir. Oysa hizmet içi eğitimden önce asıl olarak göz önünde bulundurulması gereken işe alımlarda mülakat değil liyakate dayalı istihdamın yapılmasıdır.

Yargı hizmetlerinin etkili bir şekilde verilmesi kamu hizmeti açısından elbette önemlidir. Ancak bu hizmetin nitelikli verilebilmesi için birinci koşul, hizmeti veren yargı emekçisinin ekonomik, özlük, sosyal ve demokratik haklarının idare tarafından tam olarak sağlanmasıdır. 

Değerli basın emekçileri;

60 binin üzerinde yargı emekçisi kölece çalışma koşullarında yargı hizmeti üretmeye çalışıyor.  Bir uyuşmazlığın veya suçun yargıya intikal etmesinden yargı kararının infazına kadar geçen süreç yargı emekçilerinin omuzlarındadır.

Ülkemizde inşa edilen ve Avrupa’nın hatta Dünya’nın en büyük adliye sarayları olması ile övünülen adliyelerde yargı hizmeti üreten yargı emekçileri, öncelikle yoğun iş yükü ve idari baskı altında eziliyor. Yargı emekçilerinin sorunları, yapılan adalet saraylarının büyüklüğüyle yarışır hale gelmiştir.

Yargı alanındaki tüm olumsuzluklara rağmen, hakim, savcı, mübaşir, zabıt kâtibi, yazı işleri müdürü, sosyal çalışmacı, yardımcı hizmetli, teknisyen, şoför hep birlikte adalet hizmeti üretiyor. Ancak, adliye binalarında aynı çatı altında, hâkim ve savcılarla diğer yargı emekçileri arasında sınıfsal bir fark gibi yaşanan ayrımcılık, keyfi yönetim, kuralsız çalışma, horlanma, aşağılanma, itibarsızlaştırma vb. mobbing uygulamaları çalışma hayatını adeta cehenneme çeviriyor. Alındığı gün biten maaşlar, her geçen gün artan dava sayısına karşı azalan/eksik personelle hizmet vermeye çalışmak, bunca iş yüküne rağmen en küçük hatada disiplin soruşturması tehdidiyle karşılaşmak, kurumun “diğerleri” muamelesi yapılarak, yaşanan her olumsuzlukta hatada ilk gözden çıkarılan olmak, yargı emekçilerinin rutini haline getirilmiştir. 

Değerli basın emekçileri;

2020-2021 dönemi toplu iş sözleşmesi görüşmeleri yetkili sendika Memur Sen ve Hükümet arasında, gene buçuklu yüzdelik zamların konuşulduğu bir tiyatro gösterisine dönüştü. Memur-Sen teklifinde, 2020-2021 Toplu Sözleşmesinde taban aylığa seyyanen 200 TL, ilk yıl %8+7, ikinci yıl %6+6 zam ve 1. yıl %3, 2. yıl %2 refah payı talep etmişti. Toplamda %38 leri bulan zam teklifini en sonunda 2 yıl için toplamda %20 lere kadar düşürdü. Talepleri arasında yer alan 24 haziran seçimlerinden bu tarafa vaat edilen 3600 ek gösterge yok, vergi dilimi adaletsizliğine ilişkin hiç bir şey yok,ek ödemelerin emekli aylığına eklenmesine ilişkin birşey yok, liyakatı ortadan kaldıran mülakat uygulamasını savunan Memur-Sen’den yargı emekçilerinin ekonomik özlük haklarının düzeltilmesine ilişkin hiç bir şey yok. Bu taleplerden de vazgeçen yandaş sendika geldiği durumu gizlemek için göstermelik eylemlerle başta kendi üyeleri olmak üzere kamu emekçilerini yine kandırmaya, oyalamaya devam etmektedir.

Değerli basın emekçileri;

Görevde yükselme sınavlarındaki mülakat uygulaması kurumda ve adalet binalarında yaşanan en görünür adaletsizliklerden birisi haline gelmiştir. Girdiği üç yazılı sınavda da 85-90 puan alan bir yargı emekçisi, mülakat denilen torpil çarkında elenmektedir.

Yıllardır biriken sorunlara karşı, gerek Adalet Bakanlığı’nın, gerekse siyasi iktidarın vurdumduymazlığı, bırakın sorunların çözümünü, var olan sorunlara yeni sorunlar eklemeye devam etmektedir.

Yargı emekçisi olup, uğradığı haksızlığın, eşitsizliğin kendi kurumunda çözülememesi başlı başına büyük bir çelişkidir. Yapılması gereken Adalet Bakanlığı’nın yargı hizmetini bütün olarak değerlendirip yargı emekçilerinin sorunlarını adaletli bir şekilde çözme iradesinden geçmektedir.

Açlık sınırına yakın ücretler, olumsuz çalışma koşulları, iş güvencesinin ortadan kaldırılarak bir gecede KHK ile işinden edilme endişesi, ihraç edilenlerin dışarıda iş bulup yaşamlarını sürdürmelerine dahi izin vermeyen, açlıkla terbiye etmeye yönelik uygulamalar vb gibi nedenlerle kamu emekçileri ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak kıskaç altına alınmıştır. Bu kıskaç kamu emekçilerini her geçen gün intihara sürüklemektedir. İlan edilen OHAL’in yarattığı tahribat, yaşattığı acılar ortadadır. OHAL süresi boyunca yayınlanan KHK’larla işlerinden atılan kamu emekçilerinden 56’sı intihar ederek yaşamlarına son vermiştir. Soruyoruz siyasi iktidara, bunun telafisi mümkün müdür?

TALEPLERİMİZ NETTİR:

1- Yargı emekçilerine insanca yaşayacakları bir ücret için derhal ek zam verilmelidir.

2- Şu anda Ankara, İstanbul ve İzmir illeriyle sınırlı olmak üzere ödenen yol ücretleri, tüm yargı emekçilerine ödenmelidir.

3- Zabıt Katibi yargı emekçilerine VHKİ kadrosu verilmelidir.

4-Sözleşmeli istihdama son verilmeli, güvenceli istihdam esas alınmalı ve 4/B kadrosunda istihdam edilen yargı emekçileri 4/A kadrosuna geçirilmelidir.

5- Disiplin soruşturması yönünden 2802 sayılı Yasanın ilgili hükümleri kapsamından çıkarılarak yargı emekçilerinin de 657 sayılı Yasa kapsamında disiplin soruşturmasına tabi tutulması konularında düzenleme yapılmalıdır.

6- Fazla mesai ücretleri genişletilerek tüm yargı emekçilerine ödenmesi sağlanmalıdır.

7- Atama ve görevde yükselmelerde mülakat değil, liyakat esas alınmalıdır.

8- Artan iş yüküne karşın yeteri kadar personel alımı yapılması yerine yargı emekçileri üzerindeki baskı arttırılarak sorun çözülmeye çalışılmaktadır. Bu tür uygulamalardan vazgeçilerek yeterli personel istihdamı yapılmalıdır.

BES olarak; tüm yargı emekçilerinin taleplerinin sesi, sözü olduk. Yargı emekçileri için insanca yaşam ve insanca çalışma koşullarının yaratılması için, hukukun üstünlüğüne dayalı eşit, laik, demokratik, barışçıl bir adalet sistemi için mücadeleye devam edeceğiz.

Yargı emekçilerini, insanca yaşam, güvenceli iş, güvenli gelecek için verdiğimiz mücadelede, taleplerimizin karşılanması için tek ses olmaya ve Sendikamızda örgütlenmeye davet ediyoruz!

BES ANTALYA ŞUBE YÖNETİM KURULU

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here