“Köle gibi eğitilenler, köle gibi yönetilirler ancak..”        George Bernard Shaw

 

Başbakan, ATV’nin haber kanalı olan A Haber’de Alevilerin sorunlarıyla ilgili soruyu yanıtlarken özetle şöyle diyor:

     “Alevilik, Hz. Ali’yi sevmekse ben hepsinden daha çok Alevi’yim. Ben, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, Karacaahmet Mezarlığı’nda mezarlığa zarar verecek çalışmalar yapılıyordu. Ben de kendilerine, 46 yerde ve Üsküdar’da cemevi yeri gösterdim. Tam tersine kaçak inşaat yaptılar.  O cemevi bir ucube olarak ve ruhsatsız yapıldı oraya.  O cemevi halen Karacaahmet  Türbesinin yanında ucube olarak duruyor. Ben de o davadan beraat ettim.”

     “Eğer biz Müslüman’sak, bir Alevinin de ibadethanesinin tek olması lazımdır. Aksi takdirde bu ayrımcılık; bölücülük olur. Alevilik dindir diyorlarsa çıksın bunu açıklasınlar.”

     İlk cümleden başlayalım: Bazı araştırmacılar, Aleviliğin İslamiyet’ten de önce var olan bir yaşam tarzı olduğunu söylüyorlar. Bunu yalnızca semahlara bakarak bile söylemek olası. Hz. Ali sevgisinin o dönemin iktidar savaşlarından zarar gören, ezilen taraf olarak da anlaşılır bir tarafı vardır. Hz. Ali’yi sevmek , İslamiyet’le doğrudan ilişkilendirilse bile,  ancak Aleviliğin giriş kapılarından biri olabilir. İşin özüne bakacak olursak, Alevilik’te , dinine, milliyetine bakmadan insana saygı duymak büyük yer tutar. İnsanlığı, “Bir musluktan su acı- tatlı olmaya” diye tanımlar. Yine Alevilik’te, ışık ve ateş kültü önemli yer tutar. Barış esastır. Savaşın, kavganın, kinin ve nefretin yeri yoktur.

Bu özellikler daha da çoğaltılabilir.

Nasıl ki “Ben Şaman’ım “ diyerek Şaman olunamıyorsa; Şaman bir ana-babadan olmak; o kültürü, yaşam tarzını, özümsemek ve ona uygun yaşamak gerekiyorsa, Alevilik’te de büyük ölçüde böyledir. Yani Alevi bir ana-babadan olmak ve Alevi yaşam kültürüne sahip olmak gerekir.

Ayrıca Alevilik’te dayatma yoktur. Herkesi olduğu gibi kabul etmek vardır. O nedenle, kendilerinin de olduğu gibi kabul edilmelerini isterler.  Yoksa, leyleğin ayaklarını, gagasını kesip “Şimdi kuşa döndün!” demeye benzer.

Dinlerin ve inançların iyi mi, kötü mü olduğu tartışılmaz. Herkesin inancı en azından kendine iyidir. Yeter ki şiddet içermesin ve dayatılmasın.

Konunun ikinci boyutuna gelince: Hiçbir inanç,ibadet ve kültür evi (cami, kilise, sinagog, cemevi vb.)  “ucube” değildir. Gerçekte ucube olan, sanatı ve sanatçıyı anlamayan; sanata ve sanatçıya destek vermeyen zihniyettir. Ucube olan bir yapının yıkılması, değiştirilmesi kolaydır. Ama ucube olan zihniyetin değiştirilmesi, düzeltilmesi çok zordur. Uzun bir süreç ve büyük çaba gerektirir.

Nitelikli bir devlet adamı, bütün dinlere ve inanışlara eşit uzaklıktadır. Dindar ve kindar nesil yetiştirmekle uğraşmaz. Çünkü bu söylemler aklı ermeyen; ayakları yere basmayan bazı insanların, farklı inanç gurupları üzerinde, şiddet uygulamalarının da nedeni olmaktadır. (Bunun en son örneği Malatya’nın Doğanşehir İlçesine bağlı Sürgü Beldesinde yaşandı.)

Bu ülkede,” din ve kin” yeni olgu bir değildir. Sonuçları da ortadadır. Cezaevlerindeki adi ve adli suç istatistiklerine bakınız. Çoğunun, din ve kin üzerinden hareket edenler olduğunu görürsünüz. Daha derinlere inerseniz, insanı suça iten nedenlerin dinden ve kinden farklı olduğunu da fark edersiniz.

Tüm bunlardan sonra, cami ve cemevi gerçeğine , daha geniş açıdan bakmak gerekir:

Türkiye’de 67.000 okul; 1.220 hastane; 6.300 sağlık ocağı; 85.000 cami vardır. Yani, 60.000 kişiye bir hastane, 350 kişiye bir cami düşmektedir. 77.000 doktor; 90.000 din görevlisi vardır.  Yani, 900 kişiye bir doktor; 780 kişiye bir din adamı düşmektedir. 13 devlet tiyatrosu; 78 adet resim, heykel, opera ve bale ile ilgili dernek varken 3.500 adet cami yaptırma derneği vardır.  Diyanet İşleri Başkanlığının 1.3 katrilyon tl. bütçesi varken, örneğin İç İşleri Bakanlığının  783 trilyon bütçesi vardır.

Karacaahmet’teki “ucube” cemevi de dahil olmak üzere İstanbul’da toplam  60 adet cemevi varken; 1.5 milyon nüfuslu Antalya’da, 1994’ten başlanıp halen bitirilememiş olan 1 cemevi vardır.

Hiçbir zaman tam anlamıyla var olmamış ; sürekli budanmaya çalışılan  laikliğin olduğu söylenen bir ülkede bunlar oldukça düşündürücüdür.

     En son yaşanan “ucube” olay da İzmir- Foça’daki patlamada şehit olan askerin cenazesinin Harami Dere Cemevi’nden alınarak camiye götürülmesidir.

     Neden? Anası, babası cemevindeki töreni yeterli mi bulmamıştır?  Askerler ve cenaze törenine katılan diğer devlet adamları cemevine mi girmek istememiştir?  Alevilerin ibadethane olarak gördükleri yeri  ibadethane olarak kabul mu etmemişlerdir.  Yoksa, dinden- imandan çıkacaklarını mı düşünmüşlerdir?

     Oysa biz bilir ve inanırız ki din-iman o kadar eğreti bir şey değildir. Asıl eğretilik  bozuk zihniyettedir. Asıl bölücülük de budur!..                                                               

 

    

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here