Bir seçimi daha geride bıraktık. Oysa ne hayaller kurulmuştu. Bu sefer tamam. 16 yıllık AKP iktidarı sonlanacak. Daha iyi parlamenter bir sistem inşa edilecek. Yargı, yürütme ve yasama tek elden toplanmayacak. Demokratik mekanizmalar işleyecek. Toplumun her kesimi kucaklanacak. KHK ile işten atılmalar bitecek. İşten atılanlar geri dönecek… Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok olan haksız uygulamalar bitecek. Dahası gayri hukukilerden, hukuki hesap sorulacak…

Seçimde beklentiler ne kadar yüksekse , düş kırıklığı da o denli fazla oluyor. Bir gerçekliğin altını çizmekte yarar var. Bizim gibi ülkeler de seçimler hep umut olarak pompalanır. Halk da bu umuda kayıtsız kalmaz. Bu nedenle seçimlere katılma oranı hep yüksektir. Olağanüstü veya sıkıyönetim dönemlerinde (darbe dönemleri vs.)daha da yüksektir. Çünkü bireyin ve toplumun kendini ifade edeceği, örgütleneceği, eşit ve adil demokratik mekanizmalar ya yoktur veya sınırlıdır. Umudunu seçimlere bağlaması bundandır. Hiç değilse seçimlerde nisbi kazanımlar sağlayabileceğini düşünür. Toplumun bu umudu düzen siyasetçilerince, partilerince alabildiğince kullanılır. Seçim sonrası hüsran, kaos ve alt üst oluşlar hem seçmende hem partilerde yaşanır. Fırsatlar varsa değerlendirilmek istenir.

Oysa kendi iç dinamikleri ile kapitalizmin inşa edildiği ülkelerde burjuva demokrasisi güçlüdür. Rejim, kurallar ve normlar üzerine inşa edildiğinden yönetim değişikliği çoğu zaman hissedilmez bile. Seçimler dışında demokratik mekanizmalar açıktır. Dolayısıyla halkın kendini ifade etme, örgütlenme gibi araçları hep vardır. Bir nevi şarj-deşarj olanaklıdır. Bu gibi ülkelerde seçimlere katılma oranı hep düşüktür. Bu gerçekliği görmeyen kimi siyasiler seçime katılma oranının yüksekliği üzerinden demokrasi dersi dahi verirler.

Demek ki demokrasi sadece sandıktan çıkacak kadar tepeden inme birşey değildir. Demokrasi, sınıf mucadelesinin bir sonucu olarak kapitalizmin inşa süreciyle paralel gelişmiştir. Kapitalizmin emperyalizm aşamasıyla birlikte burjuvazinin ilerici rolünü kaybetmesiyle burjuva demokrasisi de ilerici barutunu tüketmiştir. Artık üretim araçlarına sahip olanlar değil, üretenler ilerici rollerini tarihsel olarak üstlenmiştir. Dolayısıyla umut ve hatta kurtuluş ezilen sınıfların mücadelesindedir. Sırtımızı yaslayacağımız adres budur. Bu da neo liberal siyasal islamcı yaşam dayatmasına karşı alternatif yaşam döngümüzü kominal kodlarla kurgulamaktan geçer. Belki yeni bir söylem ama yeniden birşey değil. Rüya bitti. Seçim de.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here